<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312</id><updated>2012-02-12T14:15:32.585-08:00</updated><category term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 1'/><category term='6.Sınıf Matematik'/><category term='Coğrafya 5'/><category term='Matematik 3'/><category term='Dil ve Anlatım 8'/><category term='Tarih 3'/><category term='Kimya'/><category term='Edebiyat testi 8'/><category term='4.Sınıf Türkçe Karışık Tesler'/><category term='Sosyoloji 1'/><category term='Tc. İnkilap Tarihi 1'/><category term='Fizik 2'/><category term='sosyal'/><category term='1.2.3. SINIF TÜRKÇE'/><category term='Matematik'/><category term='Dil ve Anlatım 4'/><category term='Fizik'/><category term='Biyoloji 2'/><category term='Tarih Soru ve Cevap'/><category term='Edebiyat testi 4'/><category term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><category term='Coğrafya 2'/><category term='Matematik 2'/><category term='Sosyoloji 2'/><category term='Biyoloji 5'/><category term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Soru ve Cevap'/><category term='Edebiyat testi 7'/><category term='Dil ve Anlatım 7'/><category term='İngilizce 1'/><category term='Fizik 5'/><category term='Matematik 5'/><category term='Tarih 6'/><category term='Dil ve Anlatım 1'/><category term='2.Sınıf Türkçe'/><category term='Tarih'/><category term='Coğrafya 3'/><category term='Biyoloji 3'/><category term='Türkçe soru ve Cevap'/><category term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 5'/><category term='3.sınıf Matematik'/><category term='Fizik 4'/><category term='Dil ve Anlatım 5'/><category term='Fizik 1'/><category term='Fen ve Teknoloji'/><category term='3.Sınıf Hayat Bilgisi'/><category term='1.2.3. SINIF MATEMATİK'/><category term='Matematik Soru ve Cevap'/><category term='2.Sınıf Hayat Bilgisi'/><category term='Edebiyat testi 3'/><category term='Mantık 1'/><category term='hirece'/><category term='Matematik 4'/><category term='Edebiyat testi 6'/><category term='İngilizce 3'/><category term='Tarih 2'/><category term='4.Sınıf Sosyal Bilgiler Testi'/><category term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><category term='6.Sınıf Fen ve Teknoloji'/><category term='Tarih 5'/><category term='1.2.3. SINIF HAYATBİLGİSİ'/><category term='2.Sınıf Matematik'/><category term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 2'/><category term='Dil ve Anlatım 2'/><category term='Felsefe 1'/><category term='8.Sınıf T.C. ve İnkilkap Tarihi'/><category term='4.Sınıf Türkçe Testi'/><category term='Mantık 2'/><category term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 4'/><category term='3.Sınıf Türkçe'/><category term='Fizik 3'/><category term='Coğrafya 4'/><category term='Edebiyat testi 2'/><category term='Tc. İnkilap Tarihi 2'/><category term='Coğrafya'/><category term='Biyoloji 4'/><category term='Dil ve Anlatım 6'/><category term='4.Sınıf Fen Bilgisi Testi'/><category term='Dil ve Anlatım 3'/><category term='Biyoloji 1'/><category term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><category term='Edebiyat testi 1'/><category term='Tarih 4'/><category term='İngilizce 2'/><category term='İngilizce Soru ve Cevap'/><category term='Felsefe 2'/><category term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi 3'/><category term='Türkçe'/><category term='Tarih 1'/><category term='Coğrafya 1'/><category term='Matematik 1'/><category term='4.Sınıf Matematik Testi'/><category term='Edebiyat testi 5'/><title type='text'>Online testler,Online test çöz,Online sınav,Online sınav çöz,Online soru,Online soru çöz</title><subtitle type='html'>Online testler,Online test çöz,Online sınav,Online sınav çöz,Online soru,Online soru çöz,interaktif soru,interaktif sınav</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>SIZINTILAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05910997341829555888</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>817</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-6715565813047851677</id><published>2012-02-12T13:55:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T14:00:51.585-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>joseph-nicephore niepce'nin çektiği tarihin ilk fotoğrafı neyin fotoğrafıdır?</title><content type='html'>evini manzarası&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-6715565813047851677?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/6715565813047851677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/joseph-nicephore-nin-cektigi-tarihin.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6715565813047851677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6715565813047851677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/joseph-nicephore-nin-cektigi-tarihin.html' title='joseph-nicephore niepce&apos;nin çektiği tarihin ilk fotoğrafı neyin fotoğrafıdır?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-7975577944710114435</id><published>2012-02-12T13:51:00.000-08:00</published><updated>2012-02-12T13:54:34.448-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>euronun simgesi</title><content type='html'>€ - Yunanca epsilon harfinden esinlenilmiştir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-7975577944710114435?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/7975577944710114435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/euronun-simgesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7975577944710114435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7975577944710114435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/euronun-simgesi.html' title='euronun simgesi'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-6579379892898063412</id><published>2012-02-07T14:01:00.000-08:00</published><updated>2012-02-07T14:04:56.861-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Su çiçeği hastalığı hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Hemen her yaştaki çocuklarda sık görülen döküntülü hastalıklardan birisi olan suçiçeği, döküntü dışında ateş, hafif baş ağrısı, iştahta azalma ve halsizlik ile kendisini belli eder. Sağlıklı çocuklarda çok daha hafif seyreden hastalık, aşı ile önelenebilir.&lt;br /&gt;Suçiçeği, varicella virüsünün neden olduğu bir bulaşıcı hastalıktır. Tek enfeksiyon kaynağı insandır. Daha çok okul çağında görülmekle birlikte, her yaşta görülebilir. En iyi bilinen bulgusu döküntüdür. Döküntü, başta ve sırtta başlar, 3-4 gün içinde hızla yayılarak tüm vücudu kaplayabilir.&lt;br /&gt;Döküntünün 3 evresi vardır:&lt;br /&gt;vÖnce küçük kırmızı, kaşıntılı kabarcıklar oluşur,&lt;br /&gt;vArdından her bir kabarcığın içi şeffaf bir sıvıyla dolar,&lt;br /&gt;vKabarcıklar büyür, kabuklanır ve dökülür. Her bir kabarcık kabuklanıncaya kadar çocuk bulaştırıcıdır. Bu da, döküntünün başlangıcından itibaren yaklaşık 10 günlük bir süreye karşılık gelir. Döküntünün, saçlı deride, ağız içinde ve genital organlarda da çıkması, çocuğu çok rahatsız edebilir. Döküntü dışındaki bulguları şöyle sıralayabiliriz: Ateş, hafif baş ağrısı, iştahta azalma, halsizlik. Kimi çocuklarda suçiçeği çok hafif seyreder ve hastalık süresince çocuk kendini çok iyi hisseder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SUÇİÇEĞİ OLAN ÇOCUĞA NASIL BİR BAKIM GEREKLİDİR?&lt;br /&gt;Kaşıntının Önlenmesi: Kaşıntı, özellikle akşamları artar ve çocuğu en çok rahatsız eden bulgudur. Yaşına uygun bir anti-histaminikle belirgin, rahatlama sağlanabilir (Benadryl, Tavegyl, Atarax, Zyrtec gibi ilaçlardan doktorun seçeceği biri).&lt;br /&gt;Losyon kullanımı: Kaşıntının önlenmesinde yarar sağlarlar.&lt;br /&gt;Ateş kontrolü: İlk seçilecek ilaç, çocuğun kilosuna göre parasetamoldür (Calpol, Termalgine, Tylol, Tamol vb). Aspirin suçiçeğinde kesinlikle kullanılmamalıdır.&lt;br /&gt;Yeterli sıvı verilmesi: İştah azalmasına bağlı olarak su kaybı olabilir. Bunu önlemek için, çocuk olabildiğince sıvı ağırlıklı hafif gıdalarla beslenmelidir. Acılı, baharatlı yiyecekler ve karbonatlı içeceklerden kaçınılmalıdır. Çocuğu, ağrı kesici sonrasında ağrıları azaldıktan sonra beslemek daha kolaydır. &lt;br /&gt;Döküntünün mikrop kapmasının önlenmesi: Öncelikle su dolu keseciklerin patlatılmasını önlemeye çalışmak gerekir. Küçük çocuklarda geceleri pamuklu eldiven giydirmek yararlı olabilir. Suçiçeği döküntüsü, ciltte 6-12 ayda kaybolan koyu renk bir iz bırakır. Yeterli özen gösterilmeyen ve mikrop alan kabarcıklar, kalıcı iz bırakabilir.&lt;br /&gt;Kıyafet: Hafif giydirmek ve sık kıyafet değiştirmek, çocuğu rahatlatır.&lt;br /&gt;Bulaşıcılık: Suçiçeği, çok bulaşıcı bir hastalıktır. Öksürük ve yakın temasla, hava yoluyla bulaşır. Hastalık bulaştıktan 10-21 gün sonra belirtiler ortaya çıkar. Döküntüden 1-2 gün önce de, bulaştırıcılık başlar. Sağlıklı çocuklar suçiçeğini genellikle hafif atlatır. Nadir de olsa, menenjite varan ciddi komplikasyonlar görülebilir. Suçiçeğinin aşısı vardır ve 12. ayda tek doz aşı koruyuculuk için yeterlidir. Ülkemizde suçiçeği aşısı, Okavax ve Varilrix adlarıyla piyasada bulunmaktadır. Daha önceden suçiçeği geçirmemiş ve suçiçeği ile temas etmiş hamileler, kalp, böbrek, şeker hastalığı olanlar ve bağışıklık sistem hastalığı olanlar, temas sonrası hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE ZAMAN DOKTORU TEKRAR ARAMALI?&lt;br /&gt;vDöküntülerin etrafında kızarıklık, şişlik, hassasiyet, iltihaplanma olursa, &lt;br /&gt;vDehidratasyon (su kaybı) bulguları görülürse,&lt;br /&gt;vDalgınlık, uykuya eğilim, kolayca uyandırılamama, halüsinasyonlar görülürse,&lt;br /&gt;vCiddi baş ağrısı, ense sertliği/ağrısı ve sırt ağrısı başlarsa,&lt;br /&gt;vTekrarlayan kusmalar olursa,&lt;br /&gt;vÇocuğa yeterli sıvı verilemezse,&lt;br /&gt;vNefes alma güçlüğü, sık nefes alıp verme, göğüs ağrısı, hırıltılı nefes alma, şiddetli öksürük varlığında,&lt;br /&gt;vDengesiz yürüyüş ve güçsüzlük/halsizlik gelişirse,&lt;br /&gt;vAteş 4. gün hala düşmemişse,&lt;br /&gt;vGözlerde kızarıklık, ağrı, görme bozukluğu olursa,&lt;br /&gt;vÇocuk hastalık başlangıcına göre daha "hasta" görünüyorsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr.Bingül Pektaş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-6579379892898063412?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/6579379892898063412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/su-cicegi-hastalg-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6579379892898063412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6579379892898063412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/su-cicegi-hastalg-hakknda-bilgi-verir.html' title='Su çiçeği hastalığı hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4153624673673541436</id><published>2012-02-07T13:54:00.001-08:00</published><updated>2012-02-07T13:55:20.580-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Güneş kaç yaşındadır?</title><content type='html'>Bizim güneş sistemimizde bulunan Güneşin yaşı, Ünlü bilim adamları tarafından aşağı yukarı 4,6 milyar yaşında olduğu tahmin ediliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4153624673673541436?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4153624673673541436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/gunes-kac-yasndadr_07.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4153624673673541436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4153624673673541436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/gunes-kac-yasndadr_07.html' title='Güneş kaç yaşındadır?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-7583811459788228178</id><published>2012-02-07T13:54:00.000-08:00</published><updated>2012-02-07T13:55:19.788-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Güneş kaç yaşındadır?</title><content type='html'>Bizim güneş sistemimizde bulunan Güneşin yaşı, Ünlü bilim adamları tarafından aşağı yukarı 4,6 milyar yaşında olduğu tahmin ediliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-7583811459788228178?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/7583811459788228178/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/gunes-kac-yasndadr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7583811459788228178'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7583811459788228178'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/gunes-kac-yasndadr.html' title='Güneş kaç yaşındadır?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-8367163086335040753</id><published>2012-02-07T13:50:00.000-08:00</published><updated>2012-02-07T13:54:19.359-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Matematik Soru ve Cevap'/><title type='text'>Çokgenlerin iç açıları toplamı nedir?</title><content type='html'>ÇOKGENLERİN İÇ AÇILARI TOPLAMI &lt;br /&gt;Çizilen farklı çokgenler yardımı ile , çokgenlerin iç açıları toplamını belli bir kurala bağlama. &lt;br /&gt;1 ) Öğrencilerden bilgisayarda açtıkları sayfaya herhangi bir beşgen, altıgen, yedigen, sekizgen çizmeleri istenir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a) Çizdikleri üçgenlerin herhangi bir köşesini tepe noktası, çokgenin kenarını taban kabul eden üçgenler çizmeleri istenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;b) Öğrencilere çokgenlerden kaçar üçgen elde ettikleri ve burada bir şeyin dikkatlerini çekip çekmediği sorulur. Her türlü çokgen için kenar sayısının iki eksiği kadar üçgen oluştuğu cevabı gelince çocuklardan bu çokgenlerin içindeki üçgenlerin iç açıları toplamlarını bulmaları istenir.&lt;br /&gt;x 180 = 540 4 x 180 = 720 5 x 180 = 900 6 x 180 = 1080 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Çokgenlerin kenar sayısına n dersek, buldukları sonuçlardan yararlanarak bir genellemeye varılıp varılamayacağı sorulur. Sonuç olarak (n-2) x 180 cevabının gelmesi beklenir.&lt;br /&gt;2 ) Öğrencilerden bilgisayarlarında yeni bir sayfa açmaları istenir. Yeni açtıkları sayfaya yine birer beşgen, altıgen, yedigen ve sekizgen çizmeleri istenir. &lt;br /&gt;a) Çizdikleri çokgenlerin içinde bir nokta seçip, çokgenlerin kenarlarını taban kabul eden üçgenler çizmeleri istenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;b) Çocuklara üçgenlerin iç açıları yardımı ile çokgenlerin iç açılarını bulup bulamayacakları sorulur. Cevap olarak üçgenlerin iç açıları toplamının çokgenlerin iç açıları toplamından 360 derece fazladır yanıtının gelmesi beklenir. Bunun nedeni sorulur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c) Bu sonuçlardan bir genellemeye varılıp varılamayacağı sorulur. n x 180 – 360 =( n – 2 ) x 180 Cevabı beklenir. &lt;br /&gt;3 ) Her iki durumda da ulaşılan bağıntının aynı olduğu söylenir. n kenarlı dışbükey çokgenin iç açıları toplamı ( n – 2 ) x 180 teoremi ile bulunacağı ifade edilir. 4 ) Öğrencilerden dokuzgen ve onikigenin iç açıları toplamını bulmaları istenir. Dokuzgen için : &lt;br /&gt;( 9 – 2 ) x 180 =1260 &lt;br /&gt;Onikigen için : &lt;br /&gt;(12 – 2 ) x 180 =1800 &lt;br /&gt;(n-2).180 Formülünde n yerine kenar sayısı konularak hesaplanır. (7-2).180 = 5.180 = 900 derecedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-8367163086335040753?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/8367163086335040753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/cokgenlerin-ic-aclar-toplam-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8367163086335040753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8367163086335040753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/cokgenlerin-ic-aclar-toplam-nedir.html' title='Çokgenlerin iç açıları toplamı nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5391796381379067945</id><published>2012-02-07T13:49:00.000-08:00</published><updated>2012-02-07T13:50:47.525-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Saat'in dönüş yönü neden negatif yön olarak bilinir?</title><content type='html'>Saatlerin Dönüş Yönü Neden Sağa Doğrudur&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun nedeni İlk olarak eski Mısırlılara dayandırılmaktadır, ilk mısırlılar güneşin her gün düzenli bir hareketle doğup, belirli zamanlarda gökyüzünün aynı noktalarında bulunup, battığını gözlemlediler ve bunun bir günü zaman parçalarına ayırmada kullanılabileceğini keşfettiler.&lt;br /&gt;Böylece güneşin bu hareketinden yararlanarak ilk güneş saatini yaptılar. Bu saat, meydanlık bir yere yüksek bir taş koymak ve güneşin hareketi sırasında,bu taşın gölgesini takip etmekten ibaretti.&lt;br /&gt;Mısır, konumu itibari ile kuzey yarım kürede fakat ekvatora da yakın bir ülke olduğundan, güneş doğduğunda, gölge hemen tam batıda oluşuyor, güneş yükseldikçe gölge kuzeye, yani sağa doğru hareket ederek, güneş batışında doğu yönüne ulaşıyordu. &lt;br /&gt;Yani gölge bugünkü tüm saatlerin akrep ve yelkovanında olduğu gibi soldan sağa doğru dönüyordu. Daha sonraları, pendulumlu, pilli saatlerde de yön değişmedi, hatta sağa doğru dönüşler saat yönüne dönüş diye adlandırılır oldu.&lt;br /&gt;Avustralya gibi ekvatorun güneyindeki ülkelerde, güneş doğarken taşın gölgesi güneye düşer ve güneş yükseldikçe sola doğru dönüş yapar. İlk saat orada keşfedilseydi, bugün akrep ve yelkovan ters yönde dönüyor olabilirdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5391796381379067945?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5391796381379067945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/saatin-donus-yonu-neden-negatif-yon.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5391796381379067945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5391796381379067945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/02/saatin-donus-yonu-neden-negatif-yon.html' title='Saat&apos;in dönüş yönü neden negatif yön olarak bilinir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-9049384654215530562</id><published>2012-01-15T11:09:00.001-08:00</published><updated>2012-01-15T11:10:56.903-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='8.Sınıf T.C. ve İnkilkap Tarihi'/><title type='text'>Atatürk'ün Samsun'a çıkışı ve Amasya Genelgesi</title><content type='html'>&lt;title&gt;11.SİNİF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ SORULARI&lt;/title&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;table border="0"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;    &lt;td colspan="2" style="width: 170px;" valign="top"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;  &lt;td style="width: 650px;" valign="top" width="604"&gt;&lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;1. Milli&amp;nbsp;&amp;nbsp;Mücadelenin başlangıcı sayılan olay aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br /&gt;A) Mondros Ateşkes Anlaşması&lt;br /&gt;B) İzmir’in işgali&lt;br /&gt;C) Atatürk’ün Samsun’a çıkması&lt;br /&gt;D) Paris Konferansı&lt;br /&gt;&amp;nbsp;2. Atatürk hangi görev gereği Samsun’a çıkmıştı?&lt;br /&gt;A) Ordu Müfettişi&lt;br /&gt;B) Ateşe&lt;br /&gt;C) Ordu Komutanı&lt;br /&gt;D) Baş Komutan&lt;br /&gt;3. Mustafa Kemal Atatürk hangi unvanla Samsun a çıkmıştır?&lt;br /&gt;A) Kurmay Yüzbaşı&lt;br /&gt;B) 9.Ordu müfettişi&lt;br /&gt;C) Binbaşı&lt;br /&gt;D) Yarbay&lt;br /&gt;4. 19 Mayıs 1919 ‘da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in gerçekleştirmek istediği asıl amaç hangisidir?&lt;br /&gt;A) Anadolu’da çıkan ayaklanmaları bastırmak&lt;br /&gt;B) Padişahın isteklerini yerine getirmek&lt;br /&gt;C) Milli mücadeleyi başlatmak&lt;br /&gt;D) Ülkeyi kurtarmak için cemiyetler kurmak&lt;br /&gt;5. 19 Mayıs&amp;nbsp;1919’&amp;nbsp;da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişliği imzasıyla ilk genelgesini bütün yurttaki askeri ve sivil makamlara göndermiştir&amp;nbsp;&amp;nbsp;Mustafa Kemal’in Mondros Ateşkes Antlaşmasına ilk tepkisi hangisi ile olmuştur?&lt;br /&gt;A) Amasya Genelgesi&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;B) Erzurum Kongresi&lt;br /&gt;C) Havza Genelgesi&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;D) Sivas Kongresi&lt;br /&gt;6.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Mustafa Kemal, ordu müfettişi olarak Samsun'a çıktığında bir rapor hazırlamıştır. Raporunda, yurtta birçok yerin işgal altında olduğunu ve Türk milletinin yabancı yönetimler altında yaşayamayacağını ve bu durumdan bir an önce kurtulmak gerektiğini dile getirmiştir.&lt;br /&gt;Mustafa Kemalin, bu raporla İstanbul Hükümetine vermek istediği mesajlar arasında aşağıdakilerden hangisi yoktur?&lt;br /&gt;A) Türk halkının işgallere tepki duyduğu&lt;br /&gt;B) Türk halkının bağımsız yaşama arzusunda olduğu&lt;br /&gt;C)&amp;nbsp;&amp;nbsp;İşgallere karşı mücadelenin başlatılması gerektiği&lt;br /&gt;D)&amp;nbsp;&amp;nbsp;Büyük Devletlerin himayesi altına girmek gerektiği&lt;br /&gt;7. Mustafa Kemal Samsun’a giderken gizli amacı neydi?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;A) Milli mücadeleyi başlatmak.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;B) 9. Ordu müfettişliği görevini yerine getirmek,&lt;br /&gt;&amp;nbsp;C) Temsil Heyeti’ni oluşturmak,&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;D) Sivas Kongresi’ni düzenlemek&lt;br /&gt;8. Mustafa Kemal Samsun’a çıktıktan sonra Havza ve Amasya’da genelgeler yayımlamış, çeşitli illerde kongreler düzenlemiştir. Böyle bir çabayla Mustafa Kemal aşağıdakilerden hangisini amaçlamış olamaz?&lt;br /&gt;A) Türk Milletini düşman işgaline karşı uyarmak&lt;br /&gt;B) İstanbul hükümetinin devamını sağlamak&lt;br /&gt;C )Milli birliği sağlamak&lt;br /&gt;D) Vatanı düşmanlardan kurtarmak&lt;br /&gt;9. M. Kemal’in Samsun’a gönderilme sebebi aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br /&gt;A) Bölgedeki Türk halkının direnişini durdurmak&lt;br /&gt;B) Bölgedeki İngilizlere yardım etmek&lt;br /&gt;C) Bölgenin Rumlara verilmesini sağlamak&lt;br /&gt;D) Bölgedeki halkı işgallere karşı örgütlemek&lt;br /&gt;10.&amp;nbsp;&amp;nbsp;22 Haziran 1919'da yayımlanan Amasya Genelgesi'nde '' Ulusun geleceğini yine&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;ulusun&amp;nbsp;&amp;nbsp;kendi iradesi belirleyecektir '' maddesi özellikle neyi işaret etmektedir?&lt;br /&gt;A) Ayaklanma çıkaranların cezalandırılması&lt;br /&gt;B) Ulusal direniş cemiyetlerinin birleştirilmesi&lt;br /&gt;C) Yönetim şeklinin değiştirilmesi&lt;br /&gt;D) Kuva-ı Milliye birliklerinin kurulması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;iframe allowtransparency="true" frameborder="0" height="60" hspace="0" id="aswift_2" marginheight="0" marginwidth="0" name="aswift_2" onload="var i=this.id,s=window.google_iframe_oncopy,H=s&amp;amp;&amp;amp;s.handlers,h=H&amp;amp;&amp;amp;H[i],w=this.contentWindow,d;try{d=w.document}catch(e){}if(h&amp;amp;&amp;amp;d&amp;amp;&amp;amp;(!d.body||!d.body.firstChild)){if(h.call){i+='.call';setTimeout(h,0)}else if(h.match){i+='.nav';w.location.replace(h)}s.log&amp;amp;&amp;amp;s.log.push(i)}" scrolling="no" vspace="0" width="468"&gt;&lt;/iframe&gt;  &lt;br /&gt;11. Amasya Genelgesinde Mustafa Kemal '' Milletin geleceğini , yine milletin azim ve kararı&amp;nbsp;&amp;nbsp;belirleyecektir.'' çağrısına karşı Türk milletinin verdiği ilk tepki hangisi olmuştur?&lt;br /&gt;A) Düzenli orduya katılmak&lt;br /&gt;B) İstanbul Hükümetinin isteğini kabul etmek&lt;br /&gt;C) İşgallere karşı protestolar düzenlemek&lt;br /&gt;D) Dış ülkelerin himayesini istemek&lt;br /&gt;12&amp;nbsp;&amp;nbsp;Mustafa Kemal’in Amasya Genelgesi’ni yayımlamasının asıl amacı aşağıdakilerden hangisidir?&lt;br /&gt;A)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Halife ile mücadele etmek&lt;br /&gt;B)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Anadolu’da milli mücadeleyi başlatmak&lt;br /&gt;C)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;İstanbul hükümetin durumunu tartışmak&lt;br /&gt;D)&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Kuva-yi Milliye gruplarını bir araya toplamak&lt;br /&gt;13. Kurtuluş Savaşı’nın amaç, gerekçe ve yöntemi belirlenerek milli mücadeleyi tüm yurda mal etmek üzere ilk çağrı yapıldı ve Kurtuluş Savaşı bireysel ve bölgesel bir mücadele olmaktan çıkarıldı.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;Yukarıdaki ifade aşağıdakilerden hangisi ile ilgilidir?&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;A) Erzurum Kongresi&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;B) Amasya Genelgesi&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;C) Sivas Kongresi&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;D) Havza Genelgesi&lt;br /&gt;14.&amp;nbsp;&amp;nbsp;Amasya Genelgesi’nde aşağıdakilerden hangisi belirtilmemiştir?&lt;br /&gt;A) Milli Mücadele’nin idare merkezi&lt;br /&gt;B) Milli Mücadele’nin gerekçesi&lt;br /&gt;C) Milli Mücadele’nin amacı&lt;br /&gt;D) Milli Mücadele’nin yöntemi&lt;br /&gt;15. Aşağıdakilerden hangisinde ilerde rejimin değişeceğinin ilk sinyali verilmiştir?&lt;br /&gt;A)Amasya Genelgesi&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;B)Erzurum Kongresi&lt;br /&gt;C)Sivas Kongresi&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;D)Amasya Görüşmesi&lt;br /&gt;16.Milli Mücadelenin ancak milletçe kazanılabileceği ve Türk Milletine, milli egemenliği eline alması gerekliliği ilk defa aşağıdakilerden hangisiyle belirtilmiştir?&lt;br /&gt;A)Erzurum Kongresi&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;B)Amasya Genelgesi&lt;br /&gt;C)Sivas Kongresi&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;br /&gt;D)Osmanlı Mebusan Meclisi&lt;br /&gt;17. Amasya genelgesinde yer alan “ Askeri ve sivil örgütler hiçbir şekilde değiştirilmeyecek, komuta ve yönetim kesinlikle başkalarına devredilmeyecektir” hükmü ile ulaşılmak istenen amaçlar arasında aşağıdakilerden hangisi gösterilemez?&lt;br /&gt;A) Ülke bütünlüğünü sağlamak&lt;br /&gt;B) Mondros Ateşkes Antlaşmasına karşı konulmasını sağlamak&lt;br /&gt;C) İstanbul hükümeti ile uyumlu bir çalışma ortamı sağlamak&lt;br /&gt;D) İşgalci güçlere teslimiyeti engellemek&lt;br /&gt;18. Aşağıdakilerden hangisi Amasya Genelgesinin Kurtuluş Savaşımızdaki yerini ve önemini vurgulayan özelliklerden biri değildir?&lt;br /&gt;A) Kurtuluş Savaşının amacını ve yönetimini belirtmesi&lt;br /&gt;B) Ulusal egemenliğe yer veren ilk belge olması&lt;br /&gt;C) Ulusal sınırlarımızı belirlemesi&lt;br /&gt;D) Kurtuluş Savaşının gerekçesini belirlemesi&lt;br /&gt;19. Amasya Genelgesi’nde “ Milletin durumunu göz önünde bulundurmak ve haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etki ve denetimden uzak ulusal bir kurulun varlığı gereklidir” maddesiyle aşağıdakilerden hangisinin ilk işareti verilmiştir?&lt;br /&gt;A) TBMM’nin&amp;nbsp;&amp;nbsp;açılması&lt;br /&gt;B) Osmanlı Mebusan Meclisinin Toplanması&lt;br /&gt;C) Düzenli Ordunun kurulması&lt;br /&gt;D) Kuvayi&amp;nbsp;&amp;nbsp;Milliye’nin oluşturulması&lt;br /&gt;20. Amasya Genelgesi’nde “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Maddesiyle aşağıdakilerden hangisi belirlenmiştir?&lt;br /&gt;A) Kurtuluş Savaşı’nın amacı&lt;br /&gt;B) Kurtuluş Savaşı’nın gerekçesi&lt;br /&gt;C) Kurtuluş Savaşı’nın yöntemi&lt;br /&gt;D) Kurtuluş Savaşı’nın sonucu&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;style&gt;#fixed2 { PADDING-RIGHT: 10px; PADDING-LEFT: 10px; RIGHT: 10px; PADDING-BOTTOM: 10px; PADDING-TOP: 10px; POSITION: fixed; ; POSITION: expression("absolute"); TOP: 10px; ; TOP: expression(eval(document.body.scrollTop)+10); BACKGROUND-COLOR: threedlightshadow}&lt;/style&gt;&lt;br /&gt;&lt;div id="fixed2"&gt;&lt;table border="0" bordercolor="#111111" cellpadding="0" cellspacing="0" height="528" style="border-collapse: collapse; height: 501px; left: 2px; top: 2px; width: 221px;"&gt;  &lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr style="background-color: mintcream;"&gt;&lt;td width="100%"&gt;&lt;form name="f"&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: Verdana; font-size: small;"&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;1.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;input name="c1" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c1" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c1" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c1" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;                  2.&amp;nbsp; &lt;input name="c2" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c2" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c2" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c2" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;3.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;input name="c3" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c3" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c3" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c3" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;4.&amp;nbsp; &lt;input name="c4" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c4" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c4" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c4" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;5.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;input name="c5" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c5" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c5" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c5" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;6.&amp;nbsp; &lt;input name="c6" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c6" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c6" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c6" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;7.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;input name="c7" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c7" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c7" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c7" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;                  8.&amp;nbsp; &lt;input name="c8" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c8" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c8" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c8" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;9.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;input name="c9" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c9" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c9" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c9" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;10.&lt;input name="c10" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c10" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c10" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c10" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;11.&lt;/span&gt;&lt;input name="c11" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c11" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c11" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c11" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;12.&lt;input name="c12" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c12" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c12" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c12" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;13.&lt;/span&gt;&lt;input name="c13" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c13" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c13" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c13" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;14.&lt;input name="c14" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c14" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c14" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c14" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;15.&lt;/span&gt;&lt;input name="c15" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c15" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c15" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c15" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;16.&lt;input name="c16" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c16" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c16" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c16" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;17.&lt;/span&gt;&lt;input name="c17" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c17" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c17" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c17" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;18.&lt;input name="c18" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c18" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c18" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c18" type="radio" /&gt;D) &lt;br /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;19.&lt;/span&gt;&lt;input name="c19" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;A) &lt;/span&gt;&lt;input name="c19" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;B) &lt;/span&gt;&lt;input name="c19" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;C) &lt;/span&gt;&lt;input name="c19" style="background-color: #ccffcc;" type="radio" /&gt;&lt;span style="background-color: #ccffcc;"&gt;D)&lt;/span&gt; &lt;br /&gt;20.&lt;input name="c20" type="radio" /&gt;A) &lt;input name="c20" type="radio" /&gt;B) &lt;input name="c20" type="radio" /&gt;C) &lt;input name="c20" type="radio" /&gt;D)&lt;script type="text/javascript"&gt;function sistem(){ var n=0;if (document.f.c1[2].checked == true) n+=1;if (document.f.c2[0].checked == true) n+=1;if (document.f.c3[1].checked == true) n+=1;if (document.f.c4[2].checked == true) n+=1;if (document.f.c5[2].checked == true) n+=1;if (document.f.c6[3].checked == true) n+=1;if (document.f.c7[0].checked == true) n+=1;if (document.f.c8[1].checked == true) n+=1;if (document.f.c9[0].checked == true) n+=1;if (document.f.c10[2].checked == true) n+=1;if (document.f.c11[2].checked == true) n+=1;if (document.f.c12[1].checked == true) n+=1;if (document.f.c13[1].checked == true) n+=1;if (document.f.c14[0].checked == true) n+=1;if (document.f.c15[0].checked == true) n+=1;if (document.f.c16[1].checked == true) n+=1;if (document.f.c17[2].checked == true) n+=1;if (document.f.c18[2].checked == true) n+=1;if (document.f.c19[0].checked == true) n+=1;if (document.f.c20[0].checked == true) n+=1;document.f.sonuc.value="   D :  "+n+"     Y :  "+eval(20-n)+"     NOTUN: "+n*5;           }&lt;/script&gt;       &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;              &lt;input onclick="sistem();" style="background-color: #cc0000; color: #eeeeee; font-family: verdana; font-size: 13px;" type="button" value="SONUCU DEĞERLENDİR" /&gt;              &lt;input gtbfieldid="56" name="sonuc" size="30" style="color: #3300cc;" /&gt;               &lt;input style="background-color: #cc0000; color: #eeeeee; font-family: verdana; font-size: 12px;" type="reset" value="      YENİLE      " /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color: red;"&gt;&lt;strong&gt;Hazırlayan:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color: #333399;"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/www.dindersi.biz"&gt;dindersi.biz&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;/form&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;script language="JavaScript1.2"&gt;&lt;/script&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;center&gt;&lt;/center&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: medium;"&gt;&lt;select id="Gap2"&gt; &lt;option&gt;&lt;/option&gt;&lt;/select&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-9049384654215530562?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/9049384654215530562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ataturkun-samsuna-cks-ve-amasya.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/9049384654215530562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/9049384654215530562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ataturkun-samsuna-cks-ve-amasya.html' title='Atatürk&apos;ün Samsun&apos;a çıkışı ve Amasya Genelgesi'/><author><name>SIZINTILAR</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05910997341829555888</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-7566188798648992306</id><published>2012-01-14T12:58:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T12:59:47.671-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Ülkemizdeki nüfus yoğunluğu hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Nüfusun yoğun olduğu illeri tespit ediniz.&lt;br /&gt;İstanbul, İzmir, Ankara, Konya, Antalya, Mersin, Adana, Manisa, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Antakya Kahramanmaraş, Bursa, Balıkesir, Kayseri, Samsun, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Ülkemizde nüfus dağılışını iklim, yer şekilleri, konum gibi faktörleri dikkate alarak açıklayınız. &lt;br /&gt;Türkiye’de nüfusun dağılımında, iklim, yer şekilleri, ulaşım, tarım olanakları, endüstri, madenler gibi doğal ve ekonomik koşulların etkisi vardır. Arazinin dağlık ve engebeli olduğu, tarım alanlarının az bulunduğu, önemli yolların uzağında kalan, endüstri ve ticaretin gelişmediği yerler ise seyrek nüfuslanmıştır. &lt;br /&gt;1- Yer şekilleri: A- Yükselti: Ülkemiz fiziki haritasında koyu kahve renkli yüksek dağlık alanlar nüfus haritasında seyrek nüfuslu ( boş alanları) alanları oluşturur. Genel olarak yükselti arttıkça nüfus yoğunluğu azalır. Ülkemizin %85inden fazlası kıyı ovaları, iç ovaları ve alçak platolarda toplanmıştır. Buna karşılık dağlık alanlarda nüfus az ve dağınıktır. Yüksek dağ ve platolarda 1500 m ‘den sonrası yaklaşık olarak boştur. Bunun nedeni, kışların uzun yazların kısa sürmesi, tarımsal etkinliklerin kısıtlanmasıdır. Ulaşım güçlükleri de nüfuslanmanın az olmasında etkilidir.&lt;br /&gt;B-Eğim ve Bakı: Ülkemizin düz ve az eğimli alanları sık nüfusludur. Çünkü buralardaki iklim ve arazi şartları Tarıma müsait, ulaşım imkânları da gelişmiştir. Eğimin fazla olduğu engebeli sahalar seyrek nüfusludur. Ülkemiz K.Y. K ’de yer aldığı için güney yamaçlar güneye dönüktür. Daha fazla ısınır. Bu yüzden ülkemizde güney yamaçlar, kuzey yamaçlara göre daha sık nüfuslanmıştır.&lt;br /&gt;C-Dağların Uzanış doğrultusu: Ülkemizde dağlar genelde Doğu-Batı doğrultuludur. Karadeniz ve Akdeniz Bölgelerinde kıyıya paralel uzanan dağlar iç kesimlerle ulaşımı zorlaştırır. İç bölgelerin daha az yağış almasına neden olur ve iç bölgelerdeki iklimi karasallaştırır.&lt;br /&gt;Bu nedenle kıyı bölgelerde denize bakan yamaçlar sık nüfusludur. Dağların denize dik uzandığı Ege kıyılarında çöküntü ovaları sık nüfuslu olup denizin etkisinin azaldığı iç kesimlere doğru nüfus seyrelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2- İklim şartları: İklim elemanlarından SICAKLIK ve YAĞIŞ nüfus dağılışında en etkili olanlardır. Ilıman ve yeterli yağış alan yerler sık nüfusludur. Denizin ılıtıcı etkisiyle ılıman iklim özellikleri görülen Marmara, Ege, Karadeniz ve Akdeniz kıyıları sık nüfusludur. Karasal iklimin görüldüğü yerlerde nüfus seyrektir.&lt;br /&gt;Ülkemiz nüfus haritası ile yağış haritası birbirine çakışır. Yağışın çok olduğu alanlar sık nüfuslu alanlar olup,&lt;br /&gt;3- Konum: Genel olarak kıyıda yer alan, önemli yol güzergâhlarında bulunan, özellikle de ülkemizi dış ülkelere bağlayan önemli kara, demir, deniz, hava yolları ve ticaret yolları üzerinde bulunan alanların sık nüfuslu alanla olduğu görülür. &lt;br /&gt;Ülkemiz Nüfus haritasından çıkarılacak sonuçlar:&lt;br /&gt;1- Ülkemizde nüfus dağılışı düzensizdir.2- Ülkemiz nüfusunun çoğu kıyılarda yaşar, içerilerde nüfus azdır.&lt;br /&gt;3-Ülkemizde sık nüfuslu alanlar kadar, seyrek nüfuslu alanlarda vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3- Ülkemizde yerleşmenin yükselti sınırı bölgelere göre farklılık göstermektedir. Neden?&lt;br /&gt;Yerleşmelerin sona erdiği sınıra da yerleşmenin yükselti sınır denir. Tarımın ve yerleşmenin yükselti sınırı enleme ve yer şekillerine göre değişir. Yerleşmenin yükselti sınırı kutup bölgelerinde deniz seviyesinden başlar, ekvatora gidildikçe artar. Dönenceler çevresindeki sıcak ve kurak alanda yükselti sınırı en üst seviyeye çıkar. Ülkemizde yerleşmelerin yükselti sınırının en yüksek olduğu yerler enlem etkisiyle güneyde yer alan Akdeniz kıyılarıdır. Bu bölgede 2500m’ye kadar yerleşmelere rastlanır. Yerleşmenin yükselti sınırının ülkemizde en düşük olduğu bölgemiz karasallığın etkisiyle Doğu Anadolu Bölgemizdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-7566188798648992306?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/7566188798648992306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ulkemizdeki-nufus-yogunlugu-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7566188798648992306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7566188798648992306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ulkemizdeki-nufus-yogunlugu-hakknda.html' title='Ülkemizdeki nüfus yoğunluğu hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-836163695776527496</id><published>2012-01-14T12:56:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T12:58:33.480-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Coğrafi bölgelerimizin özellikleri hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Alanı en büyük bölge: Doğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;Alanı en küçük bölge: Güneydoğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;En yüksek bölge: Doğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;En alçak bölge: Marmara Bölgesi&lt;br /&gt;En uzun kıyılara sahip bölge: Ege Bölgesi&lt;br /&gt;En fazla yağış alan bölge: Karadeniz Bölgesi&lt;br /&gt;Yazın en sıcak bölge: Güneydoğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;Kışın en ılık bölge: Akdeniz Bölgesi&lt;br /&gt;En soğuk bölge: Doğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;Orman varlığı en zengin bölge: Karadeniz Bölgesi&lt;br /&gt;Orman varlığı en fakir bölge: Güneydoğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;Güneşlenme süresi en kısa bölge: Karadeniz Bölgesi&lt;br /&gt;Güneşlenme süresi en uzun bölge: Güneydoğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;Heyelanın en çok görüldüğü bölge: Karadeniz Bölgesi&lt;br /&gt;Volkanizmanın en etkin olduğu bölge: Doğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;Seracılığıın en fazla geliştiği bölge: Akdeniz Bölgesi&lt;br /&gt;Nüfusu en kalabalık bölge: Marmara Bölgesi&lt;br /&gt;Nüfusu en az olan bölge: Doğu Anadolu Bölgesi&lt;br /&gt;İklim çeşitliliği en fazla olan bölge: Marmara Bölgesi&lt;br /&gt;Enerji tüketimi en fazla olan bölge: Marmara Bölgesi&lt;br /&gt;Maden zenginlikleri en fazla olan bölge: Doğu Anadolu Bölgesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-836163695776527496?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/836163695776527496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cografi-bolgelerimizin-ozellikleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/836163695776527496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/836163695776527496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cografi-bolgelerimizin-ozellikleri.html' title='Coğrafi bölgelerimizin özellikleri hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-2033582906019876836</id><published>2012-01-14T12:19:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T12:37:45.191-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Çocuk hakları sözleşmesi nedir?</title><content type='html'>Çocuk Hakları Sözleşmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 1&lt;br /&gt;Bu sözleşme uyarınca çocuğa uygulanabilecek olan kanuna göre daha erken yaşta reşit olma durumu hariç, on sekiz yaşına kadar her insan çocuk sayılır.&lt;br /&gt;Madde 2&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, bu Sözleşmede yazılı olan hakları kendi yetkileri altında bulunan her çocuğa, kendilerinin, anne babalarının veya yasal vasilerinin sahip oldukları ırk, renk, cinsiyet, dil, siyasal ya da başka düşünceler, ulusal, etnik ve sosyal köken, mülkiyet, sakatlık, doğuş ve diğer statüler nedeniyle hiçbir ayrım gözetmeksizin tanır ve taahhüt ederler.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler, çocuğun anne-babasının, yasal vasilerinin veya ailesinin öteki üyelerinin durumları, faaliyetleri, açıklanan düşünceleri veya inançları nedeniyle her türlü ayırıma veya cezaya tabi tutulmasına karşı etkili biçimde korunması için gerekli tüm uygun önlemi alırlar&lt;br /&gt;Madde 3&lt;br /&gt;1. Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler, çocuğun anne-babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de göz önünde tutarak, esenliği için gerekli bakım ve bu amaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.&lt;br /&gt;3. Taraf Devletler,çocukların bakımı ve korunmasından sorumlu kurumların, hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik,sağlık, personel sayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.&lt;br /&gt;Madde 4&lt;br /&gt;Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki kaynaklarını olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslararası işbirliği çerçevesinde bu tür önlemler alırlar.&lt;br /&gt;Madde 5&lt;br /&gt;Taraf Devletler, bu Sözleşmenin çocuğa tanıdığı haklar doğrultusunda çocuğun yeteneklerinin geliştirilmesi ile uyumlu olarak, çocuğa yol gösterme ve onu yönlendirme konusunda anne-babanın, yerel gelenekler ön görüyorsa uzak aile veya topluluk üyelerinin, yasal vasilerinin veya çocuktan hukuken sorumlu kişilerin sorumluluklarına, haklarına ve ödevlerine saygı gösterirler.&lt;br /&gt;Madde 6&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler, çocuğun hayatta kalması ve gelişmesi için mümkün olan azami çabayı gösterirler.&lt;br /&gt;Madde 7&lt;br /&gt;1. Çocuk doğumdan hemen sonra derhal nüfus kütüğüne kaydedilecek ve doğumdan itibaren bir isim hakkına, bir vatandaşlık kazanma hakkına ve mümkün olduğu ölçüde anne-babasını bilme ve onlar tarafından bakılma hakkına sahip olacaktır.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler, özellikle çocuğun tabiiyetsiz kalması söz konusu olduğunda kendi ulusal hukuklarına ve ilgili uluslararası belgeler çerçevesinde üstlendikleri yükümlülüklerine uygun olarak bu hakların işlerlik kazanmasını taahhüt ederler.&lt;br /&gt;Madde 8&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler yasanın tanıdığı şekli ile çocuğun kimliğini; tabiiyeti, ismi ve aile bağları dahil, koruma hakkına saygı göstermeyi ve bu konuda yasa dışı müdahalelerde bulunmamayı taahhüt ederler.&lt;br /&gt;2. Çocuğun kimliğinin unsurlarının bazılarından veya tümünden yasaya aykırı olarak yoksun bırakılması halinde, Taraf Devletler çocuğun kimliğine süratle yeniden kavuşturulması amacıyla gerekli yardım ve korumada bulunurlar&lt;br /&gt;Madde 9&lt;br /&gt;1. Yetkili makamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak, ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, Taraf Devletler, çocuğun; anne-babasından, onların rızası dışında ayrılmamasını güvence altına alırlar . Ancak, anne-babası tarafından çocuğun kötü muameleye maruz bırakılması yada ihmal edilmesi durumlarında yada anne ve babanın birbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgahının belirlenmesi amacıyla karara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.&lt;br /&gt;2. Bu maddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflara işleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.&lt;br /&gt;3. Taraf Devletler,anne-babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun,kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, anne-babasının ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşme hakkına saygı gösterirler.&lt;br /&gt;4. Böyle bir ayrılık,bir Taraf Devlet tarafından girişilen ve çocuğun kendisinin anne-babasının veya her ikisinin birden tutuklanmasını,hapsini,sürgün sınır dışı edilmesini veya ölümünü (ki buna devletin gözetimi altında iken nedeni ne olursa olsun meydana gelen ölüm dahildir) tevlit eden herhangi benzer bir işlem sonucu olmuşsa, bu Taraf Devlet, istek üzerine ve çocuğun esenliğine zarar vermemek koşulu ile; anne- babaya, çocuğa veya uygun olursa, ailenin bir başka üyesine, söz konusu aile bireyinin ya da bireylerinin bulunduğu yer hakkında gereken bilgi verecektir. Taraf Devletler, böyle bir istemin başlı başına sunulmasının ilgili kişi veya kişiler bakımından aleyhe hiç bir sonuç yaratmamasını ayrıca taahhüt ederler.&lt;br /&gt;[değiştir]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 10&lt;br /&gt;1. 9 uncu Maddenin 1 inci fıkrası uyarınca Taraf Devletlere düşen sorumluluğa uygun olarak, çocuk veya anne-babası tarafından, ailenin birleşmesi amaçlarıyla yapılan bir Taraf Devlet girme ya da onu terk etme konusundaki her başvuru, Taraf Devletlerce olumlu, insani ve ivedi bir tutumla ele alınacak. Taraf Devletler, bu tür bir başvuru yapılmasının, başvuru sahipleri veya aile üyeleri aleyhine sonuçlar yaratmamasını taahhüt ederler.&lt;br /&gt;2. Anne-babası, ayrı Devletlerde oturan bir çocuk olağanüstü durumlar hariç, hem anne hem de babası ile düzenli biçimde kişisel ilişkiler kurma ve doğrudan görüşme hakkına sahiptir. Bu nedenle ve 9 uncu maddenin 1. Fıkrasına göre Taraf Devletler çocuğun ve anne- babasının Taraf Devletlerin ülkeleri dahil herhangi bir ülkeyi terk etme ve kendi ülkelerine dönme hakkına saygı gösterirler. Herhangi bir ülkeyi terk etme hakkı, yalnızca yasada ön görüldüğü gibi ve ulusal güvenliğin, kamu düzenin, kamu sağlığı veya ahlak veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak amacı ile ve işbu sözleşme ile tanınan öteki haklarla bağdaştığı ölçüce kısıtlamalara konu olabilir.&lt;br /&gt;Madde 11&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, çocukların yasa dışı yollarla ülke dışına çıkarılıp geri döndürülmemesi halleriyle mücadele için önlemler alırlar.&lt;br /&gt;2. Bu amaçla Taraf Devletler 2 yada çok taraflı anlaşmalar yapılmasını mevcut anlaşmalarla katılmayı teşvik ederler.&lt;br /&gt;Madde 12&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun, kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.&lt;br /&gt;2. Bu amaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun ya doğrudan doğruya veya bir temsilci yada uygun bir makam yoluyla dinlenilmesi fırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa, özellikle sağlanacaktır.&lt;br /&gt;Madde 13&lt;br /&gt;1. Çocuk, düşüncesini özgürce açıklama hakkına sahiptir;bu hak, ülke sınırları ile bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin araştırılması, elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğünü içerir.&lt;br /&gt;2. Bu hakkın kullanılması yalnızca;&lt;br /&gt;a) Başkasının haklarına ve itibarına saygı,&lt;br /&gt;b) Milli güvenliğin, kamu düzeninin, kamu sağlığı ve ahlakın korunması nedenleriyle ve kanun tarafından öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yapılan sınırlamalara konu olabilir.&lt;br /&gt;Madde 14&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı gösterirler.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler, anne-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin; çocuğun yeteneklerinin gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine, saygı gösterirler.&lt;br /&gt;3. Bir kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliği, düzeni, sağlık ya da ahlakı ya da başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla sınırlandırılabilir.&lt;br /&gt;Madde 15&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, çocuğun dernek kurma ve barış içinde toplanma özgürlüklerine ilişkin haklarını kabul ederler.&lt;br /&gt;2. Bu hakların kullanılması, ancak zorunlu kılınan ve demokratik bir toplumda gerekli olan ulusal güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni yararına olarak ya da kamu sağlığı ve ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla yapılan sınırlandırmalardan başkalarıyla kısıtlandırılamaz.&lt;br /&gt;Madde 16&lt;br /&gt;1. Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldıramaz.&lt;br /&gt;2. Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.&lt;br /&gt;Madde 17&lt;br /&gt;Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle toplumsal,ruhsal ve ahlaki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Bu amaçla Taraf Devletler:&lt;br /&gt;a) Kitle iletişim araçlarını çocuk bakımından toplumsal ve kültürel yararı olan ve 29.cu maddenin ruhuna uygun bilgi ve belgeyi yaymak için teşvik ederler; b)Çeşitli kültürel, ulusal ve uluslararası kaynaklardan gelen bu türde bilgi ve belgelerin üretimi, değişimi ve yayımı amacıyla uluslararası işbirliğini teşvik ederler.&lt;br /&gt;c) Çocuk kitaplarının üretimini ve yayılmasını teşvik ederler; d) Kitle iletişim araçlarının azınlık grubu veya bir yerli ahaliye mensup çocukların dil gereksinimlerine özel önem göstermeleri konusunda teşvik ederler;&lt;br /&gt;e) 13 ve18.ci maddelerde yer alan kurallar göz önünde tutularak çocuğun esenliğine zarar verebilecek bilgi ve belgelere karşı korunması için uygun yönlendirici ilkeler geliştirilmesini teşvik ederler;&lt;br /&gt;Madde 18&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler,çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında anne-babanın birlikte sorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler. Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce anne-babaya ya da durum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler her şeyden önce çocuğun yüksek yararını göz önünde tutarak hareket ederler.&lt;br /&gt;2. Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada anne-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.&lt;br /&gt;3. Taraf Devletler, çalışan anne-babanın, çocuk bakım hizmet ve tesislerinden, çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını sağlamak için uygun olan her türlü önlemi alırlar.&lt;br /&gt;Madde 19&lt;br /&gt;1. Bu Sözleşmeye Taraf Devletler,çocuğun anne-babasının ya da onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımını üstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel saldırı, şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkar muameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşı korunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.&lt;br /&gt;2. Bu tür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muamele olaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havale edilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemleri ve uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumun gereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteği sağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri de içermelidir.&lt;br /&gt;[değiştir]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madde 20&lt;br /&gt;1. Geçici ve sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak bu ortamda bırakılması kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardım görme hakkına sahip olacaktır.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre, uygun olan bakımı sağlayacaklardır.&lt;br /&gt;3. Bu tür bakım, başkaca benzerleri yanında, bakıcı aile yanına verme, İslam Hukukunda Kefalet ( Kafalah ), evlat edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacı güden uygun kuruluşlara yerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesinde sürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel kültürel ve dil kimliğine gerek saygı gösterilecektir.&lt;br /&gt;Madde 21&lt;br /&gt;Evlat edinme sistemini kabul eden ve/veya buna izin veren Taraf Devletler, çocuğun en yüksek yararlarının temel düşünce olduğunu kabul edecek ve aşağıdaki ilkeleri gerçekleştirecektir:&lt;br /&gt;a) Bir çocuğun evlat edinilmesine ancak yetkili makamlar karar verir. Bu makam uygulanabilir yasa ve usullere göre ve güvenilir tüm bilgilerin ışığında; çocuğun, anne-babası, yakınları ve yasal vasisine göre durumunu göz önüne alarak ve gereken durumlarda tüm ilgililerle yapılacak görüşme sonucu onların da evlat edinme konusundaki onaylarını alma zorunluluğuna uyarak, kararını verir.&lt;br /&gt;b) Çocuğun kendi ülkesinde elverişli biçimde bakılması mümkün olmadığı veya evlat edinecek veya yanına yerleştirilecek aile bulunmadığı takdirde, ülkeler arası evlat edinmenin çocuk bakımından uygun bir çözüm olduğunu kabul ederler.&lt;br /&gt;c) Başka bir ülkede evlat edinilmesi düşünülen çocuğun, kendi ülkesinde mevcut evlat edinme durumuyla eşdeğer olan güvence ve ölçülerden yararlanmasını sağlarlar.&lt;br /&gt;d) Ülkeler arası evlat edinmede, yerleştirmenin ilgililer bakımından yasadışı para kazanma konusu olmaması için gereken bütün önlemleri alırlar.&lt;br /&gt;e) Bu maddedeki amaçları, uygun olduğu ölçüde, ikili yada çok taraflı düzenleme veya anlaşmalarla teşvik ederler ve bu çerçevede, çocuğun başka bir ülkede yerleştirilmesinin yetkili makam veya organlar tarafından yürütülmesini güvenceye almak için çaba gösterirler.&lt;br /&gt;Madde 22&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, ister tek başına olsun isterse anne-babası veya herhangi bir başka kimse ile birlikte bulunsun, mülteci statüsü kazanmaya çalışan ya da uluslararası iç hukuk kural ve usulleri uyarınca mülteci sayılan bir çocuğun, bu Sözleşmede ve insan haklarına veya insani konulara ilişkin ve söz konusu Devletlerin taraf oldukları diğer Uluslararası sözleşmelerde tanınan ve bu duruma uygulanabilir nitelikte bulunan hakları kullanması amacıyla koruma ve insani yardımdan yararlanması için gerekli bütün önlemleri alırlar.&lt;br /&gt;2.Bu nedenle, Taraf Devletler, uygun gördükleri ölçüde, Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve onunla işbirliği yapan hükümetler arası ve hükümet dışı yetkili başka kuruluşlarla bu durumda olan bir çocuğu korumak, ona yardım etmek, herhangi bir mülteci çocuğun ailesiyle yeniden bir araya gelebilmesi için anne-babası veya ailesinin başka üyeleri hakkında bilgi toplamak amacıyla işbirliğinde bulunurlar. Herhangi bir nedenle kendi aile çevresinden sürekli ya da geçici olarak ayrı düşmüş bir çocuğa bu sözleşmeye göre tanınan koruma, aynı esaslar içinde, anne-babası ya da ailesini başkaca üyelerinden hiç birisi bulunamayan çocuğa da tanınacaktır.&lt;br /&gt;Madde 23&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler zihinsel ya da bedensel özürlü çocukların saygınlıklarını güvence altına alan, özgüvenlerini geliştiren ve toplumsal yaşamı etkin biçimde katılmalarını kolaylaştıran şartlar altında eksiksiz bir yaşama sahip olmalarını kabul ederler.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler, özürlü çocukların özel bakımdan yararlanma hakkını tanırlar ve eldeki kaynakları yeterliliği ölçüsünde ve yapılan başvuru üzerine, yardımdan yararlanabilecek durumda olan çocuğa ve onun bakımından sorumlu olanlara, çocuğun durumu ve anne-babasının veya çocuğa bakanların içinde bulundukları koşullara uygun düşecek yardımın yapılmasını teşvik ve taahhüt ederler.&lt;br /&gt;3. Özürlü çocuğun özel bakıma gereksinimi olduğu bilincinden hareketle bu maddenin 2 inci fıkrası uyarınca yapılması öngörülen yardım, çocuğun anne-babasını ya da çocuğa bakanların parasal ( mali) durumları göz önüne alınarak, olanaklara ölçüsünde ücretsiz sağlanır. Bu yardım; özürlü çocuğun eğitimi, meslek eğitimi, tıbbi bakım hizmetleri, rehabilitasyon hizmetleri, bir işte çalışabilecek duruma getirme hazırlık programları ve dinlenme/eğlenme olanaklarından etkin olarak yararlanmasını sağlamak üzere düzenlenir ve çocuğun en eksiksiz biçimde toplumla bütünleşmesi yanında, kültürel ve ruhsal yönü dahil bireysel gelişmesini gerçekleştirme amacını güder.&lt;br /&gt;4. Taraf Devletler, uluslararası işbirliği ruhu içinde, özürlü çocukların koruyucu sıhhi bakımı, tıbbi, psikolojik ve işlevsel tedavileri alanlarına ilişkin gerekli bilgilerin alışverişi yanında, rehabilitasyon, eğitim ve mesleki eğitim hizmetlerine ilişkin yöntemlerin bilgilerini de içerecek şekilde ve Taraf Devletlerin bu alanlardaki güçlerini, anlayışlarını geliştirmek ve deneyimlerini zenginleştirmek amacıyla bilgi dağıtımını ve bu bilgiden yararlanmayı teşvik ederler. Bu bakımdan, gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri, özellikle göz önüne alınır.&lt;br /&gt;Madde 24&lt;br /&gt;1. Taraf Devletler, çocuğun olabilecek en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkında yoksun bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.&lt;br /&gt;2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak uygulanmasını takip ederler ve özellikle:&lt;br /&gt;a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarının düşürülmesi;&lt;br /&gt;b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımının ve tıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilerek sağlanması;&lt;br /&gt;c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde ve başka olanakların yanı sıra, kolayca bulunabilen tekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanması yoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını göz önüne alarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;&lt;br /&gt;d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygun bakımın sağlanması;&lt;br /&gt;e) Bütün toplum kesimlerinin özellikle anne- babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile beslenmesinin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusunda temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;&lt;br /&gt;f) Koruyucu sağlık bakımlarının, anne- babaya rehberliğini aile planlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi; amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.&lt;br /&gt;3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı için zararlı geleneksel uygulamalarının kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her türlü önlemi alırlar.&lt;br /&gt;4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkın tam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklı olarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri özellikle göz önünde tutulur.&lt;br /&gt;Madde 25&lt;br /&gt;Taraf Devletler, yetkili makamlarca korunma ve bakım altına alma, bedensel ya da ruhsal tedavi amaçlarıyla hakkında bir yerleştirme tedbiri uygulanan çocuğun gördüğü tedaviyi ve yerleştirilmesine bağlı diğer tüm şartları belli aralıklarla gözden geçirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-2033582906019876836?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/2033582906019876836/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cocuk-haklar-sozlesmesi-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2033582906019876836'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2033582906019876836'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cocuk-haklar-sozlesmesi-nedir.html' title='Çocuk hakları sözleşmesi nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3820794139330868009</id><published>2012-01-14T11:52:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T12:14:58.266-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Hücre hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Hücre ya da göze, bir canlının yapısal ve işlevsel özellikleri gösterebilen en küçük birimidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücre biçimleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücreler çok çeşitli biçimlerde olabilirler. Büyük bir çoğunluğu alyuvarlar gibi yumurta biçimli ya da küreseldir. Bunun yanısıra, mide hücreleri ya da meyve kabuğundaki hücreler gibi silindir biçimli; kas hücreleri gibi uzun; sinir hücreleri gibi dallı, deri ve çiçeklerin yapraklarındaki hücreler gibi yassı biçimli hücreler de vardır. Son yapılan araştırmalarda kare biçiminde hücrelerin olduğu tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;Bakteriler gibi bazı canlılar tek hücreli, insanlar gibi canlılar ise çok hücrelidirler. İnsanlarda, ortalama olarak; 10 µm boyunda ve 1 nanogram ağırlığında 100 trilyon kadar hücre olduğu tahmin edilmektedir. Hücrenin boyutları genellikle birkaç mikronluk büyüklüğe ulaşabilir. Bir mikron milimetrenin binde birine eşittir. Dünyada bilinen en büyük hücre ise; devekuşu yumurtasıdır .&lt;br /&gt;Hücre çeşitleri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prokaryotik hücreler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakteriler ve mavi-yeşil alglerdeki hücre tipleri bu gruba girer. Bunların çekirdek zarı ile çevrili çekirdekleri yoktur. Sitoplazmalarında mitokondri gibi zarlı organeller yoktur. Kalıtım maddesi olan DNA sitoplazma içerisine dağılmış durumdadır. Ribozomları vardır. Bu hücrelerin hayati faaliyetleri sitoplazmada ve hücre zarında gerçekleşir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ökaryotik hücreler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bir yumurta hücresi (oosit)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ökaryotlar (Lat. Eukaryota), "organel zarı" bulunduran organizmaları, dolayısıyla çekirdek materyali hücrenin sitoplazmasına dağılmamış olduğundan da gerçek çekirdeğe sahip organizmaları kapsayan canlı alemidir. Karyon Latincede'de "çekirdek" anlamını verir -eu ön takısı da "gerçek" demektir.&lt;br /&gt;Kalıtsal materyal, hücre içerisinde belirli bir zarla çevrilmiş çekirdeğin içinde bulunur. Kromozomlar, DNA'dan ve proteinden oluşmuş olup, mitozla bölünürler. Ökaryotlar, sitoplazmalarında karmaşık organeller bulundururlar. Ökaryotik hücreler, Prokaryotlara göre çok gelişmişlerdir, hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve protistler âlemlerini kapsar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-3820794139330868009?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/3820794139330868009/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hucre-hakknda-bilgi-verir-misiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3820794139330868009'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3820794139330868009'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hucre-hakknda-bilgi-verir-misiniz.html' title='Hücre hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-1910400925424338608</id><published>2012-01-14T11:51:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T11:52:16.721-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Akdeniz Bölgesi'nin Dağları nelerdir?</title><content type='html'>Akdeniz Bölgesi'nin Dağları:&lt;br /&gt;Batı Toroslar; Beydağı, Elmalı, Sultan, Çiçekbaba dağları&lt;br /&gt;Orta Toroslar; Tahtalı, Bolkar, Aladağ, Aydos Dağları, Binboğa dağları&lt;br /&gt;Amanos Dağları, Samandağ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-1910400925424338608?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/1910400925424338608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/akdeniz-bolgesinin-daglar-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1910400925424338608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1910400925424338608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/akdeniz-bolgesinin-daglar-nelerdir.html' title='Akdeniz Bölgesi&apos;nin Dağları nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5573555733928581534</id><published>2012-01-14T11:49:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T11:51:08.732-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Kırıkkale'nin tarihi hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>İLİN TARİHİ OLUŞUMU&lt;br /&gt;İlin Adı :Kırıkkale'nin adının, şehrin 3 km. Kuzeyindeki Kırıkköyü ile kendin merkezindeki Kaletepe'nin kısaltılarak birleştirilmesinden ortaya çıktığı söylenir. Bu ismin halk tarafından9 yakıştırıldığı kanaatı yaygın olmakla beraber bölgenin ismi Osmanlı arşiv belgelerinde, şimdiki haliyle Kırıkkal'a biçiminde geçmektedir.&lt;br /&gt;XVI. ve XVII. Yüzyıllarda, doğudan gelen çeşitli Türk aşiret ve cemaatlerinin Anadolu'da - bilhassa Orta Anadolu'da- iskan edildikleri bilinmektedir. Bunlardan "Oğuz, Oğuzhan" adı verilen büyük bir oymağın Ankara yakınlarında, o zamanki söyleyişiyle "Kırıkkal'a " ya yerleştirildikleri belgelerde ifade edilmektedir.&lt;br /&gt;Yörükan taifesinden olduğu zikredilen Oğuz Oymağı, Anadolu'yu Türkleştirerek ve İslamlaştırarak, Türk vatanı haline getiren, aynı zamanda "Türkmen adıyla da bilinen büyük bir aşirettir. Bu durumda bölgenin adının en az 400 yıllık bir tarihe sahip olduğunu kabul etmek gerekir.&lt;br /&gt;a.Türklerden Önce :Yörenin çok eski bir tarihi geçmişi mevcuttur. Bugün Kırıkkale il sınırları içinde kalan bazı tarihi kalıntılar, ören yerleri ve höyüklerin varlığı ile bazı araştırma ve incelemelerde M.Ö. yıllara ait arkeolojik buluntulara rastlanması, Kırıkkale'nin coğrafi alanının ne kadar eski bir yerleşim sahası olduğunu gösterir.&lt;br /&gt;KIRIKKALE’NİN ESKİÇAĞ TARİHİ&lt;br /&gt;Kırıkkale ili ve çevresinin eskiçağ tarihini aydınlatacak bir arkeolojik kazı henüz yapılmamıştır. Ancak bölgenin tarihi coğrafyasına ışık tutacak bazı bilimsel çabalar da yok değildir. Kırşehir Kaman Kalehöyükte arkeolojik kazılar yapmakta olan Japon bilim heyetinin ilimiz sınırları içerisinde kalan alanda yapmış olduğu yüzey araştırmaları dikkate değer bulgular ortaya koymuştur.&lt;br /&gt;KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN KALKOLİTİK ÇAĞI&lt;br /&gt;Japonların 1990-91 yılları arasında Kırıkkale il merkezi ve ona bağlı ilçe ve köyleri kapsayan yüzey araştırmalarında toplam 21 höyük ve düz iskan saptanmıştır. Bu merkezlerden toplanan seramik örneklerinin değerlendirilmesi sonucu bölgenin Kızılırmak kavsi dışında kalan alanda Neolitik Çağ ve sonrası, Kızılırmak kavsi içinde kalan alanda ise bu dönemi takip eden Kalkolitik Çağı, Eski Tunç Çağı, Assur Ticaret Kolonileri Çağı Hitit İmparatorluk Çağı (zayıf), Frig ve Hellenistik-Roma Çağları ile Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait yerleşim birimleri ve bu dönemlerin kültürlerini yansıtan kalıntılar saptanmıştır. &lt;br /&gt;KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN KALKOLİTİK ÇAĞI&lt;br /&gt;Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarda, Kırıkkale ili Delice ilçesi Yeniyapan köyünün doğusunda doğal bir tepeden, Delice ilçesi Çongar köyünün 3.5 km doğrultusunda yer alan 8.5 m yüksekliğindeki Kültepe’den Keskin ilçesi Cinali köyünün 2 km kuzeybatısında yeralan 8 m yüksekliğindeki Sulucatepe’den ve Kırıkkale ili merkez ilçe sınırları içinde kalan Kuzeren köyünün 3.5 km güneybatısında yer alan 8.5 m yüksekliğindeki Kuzeren höyüğünden derlenen çanak çömlek parçaları Kalkolitik döneme tarihlenmiştir. &lt;br /&gt;Kalkolitik çağ genelde MÖ 5000-3000 yılları arasına yerleştirilmektedir. Maden aletlerin yanında taş aletlerin kullanılmasından ötürü bu devire tarihçiler Taş Maden Devri anlamına gelen Kalkolitik Çağ adını vermişlerdir. Bu kültürün önde gelen iki özelliği bakır aletlerin giderek taşın yerine geçmeye başlaması ile kökleri Neolitik Çağ’a uzayan boya bezemeli çanak-çömleklerdir. Anadolu’yu Erken Kalkolitik Çağ’ın sonralarında farklı bir etnik grup muhtemelen Trakya’dan gelen bir kavim istila etmiş, birçok yerleşim yerini yakıp yıkmışlardır. Erken ve geç kalkolitik dönemler arasında bir ara evre özelliğini gösteren Orta Kalkolitik çağı konusunda fazla bir bilgi yoktur. Hatta böyle bir evrenin varlığı bile tartışma konusudur. Uzun süreli bu karanlık ara dönemi izleyerek kabaca MÖ 4. bin yıla tarihlenen Kalkolitik Çağın son evresine gelinir. Bu dönemde Anadolu’ya Balkanlar üzerinden gelen göçmen kafileleriyle ilişkili olarak nüfus ve yerleşme yerlerinin sayısında da artış olmuştur. Orta Anadolu’da Çorum dolaylarındaki Büyük Güllecek ve Alacahöyük, Yozgat yakınlarındaki Alişar ve Ankara yakınlarındaki Yazırhöyük bu yeni dönemde Anadolu’ya yayılmaya başlayan Kuzey Ege ve Balkan etkili merkezler arasındadır. Kırıkkale ve çevresindeki kalkolitik merkezler de bu etki alanında değerlendirilmelidir. Bu dönemde gittikçe büyüyen köyler birara surla çevrilerek tahkim ettirilmiş, madenin kullanımı ve beraberinde getirdiği ekonomik sosyal canlılığa paralel olarak yeni mesleklerin ortaya çıktığı ve dolayısıyla değişik etnik grupların bir arada yaşamaya başlaması, günlük yaşamın bir çok alanına mutfak kültürün, dini yaşam, yarı mimarisi vs. yenilikler getirmiştir. &lt;br /&gt;KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN ESKİ TUNÇ ÇAĞI&lt;br /&gt;Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarda, Kırıkkale ili Delice ilçesi Yeniyapan köyünün doğusunda, doğal bir tepeden (Yeniyapan) aynı ilçenin Çongar köyünün 3.5 km doğusundaki 110m çapındaki ve 8.5 m yüksekliğindeki Kütlepe’den, Keskin ilçesi Efendi köyünün 2 km güneyinde, Kılıç Özü’ nün dere yatağı kenarında kurulmuş olan 91 m çapında 10 m yüksekliğindeki Alibaz’ dan, aynı ilçenin Kavurğalı köyünün 2 km güneydoğusundaki 210 m çapında,15 m yüksekliğindeki Kavurğalı’ dan, Keskin ilçesi Armutlu köyünün 1.5 km güneydoğusundaki 200 m çapında 13 m yüksekliğinde Armutlu’ dan, aynı ilçenin Cinali köyünün 2 km kuzeybatısındaki 100 m çapında, 7 m yüksekliğindeki Sulucatepe’ den, Keskin ilçesi Köprü köyünün 500 m kuzeybatısında, Kızılırmak’ ın hemen kenarında yer alan 280 m çapında 32 m yüksekliğindeki Büyükkaletepe’den aynı ilçeye bağlı Ceritkale köyünün 2 km güneyinde, Ömer Kuru Dere yatağında yer alan 170 m çapında ve 6 m yüksekliğindeki Yaşar Çayır’ dan, yine Keskin ilçesine bağlı Karağıl köyünün 1 km güneydoğusunda, Dinek dağının batı Kıyıhalil İnceli köyünün 2.5 km kuzeybatısında Kızılırmak’ ın yatağında yer alan 155 m çapında ve 8.5 m yüksekliğinde Tepe (Kıyıhalil İnce) ‘den aynı ilçenin Bıyıkaydın’dan Çatal Sögüt höyüğünde derlenen seramik parçaları Eski Tunç Çağına tarihlenmiştir.&lt;br /&gt;KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN ORTA TUNÇ ÇAĞI&lt;br /&gt;a) Assur Ticaret Kolonileri Evresi: Kırıkkale ili Delice ilçesi, Çongar Köyü Kültepe höyüğünden, Keskin ilçesi Efendi Köyünün Alibaz höyüğünden aynı ilçenin Kavurgulı köyü höyüğünden, Armutlu höyüğünden, Balışeyh ilçesinin öz höyüğünden ve merkez ilçeye bağlı Çatal Söğüt höyüğünden derlenen seramiklerin bir kısmı Assur Ticaret kolonileri evresine tarihlendirilmiştir.&lt;br /&gt;Orta Tunç Çağı MÖ 2000-1400 yılları arasına tarihlenir ve Assur Ticaret Kolonileri ile Eski Hitit Dönemlerini kapsar. Orta Tunç Çağı Anadolu’sunun en çarpıcı özelliği Mezopotamya ile başlayan çok sıkı ve örgütlü bir ticaret ilişkisi bunun sonucunda da yazının öğrenilmiş oluşudur.&lt;br /&gt;Assurlu tüccarlar 200-250 merkepten oluşan kervanlarıyla Anadolu’nun silah yapımında gereksinim duyduğu kalay madeni ile güneyin beğenisine göre dokunmuş ince kumaşlar getirip karşılığında ise altın, gümüş ve değerli taşlar götürüyorlardı. MÖ 1925 yıllarında bu yeni ticari düzenle ilişkisi olarak Anadolu’da Assurca karum (liman) denen pek çok pazar yeri kurulmuştu. Bunlardan en ünlüsü ise Kaneş karumuydu. Bugün Kayseri yakınlarındaki Kültepe de yer alan Kaneş aynı zamanda güçlü bir Hitit Beyliğinin de merkeziydi. Orta Anadolu’da daha sonraları Hitit Devleti’nin başkenti olacak Hattuş’a (Boğazköy), Alişar, Aksaray yakınlarındaki Acemhöyük ve Konya yakınlarında Karahöyük’te de Karumlar oluşturulmuştu. Assur’dan Orta Anadolu’ya uzanan yol üzerinde ise Assurca Wabartum (Konuk-konak) denen küçük konaklama birimleri oluşturulmuştu. Anadolu’daki Karum ve Wabartumların hukuki ve siyasi konumları bilim adamları arasında tartışmalı bir konudur. Kimi bilim adamına göre sömürgelerin idari merkezi, kimilerine göre de yerli beylere vergisini ödeyen serbest ticaret bölgeleridir. Koloni Çağı’nın son evresinde Kültepe (Kaneş) Pazar (Karum’u) yeri, Orta Anadolu’daki pek çok yerleşme yeriyle birlikte MÖ 1725 yıllarında bir yangınla son buldu. Muhtemelen yerli beylerin bir iç hesaplaşması sonucu bu olaylardan sonra Hitit Devleti belirmeye başladı.&lt;br /&gt;b) Eski Hitit Devleti Evresi: Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarda, Kırıkkale ili, Sulakyurt ilçesi, Kıyıhalilincili köyü höyüğünden ve Keskin ilçesi, Köprü köy Büyükkaletepe höyüğünden derlenen seramik parçalarından bir kısmı Eski Hitit Çağına tarihlenmiştir.&lt;br /&gt;Assur Ticaret Koloniler evresinde Anadolu’nun irili ufaklı bir sürü beylik tarafından paylaşıldığını daha önce belirtmiştik. Bu beyliklerden adını bilemediklerimiz içinde önemlileri şunlardır. Neşe (Kaneş), Hattuş, Mama, Puruşhanda, Kuşşara, Zalpa. Ancak kökeni Kuşşara’ ya dayanan Pithana oğlu Anitte (MÖ 1750) lie Orta Anadolu’ da merkezi bir devlete doğru ilk adım atılmıştı. Neşe, Zalpa ve Hattuş’u eline geçiren Anitte kendisini (Gal Lugul) Büyük Kral unvanını taşıyacak kadar güçlü hissediyordu. Anitte’dan 100 yıl kadar sonra, aynı soydan gelen Kuşşara’lı Labarna’nın Hattuş’u başkent yapıp, kente Hattuşa, kendisinede Hattuşalı anlamına gelen Hattuşili (MÖ 1650-1620) adını vermesiyle Hitit Devleti resmen kurulur.&lt;br /&gt;Yerli Anadolu oldukları kabul edilen Hattili Beylere karşılık Hint-Avrupalı Hititlerin kökeni konusunda fazla bilgi yoktur. Anadolu’ya bir göçle dışardan mı geldiler? Bu göç nereden ve hangi tarihte oldu. Bu soruların yanıtları doyurucu belgeleriyle verilebilmiş değildir. I. Hattuşili’nin Hattuşa’yı başkent yapmasıyla birlikte Eski Hitit Devleti hızlı bir biçimde gelişmeye başladı. İçte otoriteyi sağlayan I.Hattişuli, ilk hedef olarak Suriye yi seçmişti.Kızılırmak ı Kırıkkale’nin güneyinde ordusuyla birlikte geçen I.Hattuşili,Suriye’nin önemli şehirlerinden Alalah’ı ele geçireceği sefere çıkıyordu.Alalah’ı ele geçirerek daha ileri harekatlar için büyük bir avantaj elde etti .Sefer dönüşünde Fırat’a doğru ilerleyerek Malatya yakınında ırmağın karşı kıyısına geçti. Batı Anadolu’daki Arzava ülkesi zapt edildi. Bunu izleyen I.Murşili döneminde Halep Hitit Devleti ‘nin sınırları içine sokuldu.Babil fethedildi.( MÖ 1594). Böylelikle Hitiler kısa bir sürede yakın Doğu’nun etkin siyasal güçlerinden biri olarak adlarını duyurdular. Eski Hitit Devleti’nin genişlemesi I.Murşili’nin,Babil seferi dönüşünde bir entrika sonucu öldürülmesiyle son buldu.&lt;br /&gt;İlimiz sınırları içinde kalan alanda bu çağa ait yerleşim yerlerinin çok sınırlı merkez olması dikkat çekicidir. Ancak herhalukarda bu dönemin bölgemizde de temsil edilmesi, ilimiz eski çağ tarihi açısından önemli bir bulgudur ve aynı zamanda yukarıda anlatılan kültür dokusu çerçevesinde değerlendirilmesidir. Dönemin Anadolu tarihi açısından önemi dikkate alındığında, bölgemizde bir arkeolojik kazının yapılmasının değeri daha kolay anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN GENÇ TUNÇ ÇAĞI&lt;br /&gt;Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarda, Kırıkkale ili Delice ilçesi, Çongar köyü, Kültepe höyüğünden, Delice ilçesi Harekli Köyü Beşiktepe mevkiinden ve merkeze bağlı Balışeyh kasabasının 4.5 km kuzeydoğusundaki Öz höyüğünden derlenen seramik parçaları arasında bazı örnekler Hitit İmparatorluk çağına tarihlenmiştir.&lt;br /&gt;Hitit İmparatorluk çağı kültürü hemen her yönüyle temelleri daha koloni çağında atılan Eski Hitit kültürünün devamı niteliğindedir. Hitit imparatorluk çağının en görkemli anıtı bizzat başkentleri Hattuşa’nın kendisidir. Hitit uygarlığının en önemli merkezlerinden ikincisi ise, başkentin yakınlarındaki Alacahöyük’tür. Kabartmaları Önasya dünyasının ilk anıtsal örnekleri olmaları bakımından büyük önem taşırlar. Zile yakınlarındaki Maşathöyük, Yozgat yakınlarındaki Alişar, Çorum yakınlarındaki Ortaköy, Malatya yakınlarındaki Aslantepe, Elazığ Altınova’da Korcutepe, Güneyde Tarsus-Gözlükule ve Mersin-Yümüktepe önde gelen öteki Hitit merkezleri arasındadır.&lt;br /&gt;İlimiz sınırları içinde kalan merkezlerin aynı kültür geleneğinin temsilcileri oldukları kesin olmakla birlikte, bu kültürün içindeki konumu ve katkıları ise bir arkeolojik kazı sonucunda açıklık kazanacaktır.&lt;br /&gt;MÖ 1200-800 yılları arasındaki zaman diliminde Anadolu’da herhangi bir kültür kalıntısına rastlanmadığında “Karanlık Dönem” olarak adlandırılmaktadır. Hitit İmparatorluğunun yıkılışına neden olan kavim veya kavimlerin bir süre 400 yıl gibi göçebe yaşadıkları ve sadece hayvancılıkla uğraştıkları var sayılmaktadır. Dolayısıyla bu döneme ilişkin herhangi bir kültür kalıntısının günümüze kadar gelmeyişi bu şekilde yorumlanmaktadır.&lt;br /&gt;İLİN VE ÇEVRESİNİN DEMİR ÇAĞI&lt;br /&gt;Kırıkkale ili ve çevresinde yapılan yüzey araştırmalarda Kırıkkale ili Delice ilçesi, Çongar köyü, Kültepe höyüğünden, Delice ilçesi Harekli Köyü Beşiktepe mevkiinden, Keskin ilçesi Kavurgalı Höyüğünden, Armutlu köyü Armutlu höyüğünden, Köprü Köyü Büyüktepe höyüğünden, Ceritkale Köyü Yaşçayır Höyüğünden, Karağıl Köyü Horpağan Tepeden, Kevenli Köyü Acıözü, Çifteli Köyü Höyüktepeden ve Kaldırım Köyü Sarımusalı höyüklerinden, Sulakyurt ilçesinin Bıyıkaydın Höyüğünden, Hasandede Kasabası Çatal Söğüt Höyüğünden derlenen seramiklerin bir kısmı Demir çağına tarihlenmiştir.&lt;br /&gt;Bu çağın Demir çağı diye adlandırılmasının temel nedeni, dönemin silah ve diğer aletlerinin çoğunun demirden üretilmiş olmasıdır. Bunun yanı sıra MÖ 9. Yüzyılın sonlarından itibaren Anadolu’nun yeniden MÖ 3 bin yılının sonlarında olduğu gibi bir çok irili ufaklı güç arasında paylaşmış olması böyle bir adlandırmaya gidilmesinin diğer bir nedenidir. Bu çağla birlikte bölgemizdeki iskanın yeniden yoğunlaşması dikkat çekici bir durumdur. Anadolu’daki Hitit çekirdek sahasının hemen her merkezde Hitit yerleşmesinin üzerine Frig yerleşmesin kurulmuş olması dönemin nüfus yoğunluğunu yansıtması açısından da önemli bir durumdur. Japonlar, Kırıkkale ili ve çevresindeki höyüklerden derledikleri seramiklerin bir bölümünü demir devri seramiği olarak tanımlamışlardır ve Friglere bağlamışlardır.&lt;br /&gt;Frigler MÖ 1200’lerin başlarında Truva savaşı sırasında boğazlar üzerinden Anadolu’ya gelmiş ve ancak MÖ 8.yy’ın ikinci yarısında merkezi Polatlı yakınlarındaki Gordion olan bir devlet kurabilmişlerdir.&lt;br /&gt;İlimiz sınırları içinde kalan Büyükkaletepe höyüğünün konumu büyüklüğü ve yüzeyinden ele geçen geyik motifleriyle tipik Frig seramiği dikkate alındığında bu merkezin Friglerin önemli bir yerleşim birimi olduğu anlaşılmaktadır. Bu höyükte yapılacak bir arkeolojik kazının ilimiz eskiçağ tarihinin aydınlatılmasına büyük katkılar sağlayacağı şüphesizdir.&lt;br /&gt;KIRIKKALE İLİ VE ÇEVRESİNİN ROMA VE BİZANS DÖNEMİ&lt;br /&gt;Kırıkkale ili Keskin ilçesi Cinali köyü Sulucatep’den, Ortasöken köyü düz yerleşmesinden, Haydardede köyü Kılıç mevkii düz iskanından, Çelebi ilçesi Kaldırım köyü, Sarı Musalı Höyüğünden ve Karaağıl köyü Hopağan tepeden; Sulakyurt ilçesi Bıyıkaydın köyü höyüğünden, İlimize bağlı Kazmaca köyü Öküztepe düz yerleşmesinden, Merkez ilçe Hacılar Kasabası Asar höyüğünden, Merkez ilçesi Kızıldere köyü, Kuzeren höyüğünden ve Hasandede Kasabası Çatal Sögüt höyüğünden derlenen seramik parçalarından bir kısmı Roma ve Bizans dönemlerine tarihlenmiştir.&lt;br /&gt;Roma ve Bizans dönemlerine ait çanak-çömlek parçaları, Kızılırmak yatağında yer alan düz yerleşim yerlerinde özellikle Kırıkkale’den güneye doğru uzanan bölgede bulunan höyüklerde bol miktarda derlenmiştir. Bu tür çanak-çömlek parçalarının çok sayıda ele geçtiği höyüklerde ve düz yerleşim yerlerinda prehistorik malzemelere rastlanılmamıştır. Bu Roma ve Bizans döneminde yeni yerleşim yerlerinin kurulduğunu kanıtlamaktadır. Dikkati çeken ayrı bir özellikte höyüklerden çoğunun doğal tepeler üzerine kurulmuş olmasıdır. Ayrıca genel kaideye uyularak, bu höyüklerin büyük bir çoğunluğunun yanında da akar suyun veya su kaynağının varlığıdır.&lt;br /&gt;Anadolu’da Roma İmparatorluğunun egemenliği MÖ 129 yılında Pergamon Krallığının ilhakıyla başlamışlardır. Pergamon Devleti’nin arazisi Anadolu’da ilk Roma eyaleti olan Provinicia Asia olrak yeniden düzenlendi. Bu eyalete başkent olarak da Ephesos seçildi.&lt;br /&gt;Kesin olarak belirlenmiş olmamakla birlikte Kapadokya’nın bir Roma eyaleti olarak Roma’ya vergi vermeye başladığını tarih genelde MÖ 63 yılı kabul edilmektedir. Kapadokya Eyaletinin sınırları Kuzeyde Samsun (Amisos)’dan doğuya doğru Karadeniz (Pontus Euxens), doğuda Fırat ve Büyük Ermenistan, Doğuda Toros dağları, batıda Galatia ve Pamhylia ile çevrili olan bu eyaletin başkenti Kaisareia (Kayseri) idi. MÖ 395 yılında Roma İmparatorluğunun ikiye bölünmesinden sonra Kapadokya Eyaleti Doğu Roma sınırları içerisinde kaldı. &lt;br /&gt;Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenen ve Sulakyurt ilçesinde bulunan tarihi paraların tetkikinden yörede M.Ö. Romalıların yaşadığı tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;Türklerden Sonra : Malazgirt Zaferinin 1071'de kazanılmasından sonra Anadolu'nun kapıları Türklere açılmış, buralar hızlı bir şekilde Türk-İslam diyarı haline getirilmiştir. İşte o dönemlerde Kırıkkale ili dahilinde bulunan bazı yerlerinde ilk fethedilen İslam beldelerinden olduğu görülmektedir.&lt;br /&gt;Bu konuda Prof. Dr. Beşir ATALAY’ “Kırıkkale ve çevresinin özel bir konumu vardır; yani Orta Anadolu’nun ortasındadır. Çok korunmuş, dışa geç açılmış ve yine de az açılmış bir bölgedir. 1071 yılında Malazgirt Muharebesi ile Müslüman Türklerin Anadolu’ya açılışından itibaren yerleşilen, badireli günlerde dahi hiç işgal görmemiş bir özelliğe sahiptir. Etnik dağınıklığı az olan fazla karışmamış bir bölgedir. Dini homojenlik ise çok belirgindir. Türkiye’nin en az kültür değişmesi geçiren bölgesidir. Denilebilir ki kültür safiyeti önemli oranda korunmaktadır. “ demektedir. (1995 Dünya “Hoşgörü-Manas-Abay Yılı” VII. Uluslar arası Edebiyatı Semineri ve I. Uluslar arası Türk Dünyası Kültür Kurultayı Bildirileri , S-159-161)&lt;br /&gt;Prof. Dr. Sadık TURAL da “Ankara, Kırşehir, Konya, Çorum, Çankırı, Yozgat ve bugünkü Kırıkkale ilimizin sınırları içinde olan arazi Türklerin çok benimseyip yurt edindiği, yaylak ve kışlak yerleri olmak üzere seçtiği coğrafya alanlarıdır. “ (Ahmet Yesevî’den Hasandede’ye Gönül Erleri YY-1997, S- 215)&lt;br /&gt;11. yüzyıldan sonra Kırıkkale yöresine Oğuz-Türkmen boyları yerleştirilerek iskana açılmıştır. Bu konuda Prof. Dr. İsmail ÖZÇELİK “Kırıkkalelinin Karakeçili ilçesinde yaşayan Karakeçililer, Anadolu’nun diğer yerlerinde yaşayan Karakeçililerle akrabadırlar. Karakeçililer Osmanlı kayıtlarında Ulu Yörük şeklinde anılan ve diğer bazı boylarıda ihtiva eden birliğin koludur. “ demektedir. (Tarihten Günümüze Karakeçililer, YY-2003, S-95)&lt;br /&gt;Kırıkkale yöresi ile ilgili Prof.Dr. Faruk SÜMER (Oğuzlar ), Prof. Dr. Cengiz ORHONLU (Osmanlı İmparatorluğunda Aşiretlerin İskanı), Prof. Dr. Fuat KÖPRÜLÜ (Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar), Prof. Dr. Hikmet TANYU (Ankara ve Çevresindeki Adak Yerleri) vs. eserler mevcuttur.&lt;br /&gt;Türk ve İslam aleminin büyük mutasavvıfı ve evliyası Hoca Ahmet Yesevi'nin oğlu Haydar Sultan'da Anadolu'daki bu mücadelede de yer almıştır.&lt;br /&gt;Bu mücadelenin, Kırıkale'nin en yüksek dağlarından biri olan Behrek Dağı eteklerinde ve civarında Konur Kasabası, Haydar Sultan ve Halil Dede köylerinin bulunduğu mahallerde yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Hatta Haydar Sultan'ın yaptığı savaşta, kafirlere esir düşerek, bugün aynı isimle anılan bu köydeki kuyuya hapsedildiği ve kabrinin de burada bulunduğu ve bu zatın Hoca Ahmet Yesevi'nin oğlu olduğu kaynaklarda geçmektedir.&lt;br /&gt;Diğer taraftan, Balışeyh ilçesinin de o dönemlerde, yani Anadolu'da ilk kurulan Türk yerleşim alanlarından olduğu bilinmektedir. Buradaki taştan yapılmış eski cami ve türbe Selçuklular tarafından 1121 yılında inşa edilmiştir.&lt;br /&gt;Aslında Kırıkkale bölgesi tarihini Ankara tarihiyle birlikte düşünmek, incelemek ve araştırmak uygun olur. Çünkü çok yakın olması nedeniyle buralar, eskiden beri Ankara'ya bağlı bir yöre olarak kalmıştır. Ankara'nın Türklerin eline ilk olarak 1073 yılında geçtiği dikkate alınırsa, Kırıkkale bölgesinin de- genel olarak- aynı yıllarda Türkleşmeye ve İslamlaşmaya başladığı kabul edilebilir. Bazı Haçlı seferleri sırasında buralar tekrar Bizanslıların eline geçmiş olmasına rağmen XII. Yüzyıldan itibaren Selçukluların hakimiyetine kesin olarak geçmiştir. Daha sonraki asırlarda Orta Asya'dan, Anadolu'ya göç eden Oğuz Türk boylarından pek çok aşiret ve cemaat Kırıkkale bölgesinde iskan edilerek, buralar bütünüyle Türk ve İslam diyarı haline getirilmiştir.&lt;br /&gt;Cumhuriyet Döneminde Kırıkkale : Bilindiği gibi Kırıkkale temelleri 1925'lerde atılan bir Cumhuriyet şehrimizdir. 70 Yıllık gelişmesi, büyümesi ve bugüne taşınması MKEK ile olmuştur. Kırıkkale'nin kurulduğu arazi Kırıkköyü arazileriydi. Kırıkköyü 1925'ten önce 12 hanelik küçük bir köy idi. Kaletepe ise 3-4 km.ötede, aslında bilinen anlamda bir kale olmayıp boz toprakların oluşturduğu bakımsız ve ağaçsız bir tepeydi. 1960 yılından itibaren ağaçlandırma çalışmaları başlatılmıştır. &lt;br /&gt;Kırıkkale şehrini ortaya çıkaran esas sebebin;1921 yılında buralarda İmalatı Harbiye Fabrikası'nın kurulmasına karar verilmesi ve 1925 yılında top ve mühimmat fabrikalarının temellerinin atılmış olmasıdır. O tarihlerde Kırıkköyü'nün muhtarı olan Hüseyin Kahya ile Yahşihan köyü öğretmeni Hüseyin Avni Bey'in bu olaylarda yardımcı oldukları bilinmektedir.&lt;br /&gt;Şehrin kurulması ve gelişmesi ile ilgili Prof. Dr. Beşir ATALAY “Kırıkkale’nin tarihini 1925’li yıllarda başlatmak mümkündür. Şehrin çekirdeğini oluşturan fabrikaların temeli 1925 de açılmıştır. Kurtuluş Savaşından sonra yeni devletin yeni yönetimi Orta Anadolu’da savunma sanayi kuruluşu için bir yer aramıştır. Başkent olarak da Ankara seçildiği için Başkente de yakın bir yer aranmıştır. Belki Orta Anadolu bu tür bir sanayi için güvenli bir bölge olarak görülmüştür. İşte Kırıkkale’nin bulunduğu boş tarlalar heyetin dikkatini çekmiştir. Arazi sahiplerinin özellikle Kırık köylü Hüseyin Kahya’nın heyete yakın ilgisi bu bölgenin seçilmesine etkili olduğu söylenir. “(1995 Dünya “Hoşgörü-Manas-Abay Yılı” VII. Uluslar arası Edebiyatı Semineri ve I. Uluslar arası Türk Dünyası Kültür Kurultayı Bildirileri , S-159-161)&lt;br /&gt;1925 yılında Top ve Mühimmat Fabrikası'nın temellerinin atılması, Kırıkkale'nin şehirleşmesinin çekirdeğini oluşturur. Aynı kuruma bağlı fabrika sayısı arttıkça personel ve işçi sayısı da artar. Görülmemiş biçimde nüfus artışı görülür. Yeni gelen işçilerin konutları ve halka halka mahalleler çevreye yayılır. Demiryolu, fabrikalarla yerleşim bölgesi arasında sınır oluşturulur.&lt;br /&gt;İlk aşamada, fabrikaların teknik ve idari personeli için yapılan sosyal tesisler ve az sayıda lojman da hemen tren istasyonu civarında yapılır. Fazla konut yoktur. Çünkü çalışanlar, yani işçiler askerdir ve kışlada kalırlar. Sonraları sivil işçilerin işe alınmasıyla konut bölgeleri genişlemiş burası kentin merkezi olmuş, İstasyon Mahallesi adını almıştır. Sanayi kesimine ait sosyal tesis ve işletmelerde aynı yerde genişleyerek Fabrikalar Mahallesi adını almıştır.&lt;br /&gt;1931-1941 yılları dönemi Kırıkkale'nin gelişmesinde ikinci aşamayı oluşturur. Hizmete açılan fabrika sayısı hızla çoğalmış, buna bağlı olarak da işçi ihtiyacı artmıştır. Kırıkköyünden ve çevre köylerden akın akın işçiler gelmiştir. Bu dönem şehre rastgele bir yerleşmenin de başladığı dönemdir. Bu dönemde 6 mahalle daha oluşmuştur. Ovacık, Yenidoğan, Hüseyin Kahya, Tepebaşı, Gürler ve Kurtuluş Mahalleleri, Devlet daireleri ve okulların bir bölümünün kurulma ve açılması bu dönemdedir&lt;br /&gt;1929'da Belediyelik, 1944 yılında da ilçe olan Kırıkkale, küçük bir kasaba görünümünü alır. Kentin bir sanayi şehri olarak öneminin artması ve artan nüfusun baskısıyla, Çallıöz, Güzeltepe ve Sanayi Mahalleri kurulmuştur.&lt;br /&gt;1945 ve 1950'lerdeki nüfus artışı ve hızlı göç olayı ile sadece yakın çevredeki köylerden değil; Orta, Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz bölgesi illerinden hızlı bir nüfus akışı olmuş ve Kırıkkale büyümüş ve gelişmiştir. 1955'lerde konut alanları Samsun Karayolu üzerine, kuzeye doğru taşmış ve doğya da genişlemiştir. Karyaka ve Kızılırmak mahalleleri de bu dönemde oluşmuştur.&lt;br /&gt;Şehrin gelişmesi ile ilgili Prof. Dr. Sadık TURAL ise “Bize göre şahrin asıl önemli ve incelemeye değer yanı milli bütünleşmenin örneği olmasıdır. Öncelikle çevre illerden (Kırşehir, Çankırı, Çorum, Yozgat) daha sonra da hemen hemen Türkiye’nin her ilinden bir aile mutlaka Kırıkkale’de yaşamıştır. Gerek bürokratik , gerekse bedeni hizmet alanlarında 1934-1964 döneminde Kırıkkale’ye uğramamış pek az insan vardır. Sonra fabrikanın nüfusu yerinde saydı. İlk emekliler geldi önce, 1968 ve 1969; sonra 1970-1980 döneminde Makine Kimya Fabrikalarında çalışan idealist ustalar emekli oldular. Emekli olanlardan bir kısmı geldikleri kasaba veya köylere, bir kısmı başka şehirlere göçtü. Göç veren bir şehir oluverdi Kırıkkale... Emekliler için Mahmutlar veya Balışeyh yahut Yahşihan veya uygun bir köy- kasaba (uydu kent) haline getirmek için hiç kimsenin aklından geçmedi.” diyor.&lt;br /&gt;1960'lı yıllarda Kırıkköyü ve Yuva köyünü mahalleleri içine katan Kırıkkale, 1970'li yıllardan itibaren hızlı nüfus artışıyla birlikte mahallerini de artırmıştır. 1925'lerde 12 hanelik bir köyden 2001'de 25 mahalleli ve 205.208 nüfuslu bir yerleşim alanı ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;İL OLUŞU&lt;br /&gt;Kırıkkale 21 Haziran 1989 tarih ve 3578 Sayılı yasa gereğince merhum Cumhurbaşkanı Turgut ÖZAL (Başbakan iken) tarafından yapılan törenle İl olmuştur. İlk Valisi Fikret GÜVEN 17 Ağustos 1989 tarihinde yapılan törenle İl Valiliği görevine başlamıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5573555733928581534?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5573555733928581534/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/krkkalenin-tarihi-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5573555733928581534'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5573555733928581534'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/krkkalenin-tarihi-hakknda-bilgi-verir.html' title='Kırıkkale&apos;nin tarihi hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5081678438720131566</id><published>2012-01-14T11:47:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T11:48:57.778-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih Soru ve Cevap'/><title type='text'>Moğollar hakında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Moğollar, günümüzde Moğolistan'ın yerli halkıdır. Doğu Asya kavimlerindendir. Asıl yurtları Moğolistan’dır.&lt;br /&gt;Bugün Moğollar, Moğolistan dışında Rusya'ya bağlı; Aga Buryat Özerk Bölgesi, Ustorda Özerk Bölgesi ve Buryat Cumhuriyetinde yaşamaktadırlar. Ayrıca Çin ile Moğolistan arasında yer alan İç Moğolistan Özerk Bölgesi'nin de büyük çoğunluğu Moğoldur.&lt;br /&gt;Tarihte, Asya kıtasının büyük bir kısmına sahip olup, yayıldılar. Memleketlerinden çıkıp da geri dönmeyenler, diğer milletler arasında eridiler. Bugün Moğollar, sadece Çin ile Rusya arasındaki Moğolistan’da yaşarlar. Doğu Asya’daki sarı ırkın, mongaloit tipindendirler. Dilleri Altay dillerinden olan Moğolcadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cengiz Han / Temuçin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cengiz Han (Chinggis Khaan, Çinggis Haan) (ya da doğum adıyla Temuçin (anlamı: demirci) (anlamı: deniz)), Farsça: جنكيز خان (d. 1162 – ö. 18 Ağustos 1227). Moğol Börçigin ailesinden siyasetçi, asker ve han.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5081678438720131566?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5081678438720131566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/mogollar-haknda-bilgi-verir-misiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5081678438720131566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5081678438720131566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/mogollar-haknda-bilgi-verir-misiniz.html' title='Moğollar hakında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5020972773989421544</id><published>2012-01-14T11:45:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T11:47:27.563-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>İnsuyu mağarası hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>İnsuyu Mağarası&lt;br /&gt;Burdur İnsuyu mağarası, Burdur Antalya karayolu üzerinde, Burdur'a 13 km uzaklıkta bulunan ve ülkemizde turizme açılan ilk mağaralardandır. İnsuyu Mağarasında; karstik yapının zamanla erimesi ve aşınması sonuc, Mağara içinde sarkıt ve dikikler meydana gelmiştir. Ayrıca, girintili çıkıntılı çeşitli yönlere açılan dehlizler bulunmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1965 de turizme açıldığı zaman bu dehlizlerde küçüklü büyüklü 9 adet göl vardı ve bu göller arasında kesintisiz bir bağlantı ile belirgin bir akış vardı. İç yapıda meydana gelen tabiat harikası teşekkül tarzları dikkate alınacak olursa mağaranınbinlerce yıl önce meydana geldiği tahmin edilmektedir. Mağaranın suyu karbonatlı maden suyudur. İnsuyu mağarası, Kültür Bakanlığı, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 9.7.1976 gün ve A-113 sayılı kararı ile I. derece Doğal Sit olarak tescil edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsuyu Mağarasının işletilmesi ve bakımı, Burdur İl Özel idaresi ve Burdur Merkez Belediyesi işbirliği ile kurulmuş olan "Burdur İli, İnsuyu ve Çendik Turistik Tesisler Birliği" tarafınca yürütülmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsuyu Mağarası ve Çevresinden, Burdur Merkez ilçesisinin su ihtiyacı karşılandığı gibi civardaki tarım arazilerinin sulanması içinde yeraltı suları devamlı olarak pompalarla çekilmektedir. Bu çekilen su nedeni ile mağara içindeki göller kuruduğu gibi, mağaradaki damlalarda zamanla yok olmuştur. Bu durumun, tabiat harikası mağaranın doğal yapısı için tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. mağara içindeki suyun çekilmesi ile şu anda gezilebilen yerin en uç noktasında bulunan Koca Göl suyunun 2 metreya yakın alçalması sonucu mağaranın ikinci bölümüne bağlanan galerisi açığa çıkmıştı. fakat 2004 yılındaki yağışlar neticesinde, su seviyesinde yükselme olmuş ve mağarada yeniden gölcükler oluşmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsuyu mağarasında araştırma çalışmalarına da devam edilmektedir. Son çalışmalar14-18.08.1993 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu araştırma ile mağaranın devamı olan yeni galeriler olduğu tespit edilmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kısma İnsuyu II adı verilmiştir. Bu araştırma ile elde edilen galeriler ve diğer bulgular 1/1000 ölçekli kroki üzerinde işaretlenmiştir. Daha sonraki tarihlerde bu mağara araştırmalarına devam edilmiş, mağara galerilerinin daha ilerilere doğru ilerlemekte olduğu da saptanmıştır. Tabii bu yeni bulunan galerileri, ziyarete açılmaları daha hassas incelemelerin ve gerekli önlemlerin alınmasından sonra olabilecektir. Bu yeni galeriler, ancak bilimsel araştırmalar bittikten ve gerekli önlemler alındıktan sonra gezilebilecektir..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5020972773989421544?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5020972773989421544/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/insuyu-magaras-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5020972773989421544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5020972773989421544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/insuyu-magaras-hakknda-bilgi-verir.html' title='İnsuyu mağarası hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-7676153298318195946</id><published>2012-01-14T11:43:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T11:45:24.827-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Dokumacılık nedir?</title><content type='html'>DOKUMACILIK&lt;br /&gt;Türklerde çok eski çağlardan beri dokuma sanatının gelişmiş olduğu yapılan tarihsel ve arkeolojik çalışmalardan anlaşılmaktadır.Orta Asyanın çeşitli yerlerinde yapılan arkeolojik çalışmalarda sırasında çıkan kumaşlardan ipeklilerin Çin'den getirildiği ileri sürülmekteysede yünlü ve özellikle üzeri yün ipliğiyle aplike edilmiş keçe parçalarının Türkler'e ait olduğuna kesin gözüyle bakılmaktadır.Kurganlardan çıkan eyer takımlarının üzerindeki kolan kuşak ve kordonlar da çarpana dokumacılığının varlığını gösterir.Ayrıca çadır yapımı ve donanımında kullanılan dokumalar,Türk dokuma sanatında önemli bir yer tutar.Türkler Anadolu'ya geldiklerinde geçmişi çok eskilere dayanan gelişmiş bir dokumacılık sanatıyla karşılaştılar.Çatal höyükte yapılan kazılardan ele geçen bulgular ,Anadolu'da dokumacılık tarihinin İ.Ö.6000 e değin uzandığını gösterir.Buradan çıkan kumaş parçaları dünyada bulunan en eski kumaş parçaları örnekleridir.Orta Asya dan gelenlerin deneyimleriyle birleşen bu birikim sonucu Xl.yy.da dokumacılığın Anadolu'nun her yöresinde büyük bir gelişim gösterdiği bilinmektedir.Bu dönemde Denizli ,Adana ve Sivas'ın pamuklu dokumaları ,Erzurum ve Erzincan da dokunan pamuklu,yünlü ve ipekli kumaşlar ünlüdür.Ayrıca Anadolu'nun bir çok yöresinde dokunan halı ve kilimlerde Türk el dokumacılığının seçkin örneklerini oluşturur.Selçuklular döneminde Türk el ürünlerinin başka ülkelere satıldığı bilinmektedir.Türkmen aşiretleri arasında gelişmiş olan halıcılık geleneği Anadolu halılarına dış ülkelerde geniş bir pazar sağlamıştı.Kumaşlar da dış ülkelerde geniş çapta alıcı buluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı devletinin kuruluş ve yükselme dönmelerinde Selçuklu sanatı mirası da değerlendirilerek dokumacılıkta büyük bir ilerleme sağlandı.Dokumacılığın kaynağını doğudan alması ,Batı'nın yalnızca tüketici durumunda olması ,bu iki uç arasında yer alan Osmanlı devletinde dokumacılığa önem verilmesini sağladı.Alınan önlemlerle dokumacılığın ilerlemesine ve kalitenin yükseltilmesine özen gösterildi.Bu dönmede pamuklu dokumacılığın merkezi Denizli idi. İstanbul,Bursa, Malatya, İskenderiye, Kıbrıs,Urfa,Mardin,Musul ve Bağdat 'da da çeşitli pamuklu dokumalar üretiliyordu.İpekli dokumalar içerisinde ise Musul'un İpek üzerine işlemeli olarak dokunan ve adını bu kentten alan muslin'leri Bursa'da yapılan altın işlemeli ipekli dokumalar işlemeli çiçekli kadifeler ,Bilecik'in ipekli ve kadife kumaşları önde geliyordu.Özellikle Bursa Bilecik Edirne ve İstanbul'da dokunan kumaşlarda Selçuklu geleneği ve desenleri egemendi.Yünlü dokumacılıkta Erzurum ve Erzincan atelyeleri ,Karaman'ın Kaliçler'i Demirci,Gördes ve Kula 'nın halıları ,kilimleri Antalya'nın çuhaları ün kazanmıştı.İstanbul'da aba ve sof Kütahya'da seccade ,Selanik'te çuha dokunuyordu.Ankara'nın ünlü sof'u ve tiftiği Cezayir',Mısır'a ve başka ülkelere satılıyordu.Keten ve kendir dokumacılığında merkez Karadeniz bölgesiydi.Kastamonu,Taşköprü dışında Mardin,Musul ve Bağdat'ta keten dokumacılığı vardı.Dış ülkeler Trabzon'dan satıldığı için Trabzon bezi diye tanınan Rize,bezi özellikle aranan bir dokumaydı.Gelişimi XVl.y.yortalarına değin süren Türk dokumacılığı iç gereksinimini karşıladığı gibi büyük miktarda dışarıya da satılıyordu.1532 de kabul edilen kapitülasyonlarla dış ülkelerden getirilen kumaşlar yerli dokumalarla rekabete girdi.Dışalım mallarına sağlanan ayrıcalıklar yerli dokumacılığın rekabet gücünü azalttı.Avrupa'da makinalaşmanın başlaması ve Osmanlılar'ın buna ayak uyduramaması , Türk dokumacılığının iyice duraklamasına yol açtı.Selim lll döneminde yerli dokumacılığın canlandırması için girişimlerde bulunulduysa da ,alınan alınan önlemler yabancı mallara sağlanan ayrıcalıklar karşısında etkili olmadı.Abdülaziz döneminde yabancı mallara konan gümrük vergisi artırılarak dokumacılığın geliştirilmesi amacıyla sergiler.Okullar açılıp ,yeni şirketler kurulduysa da bütün bunlar Avrupa da hızla gelişen sanayileşme karşısında yetersiz kaldı.Sonunda yabancı sermaye ile Bursa ve lübnan'da birer ipekli fabrikası,Adana,TArsus ve İzmir'de birer pamuk ipliği fabrikası Afyon ve İzmir'de halı ipliği fabrikaları kuruldu.bu dönemde devletçe kurulan fabrikalarsa İstanbul'da 1836 da kurulan Fesahane ve Hereke'de 1845 te açılan yünlü fabrikaları Bakırköy'de 1850 de açılan pamuklu dokuma fabrikasıydı.Cuhuriyet döneminde her alanda olduğu gibi dokumacılık alanında da önemli girişimlerde bulunuldu.1925 de kurulan Türkiye sanayi ve maden bankası ,kendine devredilen devlet fabrikalarını çağdaşlaştırma ve daha verimli çalışmalarını sağlama yolunda çaba gösterdi.Halkın katılımıyla Bünyan ve İsparta da yün ipliği üreten ilk anonim şirketler kuruldu.15 yıl süreyle Teşvik-i sanayi kanunu çıkarıldı (1927).1933 te Sümerbank'ın kurulması ,dokumacılıkta önemli bir aşama oluşturdu.Bunu özel kesime ait kuruluşlar izledi.Dokuma sanayisi günümüzde Türkiye'nin en gelişmiş sanayi koludur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-7676153298318195946?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/7676153298318195946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/dokumaclk-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7676153298318195946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7676153298318195946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/dokumaclk-nedir.html' title='Dokumacılık nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5711263472607476042</id><published>2012-01-14T11:40:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T11:43:23.342-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih Soru ve Cevap'/><title type='text'>Nizam-ı Cedid ne demektir?</title><content type='html'>Nizâm-ı Cedid (Nizam-ı Cedid / Nizamı Cedit) Nizâm-ı Cedid&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti'nde 18. asır sonunda, askerî ve idarî sahalardaki düzensizliklere çare bulmak için yapılan teşebbüslerin tamamı. Ayrıca, Avrupa usulleriyle meydana getirilen talimli orduya verilen isim. &lt;br /&gt;Bu terim, ilk defa Fazıl Mustafa Paşa'nın sadrazamlığı esnasında, maliyede yapılan bazı yenilikler için kullanılmıştır. Daha sonra Sultan Üçüncü Selim Han (1789-1807) devrinde de, şimdi anlaşılan manada kullanılmağa başlanmıştır. Ancak, Nizâm-ı Cedid, geniş ve dar manâda olmak üzere iki şekilde tarif edilmiştir. Dar manâda; Sultan Üçüncü Selim Han devrinde, Avrupaî tarzda yetiştirilmek istenen askerî kuvvetlerde, geniş manâda ise; yine aynı padişah devrinde devlet teşkilâtının bütününde yapılmak istenilen yenilikler olarak bilinmektedir. Bu tariflerden ikincisi daha doğru olarak kabul edilir. &lt;br /&gt;On sekizinci asır boyunca devam eden askerî başarısızlıklar, bunları takip eden günlerde ıslahat lâyihalarının verilmeleriyle neticelenirdi. Bunların içinde, Halil Hamid Paşanın askerlik sahasındaki nizamnâmesi en önemlisidir. Sultan Üçüncü Selim’in tahta çıkışına kadar aşağı yukarı yüz sene devam eden ıslahat hareketlerinin bir merhalesini teşkil eden Nizâm-ı Cedid fikri, tamamen bu padişahın şahsına bağlanır. Gerçekten de bu padişah şehzadeliği ve veliahtlığı esnasında devletin içinde bulunduğu durum için yapılan ıslahat teşebbüslerini yakından takip etmiştir. &lt;br /&gt;Nizâm-ı Cedid hareketi, Sultan Üçüncü Selim’in tahta çıkışıyla beraber belli bir tertip içinde uygulanmaya başlandı. Böyle yeni bir sistemin konulması için, öncelikle bazı yönlerden örnek alınacak Avrupalıların ilerlemesinin sebeplerinin incelenmesi ve devlet adamlarıyla âlimlerden teşekkül edilecek bir danışma meclisinin kurulması icab ediyordu. Padişah, meşveret (danışma) meclisi teşkiliyle, yeni fikrin, bir şahsın değil, devletin malı olması gayesini güdüyordu. Islahat için yirmi iki devlet adamından bu konudaki düşüncelerini açıklayan birer rapor hazırlamalarını istedi. Yirmi iki kişinin ikisi Avrupalı idi. Bunlardan Bertrauf Osmanlı ordusunda çalışan bir subay, diğeri ise İsveç konsolosluğunda çalışan D’Ohosson idi. Türk devlet adamlarının belli başlıları ise, Sadrazam Koca Yusuf Paşa, Veli Efendizâde Emin, Defterdar Şerif Efendi, Tatarcık Abdullah Efendi, Çavuşbaşı Efendi ve tarihçi Enver Efendiydi. &lt;br /&gt;Diğer taraftan Ebû Bekr Râtib Efendi, o devir için Avrupa’nın güçlü devletlerinden olan Avusturya’nın başşehri Viyana’ya sefaret vazifesiyle gönderildi. Gönderilen bu elçiden, Avusturya’nın bütün müesseselerini incelemesi ve rapor etmesi istendi. Sekiz aylık bir seyahat neticesinde yazılan bu Sefaretnâme’de, alınması gerektiği bildirilen başlıca tedbirler şu maddeler içinde özetlenebilir: &lt;br /&gt;1. Hazinenin dolu ve düzenli olması&lt;br /&gt;2. Askerin itaatli olması&lt;br /&gt;3. Devlet adamlarının doğru ve sadık kimseler olması&lt;br /&gt;4. Halkın refah ve himayesinin temini&lt;br /&gt;5. Bazı devletlerle ittifak anlaşmalarının yapılması&lt;br /&gt;Ebû Bekr Râtib Efendiye göre, örnek seçilecek bir devletin askerî kanunları ve nizamları iktibas edilerek, kendi bünyemize uydurup, ihtiyacımıza cevap verecek bir Nizâm-ı Cedid ordusunun kurulması gerekiyordu. Padişahın düşüncelerine tesir eden bu Sefaretnâme, Nizâm-ı Cedid programının hazırlanmasının bir safhasını teşkil ediyordu. &lt;br /&gt;Kendisinden önceki padişahların, ıslahat hareketlerindeki düşüncelerinden faydalanmasını bilen Sultan Üçüncü Selim Han, Sultan Üçüncü Ahmed Han devrinde yapılmak istenilen ıslahatın devlet adamlarından gizli olmasının zararlarını gördüğünden, devlet adamları ile âlimleri yanına çağırarak, onların düşüncelerinden faydalanma ve memleketlerin durumunu daha iyi tahlil etme imkânını ele geçirmek istedi. Ancak layihaları kaleme alan kimselerin askerlik sahasında tecrübeli olmaması, köklü tekliflerin gelmesine mani oldu. &lt;br /&gt;Verilen layihalar, başlıca üç görüş üzerinde toplanıyordu:&lt;br /&gt;1. Ordunun, Kanunî Sultan Süleyman Kanunları’na göre ıslah edilmesi. &lt;br /&gt;2. Sultan Süleyman Kanunları’na, Avrupa nizamlarını tatbik ederek yeniden ordu teşkili.&lt;br /&gt;3. Yeniçeri Ocağı tamamen kaldırılarak, Avrupa usullerine göre yeni bir ordunun kurulması. &lt;br /&gt;Üçüncü düşüncede olanlara göre, devletin eski kanunları, ihtiyaca cevap veremez hâle gelmiş, Yeniçeri Ocağına fesat karışmış bu da ordunun bozulmasına sebep olmuştu. Bu sebeplerden dolayı, Yeniçeri Ocağını bir tarafa bırakarak, tamamen Avrupa usulleriyle yeni bir ordu kurulmalıydı. &lt;br /&gt;Sultan Üçüncü Selim Han, bu fikirlerden üçüncüyü seçti. Programın uygulanması için tertip edilen heyetin başına, İbrahim İsmet Bey gibi dirayetli bir şahsı getirdi. Bu zat, işin başlangıcında olabilecek tehlikeleri dile getirmişti. Islahat heyetinin hazırladığı program, yetmiş iki maddeden meydana geliyordu. Öncelikle askerlikle ilgili maddelerin tatbikatına geçildi. &lt;br /&gt;Yeniçeri Ocağının birdenbire kaldırılmasının devlete vereceği zarar ortada olduğundan, bu ocağın ıslah edilmesi sırasında yeni ordunun kurulması çalışmalarına başlandı. Yeniçeri Ocağına haftada birkaç gün mecburî talim konuldu. Humbaracı, Topçu, Lağımcı ve Toparabacı ocaklarının yeni kanunnameleri hazırlandı. Bunlar ordunun teknik sınıflarını teşkil edeceklerdi. &lt;br /&gt;Yeni ordunun teşkili ise, Sadrazam Koca Yusuf Paşanın Ziştovi ve Yaş anlaşmalarından sonra cepheden İstanbul’a dönmesiyle başladı. Sadrazamın Avrupa’dan subay da getirmesi, talimli piyade askerinin teşkilini hızlandırdı. Padişah, bu ordunun yeniçerilerden bağımsız olmasını ve genç yeniçerilerin buraya alınmasını istiyordu. Ancak bunun mahzurları düşünüldüğünden, yeni ordunun Bostancı Ocağına bağlı, on iki bin mevcutlu ve örnek bir ordu gibi teşkili yoluna gidildi. Levend Çiftliği Kanunnâmesi ile yeni ordunun kadroları ve diğer meseleleri açıklanmış oluyordu. &lt;br /&gt;Nizâm-ı Cedid ordusunun kuruluşunda ortaya çıkan diğer bir problemse yeniçeri taraftarlarının çıkaracağı taşkınlıktı. Bunun için halk arasında mûteber olan devlet adamlarından faydalanma yoluna gidildi. Yapılan propagandada, yeni ordunun İstanbul’da Rus tehlikesine karşı muhafaza için kurulduğunu, İstanbul’a karşı bir tehlike esnasında Anadolu ve Rumeli’ne dağılmış olan, çiftçilikle uğraşan askerin geç gelmesinin doğuracağı tehlikeler anlatıldı. Pek tesirli olmamakla beraber yapılan propaganda neticesi, ilk andaki tepkiler önlenmiş oldu. Sessizlikten istifade etmek isteyen devlet, Anadolu’da asker yetiştirme hareketine girişti. Bu harekette, Karaman Valisi Kadı Abdurrahman Paşa ile Amasya Sancakbeyi Cabbarzâde Süleyman Beyin gayretleri semeresini verdi. Ancak Yeniçeri Ocağına talim mecburiyeti konması, hariçten esamî satın alarak ulufeye kaydolanların işine gelmedi. Ocak içinde usulsüz aidat toplayanların, kanunnâme ile engellenmesi, çıkarcıları zor duruma soktu. Yapılan karşı propaganda neticesi önce Yeniçeriler talime çıkmamaya başladı, sonra da Nizâm-ı Cedide kaydolanların dağılmaları, devlet adamlarına Nizâm-ı Cedidin asker kaynağının sadece ordu olduğunu anlatmış oldu. Bu esnada Levend’den başka Üsküdar’da Kadı Abdurrahman Paşanın askerlerinden teşekkül eden yeni bir ordu tesis edildi. &lt;br /&gt;Nizâm-ı Cedid ordusunun kurulmasının yanı sıra tophane, tersane ve mühendishânenin de yeniden organizasyonuna başlandı. Tophane mensupları elenerek yenilendi, Avrupa’dan top döküm ustaları getirilerek yeni ve kuvvetli top imalâtına başlanıldı. Çok ihmal edilmiş olan donanma ile tersanenin ıslahatına girişildi ve bu konu, Küçük Hüseyin Paşaya verildi. Alınan tedbirler neticesinde donanma her yönden güçlendi. Fennî eğitimde tahsil ve terbiyenin ilerlemesi için, 1773’te açılan Mühendishâne-i Bahri-i Hümâyûn genişletildi. Bu okullarda, geniş ölçüde yabancı öğretmenlerden faydalanıldı. Okulların kitap ihtiyacını karşılamak için de Üsküdar Matbaası yeniden tesis edildi. &lt;br /&gt;Yapılan değişiklikler, devlet bütçesine ağır yük getiriyordu. Yükün kaldırılması için, sâdece Nizâm-ı Cedidin giderlerini karşılayacak İrad-ı Cedid denilen yeni bir hazine kuruldu. Ayrıca İrad-ı Cedid, ileride meydana gelebilecek harplerin giderlerini de karşılayacaktı. İki yüz bin kese değerinde olacak bu hazinenin gelir kaynaklarını, rüsûm-ı zecriye denilen tütün, içki ve kahveden alınan vergilerle, mahlûl mukataalardan alınan vergi ve her sene yenilenen beratlardan alınan vergiler teşkil ediyordu. Hazinenin hesaplarını görmek için de talimli asker nazırı, İrâd-ı Cedid defterdarı tayin edildi. &lt;br /&gt;Nizâm-ı Cedid hareketi, askerî sahadaki yeniliklerin yanı sıra idarî, siyasî ve ticarî sahalarda aynı istikamette bir takım teşebbüsleri beraberinde getirdi. İdarî sahada, Anadolu ve Rumeli, yirmi sekiz vilâyete bölündü ve vezir sayısı buna uygun hâle getirildi. İdareciliği menfî olan ehliyetsiz kişilere vezirlik verilmemesine dair kanunnâme çıkarıldı ve tayinlerin yapılması hakkı, padişah ve sadrazama verildi. Vezirlerin memuriyet süresi, en az üç, en çok beş yıl arasında sınırlandırıldı. Kadıların durumu, timar nizamnâmesi düzenlenerek, yapılacak muamelelerin kanunnâmeye uygun olmasına dikkat edildi. &lt;br /&gt;Osmanlı Devletinin iktisadî, idarî, siyasî sahalarında yapılan yenilik ve ıslahatlar, yapılan menfî propaganda, içteki ve dıştaki başarısızlıklar sebebiyle istenilen neticeyi veremedi. Islahatları tatbik edenler arasında, padişaha tam olarak itaat edenlerin sayısının az olması da bu başarısızlıklarda rol oynadı. Haricî düşmanlarla yapılan savaşlar, Arabistan’da Vehhabî, Mora’da Rum, Balkanlar’da Sırp isyanları ile diğer küçük çaptaki isyanları bastırmakta güçlükle karşılanılmasının suçu, devamlı Nizâm-ı Cedid askerine yüklendi. Yeniçeri Ocağı mensuplarının da Nizâm-ı Cedid askerinin çoğalmasıyla kendi maaşlarının ellerinden gideceği korkusu, yeniliklere cephe almalarına yol açtı. Fransa’nın Osmanlı Devleti aleyhine cephe alıp, İstanbul’daki Fransız sefirinin el altından Yeniçerileri, “Maaşlarınız alınıp, devlet ileri gelenlerine dağıtılacaktır” şeklindeki tahrikleri de etkili oldu. Bu hareketin başarısızlığında korkak ve müsrif devlet adamlarının mühim tesiri oldu. Devlet bütçesinden yapılan masrafların artması, hileli sikke kesilmesi veya yeni yeni vergilerin konulmasına bağlı olarak, eşya fiyatları arttı. Taşrada vergi tahsildarlarının yolsuzlukları halka büyük sıkıntı getirdi. Bu sebeplerden, yeniliğe karşı olan unsurlar, Nizham-ı Cedid’in yıkılması için fırsat aramaya başladılar. &lt;br /&gt;Napolyon’un Mısır Seferi sırasında Akkâ Kalesinin önündeki savaşta başarı kazanan Nizâm-ı Cedid ordusundan, Sırp isyanlarına ve Rusya ile savaş tehlikesine karşı faydalanılmak istendi ve ordu Rumeli'ne geçirildi. Ancak bu durumdan şüphelenen Rumeli âyânına, ordunun Sırp İsyanını bastırmakla vazifeli olduğu ilân edildi. Fakat, Sadrazam, İsmail Paşanın ve yeniliğe muhalif olanların Rumeli âyânı ve Yeniçerileri tahriki, olayların başlangıcı oldu. İlk hâdise Tekirdağ’da meydana geldi. Burada, kurulacak Nizâm-ı Cedid ordusuna dair fermanı okuyan kişiyi Yeniçeriler öldürdüler. Askeri Edirne’ye götüren Kadı Abdurrahman Paşaya mukavemet edilmesi, iç harp tehlikesi derecesine ulaştı. İngiliz donanmasının İstanbul’u yakmakla tehdit ettiği ve düşmanın sınırlara asker yığdığı sırada böyle bir isyanın başlaması, devletin selâmeti açısından kötü neticeler verecekti. Bu sebeple Üçüncü Sultan Selim Han, Abdurrahman Paşayı geri çağırdı. Ancak bu tedbir arzu edilen neticenin aksine, muhaliflerin taşkınlıklarını arttırmaktan başka bir işe yaramadı. Zira, yenilik düşmanlarının şımarmalarına sebebiyet verildi. İstanbul’da Boğaz yamakları isyan etti. &lt;br /&gt;Edirne’deki hâdiseden sonra merkezde yapılan değişiklikler, fayda yerine zarar getirdi. Yeni tayinlerle, görünüşte Nizâm-ı Cedid taraftarı olanlar, makam sahibi oldular. Ordunun da İstanbul’da bulunmayışını fırsat bilen Yeniçeri ve yenilik muhalifleri, Nizâm-ı Cedidi ortadan kaldırmaya karar verdiler. Bu karardan habersiz olan Padişah, Boğaz yamaklarını Nizâm-ı Cedid’e dahil etmeye çalışıyordu. Köse Musa Paşa ise el altından haber göndererek, bu askerleri; “Eğer, Nizâm-ı Cedid elbisesi giyerseniz dinden çıkarsınız, giymezseniz ocaktan atılırsınız. Belki de Nizâm-ı Cedid sizi öldürecek” diye tahrik ediyordu. Tahrikler sonucu 26 Mayıs 1807 tarihinde Büyükdere Çayırında toplanan yeniçeriler isyanı başlattılar. Başlarına reis olarak seçtikleri, Kabakçı Mustafa denilen serkeş de İstanbul halkına, yaptıkları işin mukaddes bir hareket olduğu yolunda propaganda yaptı. &lt;br /&gt;Bu esnada Kaymakam Köse Murad Paşa, bir taraftan Padişaha isyanı önemsiz gibi gösterirken, diğer taraftan, isyancıları bastırmaya hazırlanan Topçu Ocağına, karşı gelmemelerini emreden haberi gönderiyordu. Böylelikle isyan programı düzenli olarak tatbik edilmeğe başlandı. İsyancılar Et Meydanında (Aksaray’da) toplandıktan sonra, devlet adamlarının içinde bulunan Nizâm-ı Cedid muhalifleriyle anlaştılar. Padişah durumdan haberdar olduğunda iş işten geçmişti. İsyanın bastırılması için Nizâm-ı Cedidin kaldırıldığına dair bir ferman yayınladıysa da, âsiler bu defa da, Padişahtan on bir kişinin kendilerine teslimini istediler. &lt;br /&gt;Kendisine on bir kişinin isimlerinin listesi verildiğinde çok üzülen Padişah, bütün bunlara sebep, kendi yumuşak huyluluğu olduğunu söyledi. Kan dökülmemesi için âsilerin istekleri kabul edildi. Âsiler verdikleri listede olan kişileri birer yolunu bulup katlettikten sonra, bizzat Nizâm-ı Cedidin mimarı olan Sultan Üçüncü Selim’e karşı hareketlere başladılar. Nihayet Üçüncü Selim Han da iyi huyluluğu, şefkati ve temiz ahlâkı yüzünden şehit edildi. İsyanın neticesinde de memleket, Avrupa’ya yetişmek yolunda uzun bir süre geri bırakılmış oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5711263472607476042?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5711263472607476042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/nizam-cedid-ne-demektir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5711263472607476042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5711263472607476042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/nizam-cedid-ne-demektir.html' title='Nizam-ı Cedid ne demektir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-8762176320184388468</id><published>2012-01-14T11:38:00.000-08:00</published><updated>2012-01-14T11:40:35.479-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Çığdan korunma yolları nelerdir bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>ÇIĞ ÖNCESİNDE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle çığ bölgelerine yeni yerleşim birimleri kurulmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığ ve sel yataklarında var olan yapılar derhal kaldırılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut yapılar, çığ bölgesinden kaldırılana kadar sigortalanmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yamaçlardaki orman ve bitki örtüsü çığ düşmesini azaltır. Bu nedenle, çığ vadilerinde ağaç ve bitki örtüsünün ortadan kaldırılması, ormanın tahrip edilmesi çığ tehlikesini artırır. O halde, ormanlar tahrip edilip çığ güzergâhı yaratılmamalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığı oluşturan arazi ve hava şartları öğrenilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava, yol durumu ve çığ tehlikesi hakkında düzenli olarak bilgi veren kaynaklardan yararlanılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar yağan aylarda, hava ve yol durumu raporları dikkatlice izlenmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığ güvenliği ile ilgili bilgi edinilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önlem alınmalı ve herhangi bir kuşku durumunda tehlikeli bölgeyi derhal terk edebilecek şekilde hazırlık yapılmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığ oluşmadan önce yapılması gereken en önemli uygulama boşaltma planının yapılmış olmasıdır. Bu planda şu konular yer almalıdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşaltılacak alandaki tüm tehlikeli patikaların tanımlanmış iyi bir çizimi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşaltma sırasında emirleri verecek ve bunları uygulayacak kişilerin isimlerinin listesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşaltma sırasında izlenecek iletişim ve alarm işlemlerinin belirlenmesi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acil kaçış yolları, toplanma alanları, park yerleri ve etkilenen insanların geçici olarak iskân edileceği yerlerin saptanması ve her an kullanıma hazır halde bulundurulması,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boşaltılan alanlardaki güvenliği sağlayacak ve diğer problemleri çözecek şekilde bazı yasaklamaların ve kuralların konulması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakındaki yollarda çığ uyarı işaretleri, yolları çığ olma durumunda kapatacak elle veya otomatik olarak çalışan engellerin kurulması şarttır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tehlikeli yamaçlardan sürekli uzak durmak en akılcı yoldur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığ olan veya olma ihtimali bulunan yamaçlarda ağaç kesimine son vermek ve bunu yasal yollarla sağlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce çığ olduğu bilinen yerlere, av veya herhangi bir amaçla gitmemeleri için uyarmak gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇIĞA YAKALANIRSANIZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Dışarıda Bulunuyorsanız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığ başladığında, çığın büyüklüğüne, hızına, patikanın genişliğine, çevredeki araçlara ve daha güvenli yerlere bağlı olarak o alandan çok hızlı bir şekilde ayrılmaya karar vermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığın daha yavaş, yüksekliğinin az olduğu kenar kısımlarına ulaşmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses ve ses kaynakları ile insanları uyarmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayak yapıyorsanız, kayak takımını çıkarıp atarak, sabit ağaç, kaya veya başka bir cisme tutunmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kırılmış ağaç ve kaya parçalarından korunmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerden destek alarak yüzme hareketi yaparak akan karın üstünde kalmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzı sıkıca kapatmak, mümkünse kafa kar altında kaldığı anda uzun süre nefesi tutmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akış sırasında bacaklar ve kollar birbirine yapıştırılarak oturma pozisyonu almak, çığ durmadan kısa süre önce bacaklar ile yeri sertçe iterek (zemin sert ise) kalkmaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığ durmadan önce mutlaka bir el yüzün önünde, diğer eli baştan yukarıda tutmak ve kar altındaki zaman boyunca hayati önem taşıyacak olan nefes alınan boşluğu (hava kesesi) genişletmek ve başı sağa sola çevirmeye çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karda ses iletimi az olmasına rağmen eğer yüzeye yakın olduğunuzu hissediyorsanız yada bu varsayımı ihmal etmemek için bağırmak faydalı olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalara göre, sırt çantası taşıyanların çığın topuğu civarında yüzeyde kalma şansları taşımayanlardan daha fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığa maruz bölgelerde yaşanıyor ise üzerimizde metal bulundurmak uygun olacaktır. Çünkü metal parçası detektörle aramayı kolaylaştıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığa maruz bölgelerde çalışma yapanlar yanlarında taşıyacakları en az 15- 20 metre uzunluğunda (tercihen kırmızı renkli) hafif ve sağlam ip bulundurmalı, çığ sırasında kendisine bağlı olmayan ucu serbest bırakmak suretiyle yerinin belirlenmesini sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığa maruz bölgelerde çalışma yapanlar, çığ sırasında yerinin belirlenmesini sağlamak için kendiliğinden şişebilen balon taşınması yararlı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Bir Aracın İçinde Bulunuyorsanız:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aracın kapı ve pencereleri kapatılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Motoru durdurup, ışıklar söndürülmeli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araçtaki oksijen miktarını korumak için sigara içmemeli, kibrit yakmamalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telsiz varsa çağrı yapılmalı ve alıcı konumunda sürekli açık tutulmalı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarı ses ve ışık verecek herhangi bir alet faydalı olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araçta çubuk vb. alet var ise kar içine yukarı doğru batırıp kurtarma ekiplerinin çubuğu görmelerini ümit etme şansı olabilir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığa maruz bölgelerde çalışma yapanlar araçlarında temiz hava tüplü maske ile kendiliğinden şişebilen balon bulundurmaları yerinde olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak da aracı çevreleyen karı kazımak, yaşam alanını genişletmek açısından yararlıdır. Ancak kişi kendini güvende hissetmiyor ise araç içinde beklemek daha emniyetlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araçta yukarıda belirtilen davranışları yerine getirebilmek için gerekli olan araç-gereç ve malzemelerin bulundurulması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇIĞDAN SONRA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çığ olduktan sonra en kısa zamanda ilgili kişi ve kurumlara haber verilerek yardımın kısa sürede ulaşması sağlanır. Bunlar Valilik bünyesindeki kurumlar (Sivil Savunma Arama Kurtarma Ekipleri, 112 Acil Yardım, Polis, İtfaiye, Jandarma vb.) ve bölgeye en yakın Askeri Birliklerdir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-8762176320184388468?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/8762176320184388468/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cgdan-korunma-yollar-nelerdir-bilgi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8762176320184388468'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8762176320184388468'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cgdan-korunma-yollar-nelerdir-bilgi.html' title='Çığdan korunma yolları nelerdir bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4574014233453050682</id><published>2012-01-11T12:31:00.000-08:00</published><updated>2012-01-11T12:32:42.886-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Nabız ve tansiyon nedir?</title><content type='html'>Önce belirtmeliyiz ki, sağlık ile ilgili her türlü sorununuzu bir uzmanla, bir sağlık merkezinde çözmelisiniz. Bizim yardımımız sadece genel bilgilendirme olabilir. Aşağıdaki bilgiler; doktor tedavisi veya uzman önerisi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nabız Hakkında:&lt;br /&gt;Normal bir insanda nabız sayısı dakikada 70-80 arasında değişir. Çocuklarda daha hızlıdır. Nabız, ateşli enfeksiyon hastalıklarında ve bazı kalp ve akciğer hastalıklarında artar. Sarılık ve bazı hastalıklarda ise nabız sayısı azalır.&lt;br /&gt;Nabızın hızı, birden ağır spor yapmada, korku ve heyecanda, ateşli hastalıklarda, şokta, kanamalarda ve alkol alınmasında artar.Nabzın hızı, hepatitlerde, beslenme yetersizliğinde, yorgunlukta, yaşlılarda ve eğitimli sporcularda, uyutucu ve uyuşturucu ilaç alımında azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tansiyon Hakkında:&lt;br /&gt;Büyük tansiyonun kişinin yaşına göre yüksek olmasına halk arasında tansiyon yüksekliği, tıp dilinde ise hipertansiyon denir. Bir çok hastalıkta tansiyon yüksekliği görülür. Mesela kalbin sol bölümünün büyümesinde, böbrek hastalıklarında, damar sertliğinde, kan hücrelerinin çoğalmasında, şişmanlıkta ve iç salgı bezleri hastalıklarında kan basıncı artar. tansiyon yüksekliğinin belirtileri arasında yorgunluk, sinirlilik, çarpıntı, baş dönmesi, uykusuzluk, baş ağrısı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Normal tansiyon değerleri nelerdir?&lt;br /&gt;Tıpta genel olarak herkesin bünyesinin farklı olduğunu bilmek gerekir. Bu nedenle herkesin tansiyon ölçüm değerlerinin aynı olması beklenemez. Bu nedenle bir kişide tansiyonun yükselmiş ya da düşmüş olduğundan bahsedebilmek için, herhangi bir şikayetinin ya da hastalığının olmadığı dönemde tansiyonunun zaman zaman ölçülüp değerlerinin bir kenara kaydedilmesi yararlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin tansiyon değerlerinin farklıdır ama genel olarak normal kabul edilen sınırları da ihmal etmemek gerekir.&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar sonucu, yaşın artışıyla küçük değişmeler olmakla beraber Büyük Tansiyon için; 11 ile 14 arası, küçük tansiyon için; 7-9 arası olması halinde tansiyona bağlı olarak bir sağlık sorunu riski doğmadığı belirlenmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4574014233453050682?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4574014233453050682/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/nabz-ve-tansiyon-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4574014233453050682'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4574014233453050682'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/nabz-ve-tansiyon-nedir.html' title='Nabız ve tansiyon nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4197964151351282953</id><published>2012-01-11T12:28:00.000-08:00</published><updated>2012-01-11T12:31:30.292-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Kanın özelliği ve görevleri nelerdir?</title><content type='html'>KANIN YAPISI VE KAN HUCRELERI&lt;br /&gt;KANIN YAPISI VE GÖREVLERİ Kan Grupları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eritrositler - Alyuvarlar Lökositler - Akyuvarlar Trombositler&lt;br /&gt;KANIN YAPISI &lt;br /&gt;Kan, damarlar içerisinde sürekli hareket halinde olan canlı bir sıvıdır. Bu sıvı , iki temel kısımdan oluşmaktadır : Plazma ve Hücreler. Plazma kısmı büyük oranda sudan meydana gelir ve içerisinde, besin maddeleri, proteinler ve metabolitler gibi bir çok katı maddeyi barındırmakta ve bunların dokulara naklini sağlamaktadır. Normal bir insanda 5000-6000 mL (5-6 litre) kadar kan bulunmaktadır. Kanın % 50-60' sıvı kısım olan plazmadan ve %40-50'si ise hücrelerden meydana gelmektedir. &lt;br /&gt;Plazma :&lt;br /&gt;Plazmanın % 90'ı sudur. Kalan %10 ise katı maddeleri içerir. Bunların % 8'i proteinler , % 2'si ise diğer çözünmüş maddelerdir. Kanın temel protein içeriği şöyle özetlenebilir : &lt;br /&gt;• Albumin ..... % 60 &lt;br /&gt;• Globulinler ...% 36&lt;br /&gt;• Fibrinojen.....% 4&lt;br /&gt;Hücreler :&lt;br /&gt;• Eritrositler &lt;br /&gt;• Lökositler&lt;br /&gt;• Parçalı Lökositler (Granulositler, PMNL)&lt;br /&gt;• Nötrofiller&lt;br /&gt;• Bazofiller&lt;br /&gt;• Eozinofiller&lt;br /&gt;• Parçalı Olmayan Lökositler (Agranulositler, MNL)&lt;br /&gt;• Lenfositler&lt;br /&gt;• Monositler&lt;br /&gt;• Trombositler (Platelletler)&lt;br /&gt;Hücre Hücre Özellikleri&lt;br /&gt;Eritrositler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eritrositler : Eritrositler , kanın en yoğun hücre grubudur. Kandaki ertrositlerin hacminin, kan hacmine oranına Hematokrit denir. Bu değer, kadınlarda %38-46 ; erkeklerde ise, % 40-54 arasında değişir. Eritrositler içinde bulunan hemoglobin molekülü, eritrositin temel işlevi olan gaz transportunu sağlamaktadır. Bu molekül, akciğerlerde oksijen bağlayarak, vücut hücrelerine taşımakta, oradan aldığı atık madde olan karbondioksiti de akciğerlere taşıyarak, vücuttan uzaklaştırılmasını temin etmektedir. Normal hemoglobin düzeyi, 12-16,5 gr/dL arasındadır. 12 gr altındaki hemoglobin düzeyleri, anemiyi (kansızlığı) işaret eder ve nedenlerinin araştırılması gerekir. Normalde, kanın her mikrolitresinde 4 - 6,5 milyon eritrosit bulunmaktadır. &lt;br /&gt;Kan bankalarında, ağırlıklı olarak Eritrosit içeren kan komponentleri yani Eritrosit Süspansiyonları elde edilmektedir. Böylece kanın plazma kısmı ayrıştırılmış olmakta ve hastaya gereksiz olarak plazma verilmesi engellenmiş olunmaktadır. Bunun bir avantajı da, ayrıştırılmış olan plazma, dondurularak saklanabilmekte ve plazma ihtiyacı olan başka bir hastada kullanılabilmektedir. Bir kısım plazmadan da, kan ürünleri elde edilebilmekte ve bu ürünlere ihtiyaç duyan hastalara verilmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lökositler Lökositler, çekirdeklerinin yapısına göre parçalı (Granülositler) ve Parçasız (Agranülositler) olarak ikiye ayrılırlar. Lökositler, kanda 4.000-10.000 hücre/mikrolitre düzeyinde bulunurlar. Bu sayının 10.000 üzerine çıkmasına lökositoz denir. Bunun nedeni genellikle enfeksiyon hastalıkları olmakla birlikte, daha pek çok sebebi olabilmektedir.Yine lökosit sayısının 4.000'den düşük olmasına ise lökopeni denir. Bu durumunda pek çok sebebi vardır. Lökositlerin temel işlevi, vücudun savunmasıdır. Her lökosit biçiminin farklı özellik ve görevleri bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Granülositler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nötrofiller : Bu hücrenin ana işlevi, vücuda zararlı olan yabancı materyalleri bulmak ve tahrip etmektir. Bulduğu yabancı materyali, fagositoz denen bir yöntemle içine alır ve içindeki çeşitli enzimlerle tahrip eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazofiller : Bazofillerin de fagositoz yeteneği vardır ama asıl fonksiyonunu, çeşitli maddeler salgılayarak gösterir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eozinofilller : Eozinofiller de nötrofiller gibi yabancı materyali yok etmek görevi olan hücrelerdir. Özellikle, parazitlere bağlı enfeksiyonlarda belirgin rol oynarlar.&lt;br /&gt;Agranulositler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monositler ve Makrofajlar : Bu hücreler fagositoz yapma yeteneğindedir ve lenfositlerle direkt veya indirekt yoldan bağışıklık sisteminin regulasyonunda önemli rol oynarlar. Monositlerin dokularda bulunan şekline makrofaj denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lenfositler : Bu hücreleri bağışıklık yanıtının humoral kısmını oluştururlar. Çok çeşitli fonksyonlara sahip bu hücrelerin en temel işlevi, mikroorganizmaları tanıyıp, onlara karşı antikor yapımını gerçekleştirmektir.&lt;br /&gt;Trombositler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trombositler : Trombositler kanın en küçük hücreleridir ve eritrositler gibi çekirdeksizdirler. Normalde kanın bir mikrolitresinde 100.000-400.000 kadar trombosit vardır. Esas özellikleri, pıhtılaşmada oynadıkları önemli roldür. Kan bankalarında, tam kandan ayrıştırılmak suretiyle Trombosit Süspansiyonları elde edilmekte ve sadece bu hücreye gereksinimi olan hastalarda kullanılabilmektedir. Trombosit süspansiyonları, aferez yoluyla da elde edilebilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HÜCRE Yoğunluk (g/mL) Hacim (femtolitre)&lt;br /&gt;Trombositler 1,058 16&lt;br /&gt;Monositler 1,062 740&lt;br /&gt;Lenfositler 1,070 230&lt;br /&gt;Nötrofiller 1,082 270&lt;br /&gt;Eritrositler 1,100 87&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAN KOMPONENTLERİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan komponentleri, tam kandan değişik yöntemlerle hazırlanan farklı özelliklerdeki konsantrelerdir. &lt;br /&gt;Antikoagülan Solüsyonlar:&lt;br /&gt;Torba içine alınan kanın pıhtılaşmasını engellemek ve içindeki hücrelerin yaşam sürelerini uzatmak için kullanılan solüsyonlardır. En yaygın olarak kullanılanları:&lt;br /&gt;• CPDA-1 : Citrate-Phosphate-Dextrose-Adenin &lt;br /&gt;• CPD : Citrate-Phosphate-Dextrose &lt;br /&gt;• ACD : Acid-Citrate-Dextrose &lt;br /&gt;• SAGM : Saline(NaCl)- Adenin-Glucose-Mannitol (SAGM bir antikoagülan değil, ek solüsyondur.) &lt;br /&gt;Yukarıda bahsedilen solüsyonlarda bulunan kimyasalların temel özellikleri:&lt;br /&gt;• Citrate : Sitrat, kalsiyum ile birleşerek koagülasyon sisteminin aktivasyonunu engeller. &lt;br /&gt;• Phosphate : 2,3 dPG düzeyini normal seviyede tutarak, eritrositlerin oksijen afinitesinin normal kalmasına yardımcı olur. &lt;br /&gt;• Adenin : ATP sentezinde etkilidir ve azalan ATP’nin yerine konması için kullanılır. &lt;br /&gt;Kullanılan antikoagülan solüsyonun kana oranı 1:7 olmalıdır. Bu oran büyüdüğünde sitrat toksisitesi; küçüldüğünde ise, agregatlar oluşabilmektedir. &lt;br /&gt;A. Eritrosit Süspansiyonları&lt;br /&gt;1. Eritrosit Süspansiyonu (Red Cells) &lt;br /&gt;2. Buffy-coat’u ayrılmış E.S. (Red Cells-BCR) &lt;br /&gt;3. Ek solüsyonda E.S. (Red Cells in AS) &lt;br /&gt;4. Buffy-coat’u ayrılmış ek solüsyonda E.S. (Red Cells in AS-BCR) &lt;br /&gt;5. Yıkanmış E.S (Washed Red Cells) &lt;br /&gt;6. Lökositten arındırılmış E.S. (Red Cells, leucocyte depleted) &lt;br /&gt;7. Dondurulmuş E.S. (Cryopreserved Red Cells) &lt;br /&gt;I. Eritrosit Süspansiyonlarının Hacim, EVF, Hb, lökosit ve platellet miktarlarına ait kriterler.&lt;br /&gt;Komponent Volume EVF* Hb Lökosit Platellet&lt;br /&gt;E.S 280 ± 50 mL 0,65-0,75 &gt; 45 g/unit &lt; 3x10^9 / unit &lt;br /&gt;RC-BCR 250 ± 50 mL 0,65-0,75 &gt; 43 g/unit &lt; 1,2x10^9 / unit &lt; 10^10 / unit&lt;br /&gt;RC-AS Yönteme bağlı 0,50-0,70 &gt; 45 g/unit &lt; 3x10^9 / unit &lt;br /&gt;RC-AS-BCR Yönteme bağlı 0,50-0,70 &gt; 43 g/unit &lt; 1,2x10^9 / unit &lt; 10^10 / unit&lt;br /&gt;WRC 280 ± 60 mL 0,65-0,75 &gt; 40 g/unit &lt; 5x10^8 / unit &lt;br /&gt;RC-LD 280 ± 50 mL 0,65-0,75 &gt; 40 g/unit &lt; 1x10^6 / unit &lt;br /&gt;CRC &gt; 185 mL 0,65-0,75 &gt; 36 g/unit &lt; 0,1x10^9 / unit &lt;br /&gt;* EVF : Eritrosit Hacim Fraksiyonu&lt;br /&gt;II. Temel Özellikler:&lt;br /&gt;1. Eritrosit Süspansiyonu (R.C):&lt;br /&gt;Santrifügasyonu takiben, plazmanın ikinci bir torbaya aktarılması ile elde edilen bir komponenttir. Tam kanda olduğu gibi, +2 ile +6 C° arasında saklanır. Saklama süresi CPDA-1 içinde 35 gün , ACD içinde ise 21 gündür.&lt;br /&gt;2. Buffy-Coat’u Ayrılmış E.S. (RC-BCR)&lt;br /&gt;Tam kandan plasma ve buffy-coat tabakasının ayrıştırılması ile elde edilen bir komponenttir. Santrifügasyondan sonra plazma extraksiyonu yapılır. Ardından ikinci bir torbaya 40-60 mL kadar extraksiyona devam edilerek, buffy-coat’un tamamen uzaklaştırılması sağlanır. Son aşamada ise, istenen EVF değerini yakalamak için, plazmadan yeterli miktarda hacim, süspansiyon üzerine geri aktarılır. Tam kanda olduğu gibi, +2 ile +6 C° arasında saklanır. Saklama süresi CPDA-1 içinde 35 gün , ACD içinde ise 21 gündür.&lt;br /&gt;3. Ek Solüsyonda E.S. (RC-AS)&lt;br /&gt;Santrifügasyonu takiben, plazma ikinci bir torbaya aktarılır, ardından üçüncü torbadaki ek solüsyon (SAGM gibi), eritrosit kitlesi üzerine ilave edilir. Tam kanda olduğu gibi, +2 ile +6 C° arasında saklanır. Saklama süresi (SAGM için) 42 gündür.&lt;br /&gt;4. Buffy-Coat’u Ayrılmış-Ek Solüsyonda E.S. (RC-AS-BCR)&lt;br /&gt;Santrifügasyonu takiben, plazma ikinci bir torbaya aktarılır, ardından üçüncü torbaya Buffy-coat extrakte edilir ve dördüncü torbadaki ek solüsyon (SAGM gibi), eritrosit kitlesi üzerine ilave edilir. Tam kanda olduğu gibi, +2 ile +6 C° arasında saklanır. Saklama süresi (SAGM için) 42 gündür.&lt;br /&gt;5. Yıkanmış E.S. (WRC)&lt;br /&gt;Santrifügasyonu takiben, plazma ikinci bir torbaya aktarılır, ardından üçüncü torbadaki isotonik solüsyon eritrosit kitlesi üzerine boşaltılır ve tekrar santrifüge edilerek, solüsyon extrakte edilir. Gerektiğinde dörtlü-beşli torbalar kullanılarak aynı işlemler tekrarlanabilir. Bu işlemler +4 °C ısıda yapılmalıdır. Süspansiyon oda ısısında yapıldıysa 6 saat; +4 °C ısıda hazırlandıysa 24 saat içinde kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;6. Lökositten Arındırılmış E.S. (RC-LD)&lt;br /&gt;Buffy coat’un ayrıştırılması ve filtrasyon gibi değişik yöntemler uygulanır, ancak en iyi sonuçlar her iki yöntemin birlikte kullanıldığı çalışmalarda alınmıştır. Lökositlerin filtreye adhezyonu prensibiyle çalışan veya daha gelişmiş üçüncü jenerasyon filtrelerin kullanılması ile lökositlerin %99-99,9’u ortamdan uzaklaştırılabilmektedir. Depolama öncesi filtrasyon tavsiye edilmektedir. Bu işlem kan bağışını takiben 48 saat içinde yapılmalıdır.&lt;br /&gt;7. Dondurulmuş E.S. (FRC)&lt;br /&gt;Kandan, eritrosit izolasyonu sağlandıktan sonra, kryoprotektant (Hücrenin donması sırasında içindeki kristalleşmeyi önler ve genel olarak gliserol kullanılır) bir madde kullanılarak –80 C°’de, eritrositlerin dondurulması ile elde edilen bir komponenttir. Kullanmak üzere çözdürüldüğünde yıkanmalı ve isotonik bir solüsyonla süspanse edilmelidir ve 24 saat içinde kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;Eritrositleri dondurmak için 2 teknik kullanılmaktadır: Yüksek gliserol (%40 w/v) ve düşük gliserol (%17 w/v) teknikleri. Her iki metod da yıkama ve degliserolizasyon prosedürlerini içerir.&lt;br /&gt;Yüksek gliserol tekniği ile hazırlanmış komponent –60 C° ile –80 C° arasında saklanır. Düşük gliserol tekniği ile hazırlanmış olan komponent ise, buhar fazlı sıvı nitrojen içinde –140 C° ile –150 C° arasında saklanır. Bu koşullarda 10 yıl muhafaza edilebilir.&lt;br /&gt;III. Endikasyon ve Kontrendikasyonlar:&lt;br /&gt;Komponent Endikasyonlar Kontrendikasyonlar&lt;br /&gt;R.C Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazma intoleransı, HLA alloimmünizasyonu, demir yüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılan exchange transfüzyonlar &lt;br /&gt;RC-BCR* Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazma intoleransı , demir yüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılan exchange transfüzyonlar&lt;br /&gt;RC-AS Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazma intoleransı (Özellikle IgA) , HLA alloimmünizasyonu, prematüre infantlar ve demir yüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılan exchange transfüzyonlar (Bağıştan sonraki 7 gün içinde kullanılmalıdır).&lt;br /&gt;RC-AS-BCR* Kan kaybı, anemi tedavisi Değişik tiplerde plazma intoleransı (Özellikle IgA),prematüre infantlar ve demir yüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılan exchange transfüzyonlar (Bağıştan sonraki 7 gün içinde kullanılmalıdır).&lt;br /&gt;WRC Tek endikasyonu ,Ig’lere karşı, özellikle IgA’ya karşı ciddi allerjik reaksiyonlardır. Uygunluk testleri yapılmış olmalıdır.&lt;br /&gt;RC-LD* Lökosit antikorlarına (HLA) karşı alloimmünizasyonu olduğu bilinen kişilerde ve CMV bulaşının önemli düzeyde risk taşıdığı durumlarda endikedir. Değişik tiplerde plazma intoleransı (Özellikle IgA), prematüre infantlar ve demir yüklenmesi riski olan durumlar, plazma desteği olmadan yapılan exchange transfüzyonlar (Bağıştan sonraki 5 gün içinde kullanılmalıdır).&lt;br /&gt;CRC Özellikle otolog transfüzyonlar için hazırlanır. Şart olmamakla birlikte RC-LD endikasyonları için de kullanılabilir/ Uygunluk testleri yapılmış olmalıdır. Açık sistemde yapıldıysa, bakteriyal kontaminasyon açısından dikkatli olunmalıdır.&lt;br /&gt;* lökositten fakir / arındırılmış süspansiyonların kullanım endikasyonlarından aşağıda ayrıca bahsedilmiştir.&lt;br /&gt;IV. Lökositten Fakir / Arındırılmış E.S Kullanım Endikasyonları&lt;br /&gt;Lökositlerin risk yaratacağı durumlarda kullanılırlar. Bu durumlar şöyle özetlenebilir:&lt;br /&gt;1. Gebeler (Bebek için) ve intrauterin transfüzyon &lt;br /&gt;2. Yenidoğan bebekler ve exchange transfüzyon &lt;br /&gt;3. Konjenital veya akkiz immün yetmezlik veya immünsupresyon &lt;br /&gt;4. Lösemi ve talasemi gibi sık transfüzyon gerektiren hastalar &lt;br /&gt;5. Kemik iliği transplantasyonu olacak / olmuş hastalar &lt;br /&gt;6. Tüm transplant hastaları &lt;br /&gt;V. Yan Etkiler&lt;br /&gt;Yan Etki R.C. RC-BCR RC-AS RC-AS-BCR WRC RC-LD CRC&lt;br /&gt;Dolaşım Yüklenmesi + + + + + + +&lt;br /&gt;Hemolitik Reaksiyonlar + + + + + + 0&lt;br /&gt;Non-hem. Reaksiyonlar + + + + 0 Nadiren 0&lt;br /&gt;HLA Alloimmünizasyonu + + + + + Nadiren 0&lt;br /&gt;Viral Bulaş + + + + + Nadiren +&lt;br /&gt;Protozoal Bulaş + + + + + + +&lt;br /&gt;Sepsis (Kontaminasyon) + + + + + + +&lt;br /&gt;Posttransfüzyon Purpurası + + + + + + 0&lt;br /&gt;Sifiliz Bulaşı + + + + + + 0&lt;br /&gt;Posttransfüzyonal AC Hasarı + + 0 0 0 + 0&lt;br /&gt;Elektrolit İmbalansı + + + + 0 + 0&lt;br /&gt;Yan etkiler, hemen hemen her E.S türevinde görülmekle birlikte, görülme sıklıkları farklıdır. Riskler her komponent için farklı oranlar taşımakta ve % 0’a indirilememektedir. Ancak özellikle, lökositten fakir ve arındırılmış süspansiyonlarla yıkanmış süspansiyonlarda istenmeyen etki olasılığı, diğerlerine göre daha azdır.&lt;br /&gt;VI. Kalite Esasları&lt;br /&gt;Tam Kanın Kalite Esasları&lt;br /&gt;Kontrol Parametreleri Kalite Gereksinimleri Kontrol Sıklığı Laboratuar &lt;br /&gt;ABO , Rh Gruplama Tamamı Grup Lab.&lt;br /&gt;Anti-HIV 1/2 abs Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;HBsAg Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;ALT (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;HBc-ab (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;HCV - Ab Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;Syphilis Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;CMV - Ab (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;HTLV - Abs (İstenirse) Negatif Tamamı Tarama lab.&lt;br /&gt;Hacim 450 mL (-/+ %10) Ürünlerin %1'inde İşlem lab.&lt;br /&gt;Eritrosit Süspansiyonunun (R.C.) Kalite Esasları&lt;br /&gt;Tam kanın kalite esaslarına ek olarak aşağıdaki kriterler (Diğer eritrosit süspansiyonları için sayfanın başında "A" kısmına bakınız) :&lt;br /&gt;Kontrol Parametreleri Kalite Gereksinimleri Kontrol Sıklığı Laboratuar&lt;br /&gt;Hacim - Volume 280 mL (-/+ 50 mL) Ürünlerin %1'inde İşlem lab.&lt;br /&gt;EVF 0,65 - 0,75 Ayda 4 ünite Kalite kontrol lab&lt;br /&gt;Haemoglobin &gt; 45g / unit Ayda 4 ünite Kalite kontrol lab&lt;br /&gt;Stok sonu hemoliz &lt; eritrosit kitlesinin %0,8'i Ayda 4 ünite Kalite kontrol lab&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;B. TROMBOSİT SÜSPANSİYONLARI&lt;br /&gt;1. Trombosit Süspansiyonu&lt;br /&gt;Tam kandan santrifügasyon yolu ile elde edilirler. Her bir ünite ortalama 50 mL (40-70 mL) hacmindedir ve herbiri en az 5,5x10^10 kadar trombosit içerir. Komponent, platellet saklama dolabında 20-24 C° ısı aralığında 5 gün saklanabilir ancak fatal seyirli transfüzyona bağlı bakteriyal sepsislerin büyük çoğunluğu trombosit süspansiyonlarından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple uzun süre saklanmadan kullanılması daha uygun bir yaklaşım olacaktır.&lt;br /&gt;Platellet saklama olmadığı durumlarda, manual olarak veya herhangi bir ajitatörle sürekli ajite edilmeli ve kan alımını takiben 4-6 saat içerisinde ise, transfüze edilmelidir.&lt;br /&gt;Kullanım Endikasyonları :&lt;br /&gt;Özellikle kanamayı durdurmaya veya önlemeye yetmeyecek sayıda trombosit bulunduğu veya sayıca yeterli olduğu halde fonksiyonel açıdan yetersiz platelletlerin söz konusu olduğu durumlarda kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;Platellet sayısı 100.000/mm3 olan stabil hastalarda trombosit süspansiyonu kullanmanın gereği yoktur. Kullanılacak miktar, altta yatan hastalığa ve eğer varsa, kanamanın hızına bağlıdır. Bu nedenle kanamanın durdurulması ve hemostazın sağlanması için başlangıç dozu olarak, 1 ü/10 kg önerilmektedir. Bu da yaklaşık bir standart olarak 5-6 ünite demektir. &lt;br /&gt;2. Trombositten Zengin Plazma&lt;br /&gt;Trombosit süspansiyonu ile içerdiği plazma hacmi dışında aynı özelliklere sahiptir. Platelletten zengin plazmanın her bir ünitesi, yaklaşık 200 mL kadar plazma içerir. Bu sebeple hastaya hacim yüklenmesi istenmiyorsa, trombosit süspansiyonu tercih edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C. PLAZMA KOMPONENTLERİ&lt;br /&gt;1. Plazma&lt;br /&gt;Kan alımından sonra santrifügasyonla ayrıştırma ile elde edilir. Kullanım süresi, kullanılan antikoagülan solüsyona bağlı olarak 25-40 gün arasında değişmektedir ve 2-6 C° ısı aralığında muhafaza edilir.&lt;br /&gt;Kullanım Endikasyonları :&lt;br /&gt;Faktör V ve VIII dışındaki koagülasyon faktörlerinin replasmanında ve warfarin etkisinin geri döndürülmesinde kullanılır. &lt;br /&gt;2. Taze Donmuş Plazma &lt;br /&gt;Kan alımın takiben 6-8 saat içerisinde plazmanın ayrıştırılıp dondurulması ile elde edilen bir kan komponentidir. Koagülasyon faktörleri açısında oldukça zengin bir üründür. Özellikle, plazmadan farklı olarak Faktör VIII ve V içeriği açısından zengindir. Bunlara ilaveten, faktör II, VII, IX, X, XI ve antitrombin III de içermektedir. Kullanım öncesi plazma çözücülerde 37 C°’de çözülür ve 4-6 saat içerisinde kullanılır. Taze donmuş plazma’nın saklanma koşulları aşağıdaki tablo’da verilmiştir.&lt;br /&gt;Isı Aralığı Saklama Süresi&lt;br /&gt;-18 C° ile –25 C° 3 ay&lt;br /&gt;-25 C° ile –30 C° 6 ay&lt;br /&gt;&lt; -30 24 ay&lt;br /&gt;Kullanım Endikasyonları :&lt;br /&gt;İzole Koagülasyon Faktör yetersizliğinin tedavisi, Warfarin etkisinin geri döndürülmesi, Masif Kan Transfüzyonu, Antitrombin III yetersizliği, İmmün yetersizlikler ve Trombotik trombositopenik purpura olarak sayılabilir.&lt;br /&gt;Kullanım dozu altta yatan hastalığa bağlı olarak değişmektedir. Ancak standart doz olarak, 12-15 mL/kg olarak verilebilir. 70 kg’lık bir erişkin için bu doz, 4-5 ünite olarak hesaplanabilir.&lt;br /&gt;3. Cryopresipitat&lt;br /&gt;TDP’den elde edilen ve özellikle fibrinojen açısından çok zengin bir kan komponentidir. Her bir ünite 10-15 mL hacimdedir ve her ünite, en az 80 ünite Faktör VIIIc ve 150 mg Fibrinojen içerir. Bununla birlikte, orjinalinin %50’si kadar vWF ve %25’i kadar da Faktör XIII ihtiva etmektedir. Saklama koşulları, Taze Donmuş Plazma ile aynıdır.&lt;br /&gt;Kullanım Endikasyonları :&lt;br /&gt;Fibrinojen replasmanı, Hemofili A hastalarında Faktör VIII replasmanı, Von Willebrand Hastalığı ve Faktör XIII replasmanı olarak sayılabilir.&lt;br /&gt;Tedavi dozu, 70 kg için 10 ünitedir.&lt;br /&gt;4. Supernatant Plazma&lt;br /&gt;Cryopresipitatı ayrıldıktan sonra geriye kalan plazmadır. Sadece, trombotik trombositopenik purpuralarda kullanılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan Grubu, insan kanındaki antikorlara bakılarak, kanın özelliğini belirtmek için oluşturulmuş sınıflandırma sistemidir. A, B, AB ve 0 türleri mevcuttur. Bundan bağımsız olarak, Rh değeri + veya - değerinde olabilir. Bu iki sistemin kombinasyonundan 8'li kan grubu tablosu oluşmuştur. Türkiye'de iki sistem yan yana yazılarak belirtilir. Örneğin; A türü kanda Rh değeri negatif ise, o kan için A Rh- grubu denir. Türkiye'de Kızılay'ın verilerine göre en fazla bulunan grup A Rh+'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAN GRUPLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A, B, O ve Rhesus (Rh) sıklığı [değiştir]&lt;br /&gt;Grup Sıklık&lt;br /&gt;Avrupa Türkiye¹&lt;br /&gt;O Rh+ 38% 29%&lt;br /&gt;A Rh+ 34% 39%&lt;br /&gt;B Rh+ 9% 14%&lt;br /&gt;O Rh- 7% 4%&lt;br /&gt;A Rh- 6% 6%&lt;br /&gt;AB Rh+ 3% 5%&lt;br /&gt;B Rh- 2% 2%&lt;br /&gt;AB Rh- 1% 1%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan grupları insanlar arasında eşit dağılmamıştır. O Rh+ en sık ve AB Rh- en ender görülen gruplardır. Değisik toplumlarda kan gruplarının degisik oranlarda bulunabilinmektedir. Tablodaki değerler Avrupa kökenli ve Türk insanlar içindir.&lt;br /&gt;Genotip sıklığına göre değişik toplumlarda tahmin edilen Rh faktörü sıklığı:&lt;br /&gt;Toplum Rh- Rh+&lt;br /&gt;Avrupa kökenliler 16% 84%&lt;br /&gt;Afrika kökenliler 0.9% 99.1%&lt;br /&gt;Diğer 0.1% 99.9%&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan grubu uyumu [değiştir]&lt;br /&gt;Her ne kadar aşagıdaki tablo genel olarak doğru ise de uzun dönem kan tranfüzyonu gerektiren kişilere kendi kan gruplarının aynısının verilmesi zorunludur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan uyum tablosu&lt;br /&gt;Alıcı Kan Grubu Verilebilen kan grupları&lt;br /&gt;AB Rh+ Tüm kan grupları &lt;br /&gt;AB Rh- O Rh- A Rh- B Rh- AB Rh- &lt;br /&gt;A Rh+ O Rh- O Rh+ A Rh- A Rh+ &lt;br /&gt;A Rh- O Rh- A Rh- &lt;br /&gt;B Rh+ O Rh- O Rh+ B Rh- B Rh+ &lt;br /&gt;B Rh- O Rh- B Rh- &lt;br /&gt;O Rh+ O Rh- O Rh+ &lt;br /&gt;O Rh- O Rh-&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4197964151351282953?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4197964151351282953/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/kann-ozelligi-ve-gorevleri-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4197964151351282953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4197964151351282953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/kann-ozelligi-ve-gorevleri-nelerdir.html' title='Kanın özelliği ve görevleri nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-2460454140306182973</id><published>2012-01-11T12:27:00.000-08:00</published><updated>2012-01-11T12:28:15.011-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Esrarın zararları nelerdir?</title><content type='html'>Esrar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esrar kullanıldığında; ağız kurur, gözbebekleri genişler, yüz kızarır, kalp vurumu ve nabız sayısı artar. Kan basıncı yükselir.&lt;br /&gt;Bir süre Esrar kullananlarda burunda kuruma olur. Göz kanlanır, boğazda yanma, öksürük, bulantı, kusma ve ishal görülebilir.&lt;br /&gt;Esrar alındıktan sonra önce duygu durumu değişikliği ortaya çıkar. Bu değişiklikler elemle haz arasında yer alan geniş bir duygulanım yelpazesi içinde bulunur. Kimi kez bunlara algı ve düşünce değişiklikleri de eklenir.&lt;br /&gt;Esrar alındıktan sonra kısa süren hafif bir canlılık ve uyanıklık olur. Bunu kaygı, sıkıntı ve tedirginlik dönemi izleyebilir.&lt;br /&gt;Bu dönem geçtikten sonra duygulanma ve coşkuda haz yönüne doğru artma olabilir. Aşırı neşe ile birlikte konuşma ve hareket artar. Çağrışım ve düşünce akışı hızlanır. Algılama ve tasarım gücü canlanır. Çevreyle ilişki artar.&lt;br /&gt;Esrar kullananların “iyi yolculuk” (good trip) adını verdiği “kendini mutlu görme durumu” her insanda ve her zaman ortaya çıkmaz. Çoğu kez bulantı, kusma, endişe, kaygı, sıkıntı ve tedirginlik belirtilerinin ön planda olduğu “kötü yolculuk” (bad trip) yaşanır.&lt;br /&gt;Neşe dönemini algı ve düşünce bozukluklarının bulunduğu dönem izleyebilir. Görme halüsinasyonları olabilir. Zaman ve mekan algısı bozulur. İrade zayıflar, cinsel sapmalarla ilgili davranışlara rastlanır.&lt;br /&gt;Esrar maddesinin içinde kimyasal madde olmadığı ve bitki olduğu düşüncesi ile masum gösterilmeye çalışılan Esrar maddesi diğer uyuşturuculara her zaman basamak teşkil eder.&lt;br /&gt;İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün internet sitesinden alınmıştır.&lt;br /&gt;Genel Olarak;&lt;br /&gt;Gözlerde kırmızılık, gözbebeklerinin genişlemesi, kalp atışının hızlanması, iştah artışı, ağız kuruluğu esrar kullanımı sonrasında ortaya çıkan belirtilerdir. Kişinin dışarıdan gelen uyanlara duyarlılığı artar, yeni ayrıntılar keşfeder, renkleri daha parlak ve canlı görür, zamanın akışı yavaşlar. Kişinin hareket becerilerini ve motor performansını düşürür. Zamana ve yere karşı yönelim bozulur. Esrar yağ dokusunda birikir. Bunlar daha çok beyin ve üreme organlarıdır. 30 güne yakın burada depolanabilir.&lt;br /&gt;Yoksunluk:&lt;br /&gt;Aş erme (craving), yeniden esrar kullanmak için ani bir arzu oluşabilir.&lt;br /&gt;Esrar kullanımı kesildiğinde, kısa dönemde, sinirlilik, rahatlayamama, uykusuzluk, iştahsızlık ortaya çıkabilir. &lt;br /&gt;Esrarın Fizyolojik Etkileri&lt;br /&gt;Akciğere etkisi:&lt;br /&gt;Bu noktada esrarın kullanım şekli ön plana çıkar. Eğer esrar sürekli, tütün ile sarılıp kullanılıyorsa tütünün neden olduğu, kuru öksürük, balgam, kuru bronşit gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Buradaki etkilerde tütün başroldedir. Esrarlı sigara genellikle hava ile sert şekilde ciğerlere çekildiğinden tütünün etkiside normal sigaradan fazla olacaktır. Şaşal, bong, kova diye tabir edilen kullanım yöntemleri akciğer için daha zararlıdır. Özellikle "kova" yani, dumanın pet şişeye doldurulup, birden çekilmesi uzun süreli tekrarlanmada akciğer için oldukça tehlikelidir.&lt;br /&gt;Bir süre esrar kullananlarda burun mukozasında ve konjuklivalarda kuruma olur.&lt;br /&gt;Kalbe Etkisi:&lt;br /&gt;Esrar, kalp hızı ve kan basıncını arttırır.&lt;br /&gt;Beyne etkisi:&lt;br /&gt;Esrar, algısal bilgilerin hipokampusa girişini ve işlenmesini baskılar.&lt;br /&gt;Böylece öğrenme, bellek, ve algıların duygu ve motivasyonla entegre olmasını sağlayan limbik sistem etkilenir. Ayrıca hipokampusa bağlı olan öğrenilmiş davranışlar bozulur.&lt;br /&gt;Beyinde küçülme (serebral atrofi) görülebilir. Unutkanlığa sebep olur.&lt;br /&gt;İştaha etkisi;&lt;br /&gt;Nature dergisinin 2001 Nisan sayısındaki bir çalışma, marihuananın neden iştah artırdığını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Endokanabinoidler denen moleküller, yani beynimizde zaten var olan marihuana benzeri kimyasalların görevi, beyindeki resöptörlere bağlanıp açlığı harekete geçirmektir. Beynin hipotalamus bölgesinde yer alan bu endokanabinoidler, gıda alınımından sorumlu olan kanabinoid reseptörlerini uyarırlar. Marihuanadan gelen kimyasallar ise bu kanabinoid reseptörlerine bağlanıp açlığa neden olurlar. Biraz karmaşık değil mi? Belki de kafanız bunu almayacak kadar iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esrarın Psikolojik Etkileri&lt;br /&gt;Esrar kullanıldıktan kısa süre sonra keyif verici etkisini gösterir. Esrar Önce sempatik sistemin etkinliğini artırır. Bu anda kişinin yaşadıkları kullandığı esrarın cinsi, kalitesi ve miktarına göre farklılık gösterir. Esrar alındıktan sonra duygu durumu değişiklikleri ortaya çıkar. Bu değişiklikler elemle haz arasında yer alan geniş bir duygulanım yelpazesi içinde bulunur. Kimi kez bunlara algı ve düşünce değişiklikleri de eklenir. &lt;br /&gt;Duygulanım ve coşkuda haz yönüne doğru artma olabilir. Aşırı neşeyle birlikte konuşma ve hareket artar. Çağrışım ve düşünce akışı hızlanır. İmgeleme ve tasarım gücü canlanır. Çevreyle ilişki artar.&lt;br /&gt;Neşe dönemini algı ve düşünce bozukluklarının bulunduğu dönem izleyebilir. Görme hallüsinasyonları olabilir. Zaman ve mekân algısı bozulur. İrade zayıflar, cinsel istekte artma olabilir. Cinsel sapmalarla ilgili davranışlara rastlanır.&lt;br /&gt;Esrar kullanan kişi her kullanışında aynı psikoloji ve duygular içerisinde olmayabilir. Kullanan kişi "good trip" diye adlandılan mutlu ruh haline bürünür. Bununla birlikte "bad trip" olarak adlandırılan kötü bir ruh haline girildiğide görülebilir. Bunlardan birinin etken olması kullanan kişinin o anki psikolojik durumuna göre değişkendir.&lt;br /&gt;Kişinin dışarıdan gelen uyanlara duyarlılığı artar, yeni ayrıntılar keşfeder, renkleri daha parlak ve canlı görür, zamanın akışı yavaşlar.&lt;br /&gt;Esrar kısa vadedeki bu etkileriyle birlikte yaşam tarzı olarak insan üzerinde oldukça etkilidir. Bu noktada esrar kullanım miktarı çok önemlidir. Belli aralıklarla düzenli şekilde ömür boyu esrar kullanıp, normal bir aile ve iş yaşantısı sürdüren kişiler azımsanamaz. İlk esrar kullanmaya başlandıktan sonra aşama aşama farklı bir psikoloji ve yaşam tarzına girilebilir. Sosyal çevresi esrar kullandığını bilmesede, bu kişinin iş hayatında, ortaya koyduğu eserlerde, aile yaşantısında esrar etkilidir. Geçmişten günümüze bir çok sanat erbabının esrarın bu etkisiyle harmanlanıp, eserler icra ettiği görülmüştür. &lt;br /&gt;Düşünme yeteneğini artırarak, düşüncede boyutlanmaya sebep olur ve farklı fikirler doğmasında etkendir.&lt;br /&gt;Bazı kullanıcıların normali yakalamak için belli aralıklar ve düzenle kullanarak, bunu bir hayat biçimi haline getirmeleri görülebilir.&lt;br /&gt;Düzenli esrar kullanımı ile birlikte şüpheci, mantıklı ve sorgulayıcı düşünce yapısı gelişir. Bu durum kullanan kişinin psikolojik yapısına göre bazen tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Burada bahsedilen tehlike boyutunu şu şekilde açıklayabiliriz; Düzenli esrar kullanan kişi bu şüpheci düşünce yapısını artık hayatının belli kademelerine yayar. Bu zamanla bazı olaylar hakkında takıntı haline dönüşebilir. Örneğin bu durum yani şüpheci ve mantıklı yaklaşım kişiyi inançla ilgili konularda inançsızlığa götürebilir.&lt;br /&gt;Sosyal açıdan pasif olan, kişilerde özgüvenin arttığı ve sosyalleşme açısından olumlu gelişmeler gözlenmiştir.&lt;br /&gt;Esrarın kendisinin agresyona ya da “amotivational syndrome” denilen isteksizlik ve uyuşuklukla giden bir hale neden olup olmadığı tartışmalıdır.&lt;br /&gt;Esrar kullanımının yol açtığı ruhsal durumlar ilk kez 1845 yılında Fransa'da, Moreau de Tours tarafından tanımlanmıştır. Moreau de Tours ruhsal bozukluk tablosu içinde aşırı neşe, duygusal bozukluk ve dengesizlik, algı bozuklukları, düşüncede taşkınlık, sapma, saplantı, takıntı, sabuklama, bellek karışıklığı ve kaybı gibi belirtileri saptamıştır.&lt;br /&gt;Hey ve Porot, Moreau de Tours'un saptadığı belirtilerin kişisel Özellikler ve kullanılan esrar miktarına göre değiştiğini belirtmemistir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esrar Psikozu &lt;br /&gt;İngiltere'de birçok uzmanın katılmasıyla sürdürülen uzun araştırma ve çalışmalar 1968 yılında, Home Office tarafından Cannabis raporu olarak yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;Bu raporda, esrarın uzun süre kullanılması sonucu ruhsal bozuklukların ve hastalıkların ortaya çıkabileceği görüsü kabul edilmiş, esrarın neden olduğu davranış bozuklukları akut (esrar kullanımı sırasında) ve kronik (uzun süre esrar kullanımından&lt;br /&gt;sonra) olmak üzere ikiye ayrılmıştır.&lt;br /&gt;Raporda bu tür bozukluklara ilişkin olarak şu bilgiler verilmiştir:&lt;br /&gt;Akut bozukluklar çoğunlukta esrar kullanmaya yeni başlayanlar arasında sık görülür. Bilinç bulanır. Yer ve zaman yönelimi karışır. Korku, sıkıntı ve panik durumu olur. Bu dönem geçtikten sonra yeniden anımsanmaz. Tam bir unutkanlık olabilir. Bu tablo içinde korku, endişe, düşünce sapmaları ve sabuklamalar olabilir. Ender de olsa şizofreninin katatoni tipini andıran belirtiler gözlenmiştir.&lt;br /&gt;Uzun süre esrar alanlarda topluma ve kişiye bağlı olarak değişik belirtileri ortaya çıkan ruh hastalıkları görülebilir. Bu tablolara "Esrar Psikozu" (Cannabis Psychosis) adı verilir. En Çok basit ve katatoni tipinde şizofreniyi andıran belirtiler görülür. Ayrıca bunama, durgunluk, mani, melankoli ve paranoid ruh hastalıklarını andıran tablolar da yazılmıştır. Uzun süre esrar kullananlarda görülen bu ruhsal durumlara karşın, esrarın ciddi bir ruh hastalığına, özellikle şizofreni ve erken bunamaya neden olup olmadığı sorunu henüz açıklığa kavuşmamıştır.&lt;br /&gt;Genel olarak esrar kullanıcılarında görülen şizofreni ve erken bunama tablolarının daha çok bu hastalığa eğilimi olanlarda ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Ancak bu görüşün değer kazanabilmesi için henüz yeterli araştırma yapılamamış ve veri toplanamamıştır.&lt;br /&gt;Özetle, uzun süre esrar kullananlarda, Esrar Psikozu adı verilen, belirtileri bakımından şizofreniyi andıran, ayırıcı tanısı güç olan ruh hastalıkları sıklıkla görülebilir. Son yıllarda ülkemizde, Ortadoğu ve Uzakdoğu ülkelerinde olduğu gibi, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde de uzun süre esrar alanlarda ruh hastalıklarının, şizofreni ve erken bunamaya benzer tabloların daha sık ortaya çıktığını belirten araştırmaların sayısı artmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esrarın Tıpta Kullanımı&lt;br /&gt;Tıbbi kullanımları: &lt;br /&gt;Antikonvülzan: epilepsi nöbetlerini azaltır.&lt;br /&gt;Antiemetik: bulantıyı giderir&lt;br /&gt;Analjezik: ağrı kesicidir&lt;br /&gt;Kanserli hastalarda öforizan (neşe verici)&lt;br /&gt;Astımda brokodilatör (solunum yollarını açıcı)&lt;br /&gt;Glokom (göz tansiyonu) tedavisinde göz içi basıncını azaltır.&lt;br /&gt;Aidisli hastalarda iştah artırıcı olarak kullanılır.&lt;br /&gt;Unutmayalım ki esrar, kullanan kişinin bünyesine, psikolojik yapisina ve daha bir çok faktöre göre değişik etkiler gösterir. Bu yüzden, yaşadığınız farklı durumları bildiriniz ve paylaşmaktan çekinmeyiniz. &lt;br /&gt;Esrarın keyif verici yönü yanında zararları da mutlaka vardır. Bunu gözardı ederek cahilce bir söylem içine girilmemeli. Esrar hakkında hukuki düzenlemelerin yapılmasını savunsanda, bu savunma seni esrarın zararsız bir madde olduğu olgusuna götürmemeli.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-2460454140306182973?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/2460454140306182973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/esrarn-zararlar-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2460454140306182973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2460454140306182973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/esrarn-zararlar-nelerdir.html' title='Esrarın zararları nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-6709930254342625021</id><published>2012-01-11T12:26:00.001-08:00</published><updated>2012-01-11T12:26:58.233-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Çevre kirliliği insan ve diğer canlıların yaşamını nasıl etkiler?</title><content type='html'>Çevre Kirliliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇEVRE VE SAĞLIĞIMIZ:&lt;br /&gt;Bütün canlıların uyum içinde yaşadıkları alana doğal çevre denir. Tabiattaki bütün canlılar çevremizdeki diğer varlıklarla uyum içinde hayatlarını devam ettirirler. Canlılar ile canlı varlıklar arasında canlılar ile cansız varlıklar arasında bir madde alış-verişi ilişkisi ve uyumu mevcuttur.&lt;br /&gt;Örneğin,ormanlarda tüm bitki,hayvan ve mikroskobik canlılar uyum içinde yaşar.Çevreyi oluşturan canlı halkalardan birinin yok olması,diğer canlıların olumsuz etkilenmesine neden olur.(Besin zinciri)&lt;br /&gt;Örneğin,ormanların yok olmasının çevreye çeşitli etkileri vardır;&lt;br /&gt;*Ormanda yaşayan canlı türleri yok olur.&lt;br /&gt;*Hava kirliliği artar.&lt;br /&gt;*Yağışlar azalır.&lt;br /&gt;*Erezyon artar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İNSANLARIN ÇEVREYE ETKİLERİ &lt;br /&gt;Kullandığımız yakıtlardan kül ve zehirli gaz gibi atıklar açığa çıkar. Baca ve egzozlardan çıkan zehirli gazların birleşmesi sonucu asit yağmurları oluşur.&lt;br /&gt;Asit yağmurları temas ettiği bitki örtüsünün yok olmasına,insanlarda deri ve akciğer hastalıklarına neden olur. Çevre kirliliğini azaltmak için yüksek kalorili,kül ve zehirli gaz çıkışı az olan yakıtlar kullanılmalıdır.(doğal gaz,taş kömürü...)Deniz kazaları ile denize dökülen petrol,su üzerine yayılır. Su üzerine yayılan petrol kısa sürede temizlenmediğinde suyun güneş ışığı ve hava ile temasının kesilmesine neden olur. Bu olay suda yaşayan canlıları olumsuz etkiler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-6709930254342625021?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/6709930254342625021/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cevre-kirliligi-insan-ve-diger-canllarn.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6709930254342625021'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6709930254342625021'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cevre-kirliligi-insan-ve-diger-canllarn.html' title='Çevre kirliliği insan ve diğer canlıların yaşamını nasıl etkiler?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-1753481273394542546</id><published>2012-01-08T09:38:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:41:44.021-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Cumhurbaşkanlarımız hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;29 EKİM 1923 - 10 KASIM 1938&lt;br /&gt;Mustafa Kemal, 1881 yılında Selanik'te doğdu. &lt;br /&gt;İlköğrenimine, Annesi Zübeyde Hanım'ın isteği üzerine Hafız Mehmet Efendi mahalle mektebinde başladı. Bir süre devam ettiği bu okuldan babasının isteğiyle ayrıldı ve öğrenimini o günün çağdaş eğitim anlayışını benimseyen Şemsi Efendi Mektebi'nde tamamladı. &lt;br /&gt;Mustafa Kemal, askeri dehasını ve liderlik yeteneğini geliştireceği askerî eğitimine, 1893 yılında Selânik Askerî Rüştiyesi'nde başladı. 1896-1899 yıllarında Manastır Askerî Lisesi'ni, 1902 yılında teğmen rütbesiyle Kara Harp Okulu'nu, 1905 yılında ise yüzbaşı rütbesiyle Harp Akademisi'ni bitirdi. &lt;br /&gt;1905-1907 yılları arasında Şam'daki, 5. Ordu'da görev yapan Mustafa Kemal, 1907'de, bugün kıdemli yüzbaşı olarak adlandırılan kolağası rütbesini aldı. &lt;br /&gt;13 Nisan 1909'da, tarihimizde 31 Mart olayı olarak bilinen ayaklanmanın bastırılmasında etkin rol oynayan Hareket Ordusu'nda, Kurmay Başkanı olarak görev yapan Mustafa Kemal, 1910 yılında Picardie Manevraları'nda Türk Ordusu'nu temsil eden kurulda yer aldı. &lt;br /&gt;1911 yılında, İstanbul'da Genelkurmay Başkanlığı'ndaki görevinin ardından, İtalyanların Trablusgarp'a saldırısıyla başlayan savaşta, Tobruk ve Derne bölgelerinde gönüllü yerel güçlerin başında bulundu. Aynı yılın 27 Mart'ında binbaşı oldu, 1912 yılının 6 Mart'ında ise Derne Komutanlığı'na getirildi. &lt;br /&gt;1912'de Balkan Savaşı'nın başlamasıyla, İstanbul'a geri dönerek, Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle savaşa katılan Mustafa Kemal, Dimetoka ve Edirne'nin geri alınmasında önemli rol oynadı. 1913 yılında atandığı Sofya Ataşemiliterliği görevini sürdürürken yarbaylığa yükseltildi. &lt;br /&gt;1914 yılının Ekim ayında, Osmanlı İmparatorluğu'nun İttifak Devletleri'nin yanında I. Dünya Savaşı'na katılmasıyla, 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. İtilaf Devletleri'nin tüm gücüyle yüklendiği Çanakkale'de eşsiz bir direnişin önderliğini yapan, çarpışmanın yazgısını değiştiren ve "Çanakkale geçilmez" dedirten yine Mustafa Kemal'di. &lt;br /&gt;25 Nisan 1915'te, Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerinin yenilgiye uğratılmasının ardından, 1 Haziran 1915'te albaylığa yükselen Mustafa Kemal, Anafartalar Grubu Komutanı olarak 9-10 Ağustos'ta Anafartalar, 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar Zaferleriyle başarılarına yenilerini ekledi. &lt;br /&gt;27 Ocak 1916'da karargâhı Edirne'de bulunan 16. Kolordu'nun Komutanlığına atanan Mustafa Kemal, kısa bir süre sonra, 16. Kolordu'nun, Doğu Cephesi'nin güçlendirilmesi amacıyla Diyarbakır'a kaydırılması kararlaştırılınca, Kolordu Komutanı olarak Diyarbakır'a gönderildi ve rütbesi tümgeneralliğe yükseltildi. Rus güçleriyle savaşarak Muş ve Bitlis'in geri alınmasını sağladı. &lt;br /&gt;Mustafa Kemal, 2. Ordu Komutanlığı'na, sonra da Halep'te Alman Generali Falkenheim komutasındaki Yıldırım Orduları Grubu'nda, 7. Ordu'nun Komutanlığı'na atandı. 15 Aralık 1917'de Veliaht Vahdettin ile birlikte Almanya'ya yapılan resmî ziyarete katılan Mustafa Kemal, 15 Ağustos 1918'de yeniden 7. Ordu Komutanı olarak Halep'e döndü. Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasından bir gün sonra, Mustafa Kemal'in, 31 Ekim 1918'de getirildiği Yıldırım Orduları Komutanlığı görevi, bu Ordu'nun 13 Kasım 1918'de kaldırılması üzerine sona erdi. O'nun artık görev yeri Harbiye Nezareti idi. &lt;br /&gt;Mondros Ateşkesi, yurt topraklarının İtilaf Devletleri'nce paylaşılmasını ve işgal edilmesini öngören, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş sürecini hızlandıran, koşulları ağır bir antlaşma olarak tarihteki yerini aldı. &lt;br /&gt;Ateşkes koşullarının yanı sıra, yöneticilerin yanlış tutum ve davranışları sonucu ülkenin içine sürüklendiği durum, Mustafa Kemal'in uzun yıllar boyunca zihninde yeşeren düşüncelerini harekete geçirmesini ve Türk Ulusu'nu esenliğe kavuşturacak kararı almasını sağladı. &lt;br /&gt;Mustafa Kemal'in, "Ulusal egemenliğe dayanan, kayıtsız, koşulsuz bağımsız yeni bir Türk Devleti kurma" kararını alması ve bunu gerçekleştirecek koşulları oluşturmak amacıyla Samsun'a hareketi, tarihin akışını değiştiren bir adımdır. &lt;br /&gt;"19 Mayıs" Türk Ulusu ve kendi yaşamı içinde öyle bir dönüm noktasıdır ki, Mustafa Kemal bu günü "doğum günü" olarak nitelemiştir. &lt;br /&gt;Mustafa Kemal'in, "Ben, Samsun'a çıktığım gün elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk Milletine güvenerek işe başladım" sözleri, O'nun kurtuluş yolunda, ulusal birliği gerçekleştirmek düşüncesiyle çıktığı Anadolu yolculuğunda Türk Ulusu'na duyduğu güveni ortaya koymaktadır. &lt;br /&gt;Ulusal savaşımın bayrağını açmak için beklediği fırsat, 9. Ordu Müfettişliğine getirilmesi ile karşısına çıktı ve 19 Mayıs 1919'da ulaştığı Samsun'da kısa bir süre kaldıktan sonra 28 Mayıs 1919'da gittiği Havza'da, tüm komutanlara, üst kademedeki yöneticilere ve ulusal kuruluşlara gizli bir genelge yayımlayarak, işgal karşısında bütünleşme çağrısında bulundu. &lt;br /&gt;22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgede, "Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır" ilkesine yer vererek, Sivas Kongresi'ni toplantıya çağırdı. İngilizlerin baskısı sonucu müfettişlik görevinden alınmak istenmesi üzerine, askerlikten ve resmî görevinden ayrılma kararı alan Mustafa Kemal, 8 Temmuz 1919'da bir duyuruyla, tüm gücüyle Anadolu'nun bağımsızlık savaşı için çalışacağını açıkladı. &lt;br /&gt;23 Temmuz-7 Ağustos 1919 günlerinde, geleceğimizin sağlam temeller üzerinde biçimlenmesinin yolunu açan Kurtuluş Savaşı'nın temel ilke ve yöntemlerinin belirlendiği, Erzurum Kongresi'ni topladı. Bölgesel konuları görüşmek için toplanan Kongre'de ülkenin tümünü ilgilendiren önemli kararlar alınarak ulusal savaşımın esas programı hazırlandı. &lt;br /&gt;Mustafa Kemal 7 Ağustos 1919'da Kongre'nin kapanışı nedeniyle Kongre heyetine yaptığı konuşmada, esaslı kararlar alındığını ve dünyaya Ulusumuzun varlığı ve birliğinin gösterildiğini, tarihin bu Kongre'yi ender ve büyük bir eser olarak kaydedeceğini söyleyerek, toplantının önemini ortaya koydu. &lt;br /&gt;4-11 Eylül 1919 günleri arasında toplanan ve Ulusumuzun, birlik ve dayanışma içinde bağımsızlığından hiçbir koşulda ödün vermeyeceğini dünyaya duyuran Kongre olma özelliği taşıyan Sivas Kongresi'nde, manda yönetimi tümüyle reddedildi. Erzurum Kongresi kararları genişletilerek, Misak-ı Millî görüşü yinelendi. Tüm ulusal direniş örgütleri "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında birleştirildi. Yurdumuzun tamamını temsil eden Heyeti Temsiliye'nin başkanlığına seçildi. &lt;br /&gt;20-22 Ekim 1919'da İstanbul'dan gelen Bahriye Nazırı Salih Paşa'yla Amasya'da görüştü. Anadolu'da başlatılan ulusal savaşımın İstanbul Hükûmeti tarafından tanınması yönünden büyük önem taşıyan Amasya Protokolü imzalandı. &lt;br /&gt;7 Kasım 1919'da, İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan milletvekili seçildi. &lt;br /&gt;27 Aralık 1919'da, Heyeti Temsiliye üyeleriyle birlikte geldiği Ankara, bu tarihten sonra Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın önemli kararlarının alınarak, tüm Anadolu'ya yayıldığı önemli bir merkez oldu. &lt;br /&gt;İstanbul'un, 16 Mart 1920'de resmen işgal edilmesi üzerine, Mustafa Kemal, bu hareketin haksız ve hükümsüz olduğunu belirterek, kapanan Meclis'in Ankara'da açılacağını tüm dünyaya ilân etti. &lt;br /&gt;Mustafa Kemal, 19 Mart 1920'de yayınladığı bir genelgeyle, ulusun yeniden seçeceği temsilcilerle kurulacak yeni Meclis'in ulusun bağımsızlığını ve devletin kurtarılmasını sağlayacak önlemleri alacağını ve uygulayacağını duyurdu. Bu genelgenin ardından ülkenin her yerinde seçimler yapıldı ve Ankara'da toplanacak Millet Meclisi'nin hazırlıkları tamamlandı. &lt;br /&gt;Böylece ulusal istenci gerçekleştiren ilk Meclis 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplandı ve Mustafa Kemal Meclis Başkanlığı'na seçildi. &lt;br /&gt;Bağımsızlık savaşımının askerî ve siyasî önderi ve ileri görüşlü kişiliğiyle davanın beyni olan yüce önder, 11 Mayıs 1920'de İstanbul Hükûmeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı. &lt;br /&gt;Bir an önce kurulmasına büyük önem verdiği düzenli ordu ilk başarısını, 11 Ocak 1921'de, I. İnönü, 31 Mart 1921'de de II. İnönü zaferlerini kazanıp, Yunanlıların geri çekilmek zorunda kalmasıyla elde etti. &lt;br /&gt;Meclis'te uzun görüşmeler sonucu 20 Ocak 1921'de ilk anayasa olan Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edildi. &lt;br /&gt;Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Misak-ı Milli'ye ve Anayasa'nın ilkelerine uygun biçimde çalışır duruma getirebilmek için, 10 Mayıs 1921'de Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubu'nu kurdu. Grubun seçilerek göreve getirilen başkanı Mustafa Kemal'di. &lt;br /&gt;5 Ağustos 1921'de, Mustafa Kemal'in, geniş yetkiler verilerek üç ay süre ile Başkomutanlık görevine getirilmesini sağlayan yasa kabul edildi. "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz." anlayışı ve direktifiyle 23 Ağustos-13 Eylül günleri arasında, 22 gün 22 gece süren çarpışmalardan sonra Yunan Ordusu Sakarya Nehri'nin doğusunda tümüyle yenilgiye uğratıldı. Sakarya Zaferi'nin ardından, TBMM'nin çıkardığı bir yasayla, savaştaki üstün başarısından dolayı Yüce Önder Mustafa Kemal'e 19 Eylül 1921'de "mareşallik" rütbesi ve "gazi" unvanı verildi. &lt;br /&gt;26-30 Ağustos 1922 günleri arasında Mareşal Gazi Mustafa Kemal komutasındaki Başkomutan Meydan Muharebesi, Türk Ordusu'nun kesin zaferiyle sonuçlandı. Başkomutan'ın "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emriyle Türk Ordusu, büyük bir moral ve güç ile İzmir yönünde ilerledi. 9 Eylül 1922'de çekilen düşman kuvvetlerinin İzmir'de yenilgiye uğratılmasıyla, 4 yıl süren Ulusal Kurtuluş Savaşımı amacına ulaştı. &lt;br /&gt;3 Ekim 1922'de imzalanan ve 11 Ekim 1922'de yürürlüğe giren Mudanya Ateşkes Antlaşması ile savaş durumu sona erdi. Barış Antlaşmasının koşullarını görüşmek üzere Lozan'da yapılacak konferansa İtilaf Devletleri'nin İstanbul Hükûmeti'ni de çağırması üzerine, 1 Kasım 1922'de TBMM'nce alınan "Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak TBMM'dir" kararıyla saltanat kaldırıldı. &lt;br /&gt;Varlığından büyük güç aldığı annesi Zübeyde Hanım'ı 15 Ocak 1923'te kaybeden Gazi Mustafa Kemal, acısına karşın, Ulusuna olan görev ve sorumluluklarını yerine getirmek için çalışmalarına ara vermedi. &lt;br /&gt;29 Ocak 1923'te Gazi Mustafa Kemal, Latife Uşaklıgil ile 5 Ağustos 1925'e kadar sürecek evliliğini yaptı. &lt;br /&gt;17 Şubat 1923'te İzmir'de ilk Türkiye İktisat Kongresi'nin açılışını yapan Gazi Mustafa Kemal, çağdaşlaşma yolunda, iktisadî kalkınmanın gerekliliğini vurgulayarak, siyasî ve askerî zaferlerin, ekonomik zaferlerle desteklenmeden, kısa süreli olacağına dikkat çekti. &lt;br /&gt;24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla, Devletimizin uluslararası alanda siyasal, hukuksal, ekonomik ve toplumsal ilişkileri yeniden düzenlendi. Yeni Türk Devleti'nin varlığının, egemenliğinin ve bağımsızlığının tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması ile Misak-ı Millî sınırları İtilaf Devletlerince resmen kabul edildi. &lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal'in, "Lozan Antlaşması, Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastin yıkılışını ifade eden bir vesikadır." sözleri, Lozan'ın tarihimizdeki yerini ve önemini gözler önüne sermektedir. &lt;br /&gt;13 Ağustos 1923'te, Gazi Mustafa Kemal, ikinci kez TBMM Başkanlığı'na seçildi. 9 Eylül 1923'te, Cumhuriyet Halk Fırkası'nı kurdu. TBMM'nin aldığı bir kararla yeni devletin başkenti, 13 Ekim 1923'te Ankara oldu. &lt;br /&gt;Ulusal egemenlik esasının tam olarak ancak cumhuriyet yönetimiyle olanaklı olacağını düşünen Gazi Mustafa Kemal, 27 Eylül 1923'de Neue Freie Presse muhabirine verdiği demeçte "Yeni Türkiye Anayasasının ilk maddelerini sizlere tekrar edeceğim: Hakimiyet Kayıtsız şartsız milletindir. Yürütme kudreti, yasama yetkisi milletin tek ve gerçek temsilcisi olan mecliste toplanmıştır. Bu iki kelimeyi bir kelimede anlatmak mümkündür: Cumhuriyet..." diyerek Cumhuriyet'in kurulmasının yakın olduğu işaretini verdi. &lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal 28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü'nde yemeğe davet ettiği arkadaşlarına "Yarın Cumhuriyet'i ilân edeceğiz" diyerek, kurtuluş sürecinde temelleri adım adım atılan ve ulusal egemenliğe dayanan yeni yönetim biçimini yaşama geçirme zamanının geldiğini ortaya koydu. O gece, İsmet İnönü ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladılar. 1921 Anayasa'sının 1. maddesinin sonuna "Türkiye Devletinin hükûmet biçimi cumhuriyettir" cümlesini ekleyerek, ilgili maddelerdeki gerekli değişiklikleri kaleme aldılar. &lt;br /&gt;29 Ekim günü toplanan Halk Fırkası Genel Kurulu'nda konuşan Mustafa Kemal, hükûmet krizi ve bunun çözümü için Anayasa'nın 1, 2, 4, 10, 11, 12. maddelerinin değiştirilmesini ve hükûmetin şeklinin Cumhuriyet olmasını öngören teklifi sundu. Parti toplantısında kabul edilmesinin ardından Anayasa Komisyonu'nda incelenen tasarı İsmet İnönü'nün, ivedilikle görüşülmesi önerisi üzerine okundu ve ivedilikle görüşüldü: Meclis 29 Ekim 1923 günü saat 20.30'da Cumhuriyet'i ilân etti. &lt;br /&gt;Ardından Cumhurbaşkanı seçimi için oylama yapıldı ve sonucu İsmet Paşa Meclis'e şöyle bildirdi. &lt;br /&gt;"Türkiye Cumhuriyeti Başkanlığı için yapılan oylamaya 158 kişi katılmış ve cumhurbaşkanlığına, 158 üye oybirliği ile Ankara Milletvekili Gazi Mustafa Kemal Hazretleri'ni seçmişlerdir." &lt;br /&gt;Atatürk'ün "Türk Mileti'nin karakter ve adetlerine en uygun idare cumhuriyet idaresidir" dediği Cumhuriyet'in kuruluşu tüm yurtta coşkuyla karşılandı. &lt;br /&gt;Kazandığı zaferleri, "daha büyük gayelere ulaşmak için gerekli vasıta" olarak niteleyen Gazi Mustafa Kemal, başarılarının ardından devlet yapısında ve toplum yönetiminde büyük reformların yapılmasına öncülük etmesinin yanı sıra, çağdaş yaşam anlayışının temellerini de attı. &lt;br /&gt;Bu yaklaşımla ilk olarak, 3 Mart 1924'te Cumhuriyet'in çağdaş yönetim anlayışıyla örtüşmeyen Halifelik ile Şer'iye ve Evkaf Vekâleti kaldırıldı. Böylece lâik hukuk sistemine geçiş sürecinde önemli bir adım atılmış oldu. &lt;br /&gt;3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun kabul edilmesiyle, her kademedeki okullarda eğitim birliği sağlandı. Medreseler kapatılarak, ulusal, lâik ve çağdaş eğitim kurumlarıyla Türkiye Cumhuriyeti gelişimini sürdürdü. &lt;br /&gt;Art arda yaşama geçirilen devrimlerin Devletin siyasal ve toplumsal düzeninde gerçekleştirdiği köklü değişikliklere bağlı olarak, 20 Nisan 1924 günü Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci anayasası kabul edildi. &lt;br /&gt;Köylüyü Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi olarak niteleyen ve tarım ile sanayinin birarada gelişiminin istikrarlı ve planlı kalkınmanın temeli olduğuna inanan Gazi Mustafa Kemal, modern tarıma öncülük etmek amacıyla 1925 yılında Atatürk Orman Çiftliğini kurdu. &lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal, 24 Ağustos 1925'te, Kastamonu'ya yaptığı gezide şapka giyerek, bu çağdaş simgeyi Ulusuna tanıttı. 25 Kasım 1925'te, Ulus'un içinde bulunduğu büyük değişim ve dönüşüm sürecinin uzantısı olarak Şapka Yasası kabul edildi. &lt;br /&gt;30 Kasım 1925'te tekke ve za'viyeler ile türbeler kapatıldı ve türbedarlıklar ile birtakım unvanların kaldırılmasına dair Yasa kabul edildi. &lt;br /&gt;Batı dünyasıyla kurulan ilişkilerde, takvim ve zaman ölçülerinin farklılığından kaynaklanan sorunlar, 26 Aralık 1925'te milâdî takvim ve 24 saat esasına geçilmesiyle aşıldı. 26 Mart 1931 gününde kabul edilen Yasa'yla metre ve kilogram gibi çağdaş uzunluk ve ağırlık sistemlerinde uluslararası standarda ulaşıldı. &lt;br /&gt;17 Şubat 1926'da, Mecelle ve Şer'i Hukuk yerine Türk Medenî Kanunu kabul edildi. Kadınlarımızın yasalar önünde erkeklerle eşit haklara sahip olması, çok eşliliğin yasaklanması, medenî nikâh zorunluluğunun getirilmesi, mahkeme yoluyla boşanma gibi değişiklikler, Türk toplumunu çağdaş hukuk anlayışı ve yaşam biçimi ile tanıştırdı. Türk kadını 1930'da belediye, 5 Aralık 1934'te de milletvekili seçimlerinde seçme ve seçilme haklarını elde etti. &lt;br /&gt;1926 Haziranı'nda Gazi Mustafa Kemal'e İzmir'de düzenlenmesi tasarlanan suikast girişimi önceden haber alınarak önlendi ve düzenleyicileri tutuklandı. Yüce önder bu girişimi, Anadolu Ajansı'na, "Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet pâyidar kalacaktır" sözüyle değerlendirdi. &lt;br /&gt;30 Haziran 1927'de askerlikten emekli oldu. &lt;br /&gt;Toplumların hafızasının canlı tutulmasının, ulusal birliğimiz ve aydınlık geleceğimiz için taşıdığı önemin bilinciyle, Samsun'a çıktığı andan başlayarak, Kurtuluş Savaşı'nın tüm evrelerini, Cumhuriyet'in kuruluşunu ve devrimlerini, sorumlu devlet adamı kişiliğiyle Büyük Nutuk adlı yapıtında topladı. 15 Ekim 1927'deki Cumhuriyet Halk Fırkası'nın İkinci Kurultayı'nda "Büyük Nutuk"u okudu. Büyük Nutuk'un sonunda, Türkiye Cumhuriyeti'ni, her zaman güvendiği Türk gençliğine emanet etti. &lt;br /&gt;1 Kasım 1927'de ikinci kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi. &lt;br /&gt;10 Nisan 1928'de, 1924 Anayasası'ndan "Türkiye Devleti'nin dini İslâmdır" hükmü çıkarıldı. 1937 yılında ise, Türkiye'nin lâik bir devlet olduğu ilkesi Anayasa'ya kondu. &lt;br /&gt;24 Mayıs 1928'de, uluslararası rakamlar, 1 Kasım 1928'de de yeni Türk harfleri kabul edildi. O Ulusu'nun "Başöğretmeni"ydi ve yeni harfleri, çıktığı gezilerde yurttaşlarına tanıtma görevini üstlendi. &lt;br /&gt;4 Mayıs 1931'de üçüncü kez Cumhurbaşkanlığı'na seçildi. &lt;br /&gt;Türk Ulusu'nun büyüklüğüne inanan Gazi Mustafa Kemal, onun çağdaş uluslar arasında yer alabilmesi için önce tarihini bilmesi ve geçmiş birikimlerini ilk kaynaklardan kendisinin araştırarak öğrenmesi gerektiğine inanıyordu. Bu anlayışın uzantısı olarak çıkarılan yönergeyle, 12 Nisan 1931'de Türk Tarih Kurumu kuruldu. &lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti'nin temelinin kültür olduğunu belirten Ulu Önder, Türk dilinin güzelliğini ve zenginliğini ortaya çıkarmak ve onu gerçek değerine eriştirmek amacıyla, 12 Temmuz 1932'de Türk Dil Kurumu'nun kurulmasını sağladı. &lt;br /&gt;26 Haziran 1934'te çıkarılan Soyadı Yasası ile TBMM tarafından Türk Ulusu'nun Yüce Önderine "Atatürk" soyadı verildi. &lt;br /&gt;1 Mart'ta, 1935'te dördüncü kez Cumhurbaşkanı seçildi. Aynı yıl Cuma günleri yapılan hafta tatili Pazar olarak değiştirildi. &lt;br /&gt;5 Şubat 1937'de, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin dayandığı temelleri oluşturan cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, lâiklik, devrimcilik ilkeleri Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişmez ve değiştirilmez yerini aldı. &lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti'nin izlediği barışçı politikayı, "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözleriyle özetleyen Atatürk, bölgede barışın sağlanıp korunmasına büyük önem verdi. 1932'de Milletler Cemiyeti'ne giren Türkiye, 1934'te Balkan, 1937'de de Sadabad paktlarını imzaladı. 20 Temmuz 1936'daki Montreux Anlaşması'yla, Boğazlar Komisyonu kaldırılarak, yetkisi Türkiye'ye verildi. &lt;br /&gt;Atatürk'ün çözümü için büyük uğraş verdiği konulardan biri de Hatay sorunu oldu. 2 Eylül 1938'de Hatay'da bir Türk Cumhuriyeti kuruldu. Hatay Millet Meclisi 29 Haziran 1939 gününde oybirliğiyle aldığı kararla Türkiye Cumhuriyeti'ne katıldı. 7 Temmuz 1939 gününde çıkarılan bir yasa ile de Hatay ili kuruldu ve anavatana katılma işlemi kesinleştirildi. &lt;br /&gt;Yoğun çalışmalar sonucu sağlık durumunun gittikçe bozulması üzerine hastalığıyla ilgili olarak Cumhurbaşkanlığı tarafından ilk resmî bildiri, 31 Mart 1938'de yayımlandı. &lt;br /&gt;15 Eylül 1938'de vasiyetini hazırlattı. Sağlık durumuna ilişkin raporların yayımlanmasına, 16 Ekim 1938'de başlandı. 10 Kasım 1938'de Dolmabahçe Sarayı'nda saat 09.05'te, ardında gözü yaşlı bir ulus bırakarak son nefesini verdi. &lt;br /&gt;Tarihe malolmuş saygın kişiliğiyle, insanlığın yetiştirdiği unutulmaz liderler arasındaki yerini alan Atatürk'ün ölümü yalnız Türk Ulusu'nu değil, tüm dünyayı derinden üzdü. &lt;br /&gt;Naaşı 21 Kasım günü geçici istirahatgâhı Etnografya Müzesi'ndeki katafalka yerleştirildi. Cenaze törenine tüm dünyadan özel temsilciler katıldı. Cumhuriyet Halk Partisi, ölümünden bir yıl sonra olağanüstü kurultayında, büyük kurucusunun "Ebedî Şef" olarak sonsuza dek yaşatılmasını kararlaştırdı. &lt;br /&gt;Ölümünün 15. yılında, 10 Kasım 1953'te, naaşı büyük bir törenle Anıtkabir'deki ebedi istirahatgâhına defnedildi. &lt;br /&gt;Eşsiz lider, komutan, devrimci, siyaset ve devlet adamı olarak tüm insanlık için esin kaynağı olan Atatürk, doğumunun 100. yılında Türkiye'de ve dünyada törenlerle anıldı. UNESCO'nun aynı yılı Atatürk Yılı olarak ilan etmesi Ulusumuz için övünç kaynağı ve Yüce Önder'in saygın kişiliğine yakışan bir davranış oldu. &lt;br /&gt;Sömürge halklarına, bağımsızlıklarını kazanmaları savaşımında yol gösteren; tüm İslâm dünyasında ise, lâikliğin ilk kez başarıyla yaşama geçirilmesinde Türkiye'nin model olmasını sağlayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, eserleri ve düşünceleriyle, Türk Ulusu'nun ve başka ulusların geleceğine ışık tutmayı sürdürmektedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmet İNÖNÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;11 KASIM 1938 - 22 MAYIS 1950&lt;br /&gt;1884 yılında İzmir'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Sivas'ta tamamladı. Bir yıl Sivas'ta Mülkiye İdadisi'nde okuduktan sonra, 1897 yılında İstanbul'daki Mühendishane İdadisi'ne gitti. 1901'de Mühendishane-i Berri-i Hümayun'a (topçu okulu) giren İsmet İnönü, bu okulu 1903'te topçu teğmeni olarak bitirdi. 1906'da Erkân-ı Harbiye Mektebi'ni birincilikle bitirerek kurmay yüzbaşı rütbesiyle Edirne'deki 2. Ordu'nun 8. Alay'ında bölük komutanlığına atandı. &lt;br /&gt;1908'de kolağası oldu ve 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) olarak bilinen ayaklanmayı Selanik'ten gelerek bastıran Hareket Ordusu'nda görev aldı. &lt;br /&gt;1910-1913 yılları arasında Yemen İsyanı'nın bastırılması harekâtına katıldı. Bu ve bundan önceki görevlerinde hudut problemleri ve asilerle yapılan anlaşmalarda başarılı hizmetleri ve meslekî özellikleriyle dikkati çekti. Birinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesi'nde Kolordu Komutanı olarak Atatürk'le birlikte çalıştı ve yıllardır süren dostlukları ile devletin geleceği hakkında ortak fikirleri gelişti. Suriye Cephesi'nde savaştı; Millî Mücadele sırasında Atatürk'ün en yakın silâh arkadaşı olarak çalıştı. &lt;br /&gt;23 Nisan 1920'de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Edirne milletvekili olarak katılan İsmet Bey, 3 Mayıs'ta İcra Vekilleri Heyeti'nde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekili oldu. &lt;br /&gt;Albay İsmet Bey, mebusluk ve bakanlık da uhdesinde kalarak Garp Cephesi Komutanlığı görevine getirildi. Kuruluş aşamasındaki düzenli ordu ile Çerkes Ethem ayaklanmasının ve iç isyanların bastırılmasında etkin rol oynadı. Ocak ve Nisan 1921'de I. ve II. İnönü savaşlarında Yunan ilerlemesini durdurdu. &lt;br /&gt;İnönü zaferleri, Ulusal Ordu'ya güven duyulmasını sağladı, Ulusal Kurtuluş Hareketini yürütenlere moral ve güç verdi.&lt;br /&gt;Birinci İnönü Savaşı sonunda tuğgeneral rütbesine yükseldi. &lt;br /&gt;Sakarya Meydan Savaşı ve Büyük Taarruz'dan sonra kazanılan zafer üzerine Mudanya Ateşkes toplantısında Büyük Millet Meclisi'ni temsil etti. Lozan Barış Konferansı'na Dışişleri Bakanı ve Türk heyeti başkanı olarak katıldı. &lt;br /&gt;Görüşmeler sırasında Ulusumuzun çıkarlarını titizlikle savunan ve koruyan İsmet İnönü, 24 Temmuz 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin bağımsızlığının ve egemenliğinin tanınmasını sağlayan Lozan Antlaşması'nı imzaladı. &lt;br /&gt;Cumhuriyetin ilânından sonra 1923-1924 yıllarında ilk hükûmette Başbakan olarak görev aldı, aynı zamanda Halk Fırkası Genel Başkan Vekilliği'ni üstlendi. 1934'te Soyadı Yasası çıktığında Atatürk'ün verdiği İnönü soyadını alan İsmet Paşa, Başbakanlık görevini 1924-1937 yılları arasında da sürdürdü. &lt;br /&gt;İnönü, Atatürk devrimlerinin gerçekleştirilmesinde ve Türkiye Cumhuriyeti'nin sağlam temeller üzerine oturtulmasında Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşıydı. &lt;br /&gt;Atatürk'ün ölümünden sonra 1938 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Cumhurbaşkanlığı'nın yanı sıra CHP Genel Başkanlığı'na da getirildi. CHP'nin 26 Aralık 1938'de toplanan I. Olağanüstü Kurultay'ında partinin "değişmez genel başkan"ı seçildi. Ayrıca kendisine "Milli Şef" sıfatı verildi. &lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye'yi savaş felâketinin dışında tutmayı başardı. Savaştan sonra çok partili siyasî rejime geçilmesinde en büyük destek oldu. &lt;br /&gt;1950 genel seçimlerinden sonra CHP iktidarı Demokrat Parti'ye bırakırken, İsmet İnönü de Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı ve 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olarak siyasî yaşamını sürdürdü. 27 Mayıs harekâtından sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi ve 10 Kasım 1961 tarihinde Başbakanlığa atandı. &lt;br /&gt;1965 yılında bu görevden ayrıldıktan sonra milletvekili olarak siyasî yaşamını sürdürdü. 1972'de Parti Genel Başkanlığı ve milletvekilliğinden istifa ederek, 25 Aralık 1973'de ölünceye kadar Anayasa gereğince Cumhuriyet Senatosu tabiî üyeliği görevinde bulundu. &lt;br /&gt;1916 yılında Mevhibe Hanım'la evlenen İsmet İnönü üç çocuk babasıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Celal BAYAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;22 MAYIS 1950 - 27 MAYIS 1960&lt;br /&gt;1883 yılında Bursa'nın Gemlik ilçesinin Umurbey köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimden sonra memuriyet yaşamına atıldı. Adalet, reji ve bankacılık alanında memuriyet görevlerinde bulundu. 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilânından sonra İttihat ve Terakki çalışmalarına katıldı. Bu cemiyetin İzmir Şubesi Genel Sekreterliğini yaptı. &lt;br /&gt;12 Ocak 1920'de toplanan son Osmanlı Mebusan Meclisi'ne Saruhan Sancağı Milletvekili olarak katıldı. Millî Mücadele'nin başlaması ile birlikte Anadolu'ya geçerek bu hareketteki yerini aldı. &lt;br /&gt;Millî Mücadele sırasında Batı Anadolu'da etkinlik gösterdi. Aynı zamanda Birinci Büyük Millet Meclisi'nde Bursa Milletvekili olarak görev aldı. 1921'de İktisat Bakanı oldu. &lt;br /&gt;Lozan Barış Konferansı'na danışman göreviyle katıldı. 1923 seçimlerinden sonra İkinci Büyük Millet Meclisi'ne İzmir Milletvekili olarak girdi. &lt;br /&gt;1924 yılında İş Bankası'nın kurulmasında önemli rol oynadı. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundaki savaşım çabalarında politikacı ve iktisatçı kimliği ile parladı. 1937-1939 yılları arasında Başbakanlık yaptı. Daha sonra siyasî yaşamını İzmir Milletvekili olarak sürdürdü. &lt;br /&gt;Çok partili siyasî yaşama geçilmesi üzerine 1946 yılında arkadaşları ile birlikte Demokrat Parti'yi kurdu ve başkanlığına getirildi. Partisinin 1950 seçimlerini kazanmasından sonra aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce Türkiye'nin üçüncü Cumhurbaşkanı seçildi. (22 Mayıs 1950) &lt;br /&gt;10 yıl boyunca sürdürdüğü bu görevden 27 Mayıs harekâtı ile 1960 yılında uzaklaştırıldı. &lt;br /&gt;Yassıada Mahkemesi tarafından idama mahkum edildi. (15 Eylül 1961) &lt;br /&gt;Cezası daha sonra müebbet hapse çevrildi. Yassıada'dan Kayseri Bölge Cezaevi'ne nakledilen Bayar, 7 Kasım 1964'de rahatsızlığı nedeniyle serbest bırakıldı. &lt;br /&gt;1903 yılında Reşide Hanım'la evlenen ve üç çocuğu olan Celal Bayar, 22 Ağustos 1986 gününde İstanbul'da vefat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemal GÜRSEL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;27 MAYIS 1960 - 28 MART 1966&lt;br /&gt;1895 yılında Erzurum'da doğdu. İlk öğrenimini Ordu ilinde yaptı. Daha sonra öğrenimini Erzincan ve İstanbul'da askerî öğrenci olarak sürdürdü. &lt;br /&gt;1915-1917 yıllarında Topçu Subayı olarak Çanakkale Savaşlarına katıldı. Filistin ve Suriye cephesinde görev aldı. &lt;br /&gt;Türk Kurtuluş Savaşı'nın Batı cephesindeki bütün savaşlarına katıldı. 1929 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. &lt;br /&gt;1946 yılından başlayarak Orgenerallik rütbesi dahil çeşitli general rütbelerinde hizmet yaptı. 1958 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Bütün bu görevleri sırasında meslekî bilgi ve karakteri ile ordunun ve halkın sevgisini ve güvenini kazandı. &lt;br /&gt;27 Mayıs 1960 gününde gerçekleştirilen askeri müdahalenin lideri olarak kabul edildi. Yeniden demokratik düzene dönülmesinde ve 1961 Anayasası'nın hazırlanmasında önemli rol oynadı. Halk oyuna sunulan ve kabul edilen bu Anayasa gereğince, 10 Ekim 1961'de yapılan seçimlerden sonra oluşturulan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin dördüncü Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 1966 yılında başlayan rahatsızlığının sürmesi ve görevini engellemesi üzerine, Anayasa uyarınca Cumhurbaşkanlığı görevi sona erdi. &lt;br /&gt;1927 yılında Melahat Hanım'la evlenen ve bir çocuğu olan Cemal Gürsel, 14 Eylül 1966 gününde vefat etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevdet SUNAY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;28 MART 1966 - 28 MART 1973&lt;br /&gt;1899 yılında Trabzon'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Erzurum, Kerkük, Edirne ve Kuleli Askerî Lisesi'nde yaptı. &lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1917 yılında subay adayı olarak eğitim kampına katıldı. Aynı yıl Filistin cephesinde görev aldı. &lt;br /&gt;1918 yılında Mısır'da İngilizlere esir düştü. Esaretten döndükten sonra, Kurtuluş Savaşı'na katılarak, Güney cephesinde görev aldı. Sonradan Batı cephesinde görevini sürdürdü. &lt;br /&gt;1927 yılında Harp Okulu öğrenimini tamamladı. 1930 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. Silahlı Kuvvetlerde çeşitli görevler alarak 1949'dan sonra Generallik rütbelerinde hizmet verdi. 1960 yılında Genelkurmay Başkanlığı görevine atandı.&lt;br /&gt;1966 yılında, bu görevinden ayrılarak Cumhurbaşkanlığı kontenjan senatörlüğüne seçildi. Cemal Gürsel'in rahatsızlığı sebebiyle görevden ayrılması üzerine, 28 Mart 1966'da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin beşinci Cumhurbaşkanı seçildi. Yedi yıllık görev süresini tamamladıktan sonra 1973 yılında Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı. &lt;br /&gt;1929 yılında Atıfet Hanım'la evlenen ve üç çocuğu olan Cevdet Sunay 22 Mayıs 1982 gününde vefat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fahri KORUTÜRK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;6 NİSAN 1973 - 6 NİSAN 1980&lt;br /&gt;1903 yılında İstanbul'da doğdu. 1916 yılında Bahriye Mektebi'ne girdi. 1923 yılında Deniz Harp Okulu'nu, 1933 yılında Deniz Harp Akademisi'ni bitirdi. Deniz Kuvvetleri'nin çeşitli kademelerinde görev aldı. Roma, Berlin ve Stokholm'de Deniz Ataşesi olarak hizmet verdi. &lt;br /&gt;1936'da Montreux Boğazlar Konferansı'na askerî uzman olarak katıldı. 1950 yılında Amiralliğe yükseldi. Oramiralliğe kadar çeşitli rütbelerde komuta görevleri yaptı. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinden 1960 yılında emekli olduktan sonra Moskova Büyükelçiliğine atanmıştır. &lt;br /&gt;1968 yılında Cumhuriyet Senatosu Üyesi oldu. &lt;br /&gt;1973 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce Türkiye Cumhuriyeti'nin altıncı Cumhurbaşkanı seçildi. &lt;br /&gt;1980 yılında, yedi yıllık hizmet süresi tamamlandığından Cumhurbaşkanlığı görevinden ayrıldı. &lt;br /&gt;1944 yılında Emel Hanım'la evlenen ve üç çocuğu olan Fahri Korutürk, 12 Ekim 1987 gününde vefat etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenan EVREN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;12 Eylül 1980 - 8 Kasım 1982DEVLET BAŞKANI&lt;br /&gt;9 Kasım 1982-9 Kasım 1989CUMHURBAŞKANI&lt;br /&gt;1918 yılında Manisa ilinin Alaşehir ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Alaşehir, Manisa, Balıkesir ve İstanbul'da sürdürdü ve Maltepe Askerî Lisesi'ni bitirdi. &lt;br /&gt;1938 yılında Kara Harp Okulu'nu, 1949 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. Topçu subayı ve Kurmay subay olarak Silahlı Kuvvetler'in çeşitli kademelerinde görev yaptı. &lt;br /&gt;Dokuzuncu Kore Türk Tugayı'nda, önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü, sonra Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Tuğgeneralliğe yükseldiği 30 Ağustos 1964 gününden başlayarak, Silahlı Kuvvetler'in bütün komuta kademelerinde ve üst rütbelerde görevini sürdürerek, Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı'ndan sonra, 7 Mart 1978'de Genelkurmay Başkanlığı'na atandı. Bu görevi sırasında, 12 Eylül 1980'de yapılan askeri müdahale ile, diğer görevleri yanında Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi. &lt;br /&gt;7 Kasım 1982'de halk oyuna sunulan ve kabul olunan Anayasa ile, Türkiye'nin yedinci Cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. 9 Kasım 1989 gününde, görev süresini tamamlayarak Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı. &lt;br /&gt;1944 yılında Sekine Hanım'la evlenen Kenan Evren üç çocuk babasıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turgut ÖZAL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;9 KASIM 1989 - 17 NİSAN 1993&lt;br /&gt;1927 yılında Malatya'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi'ni Elektrik Mühendisi olarak bitirdi. 1952 yılında A.B.D'ne giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye'ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcılığı'na atandı. &lt;br /&gt;1961-1962 yıllarında askerlik hizmetini, Milli Savunma Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu üyesi olarak yaptı ve Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde ders verdi. &lt;br /&gt;Bir süre Başbakanlık Teknik Uzmanlar Kurulu Üyesi olarak çalıştı ve 1967-1971 yıllarında Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. Ekonomik Koordinasyon Kurulu, Para ve Kredi Kurulu, RCD Koordinasyon Kurulu ve AET Koordinasyon Kurulu başkanlıklarında bulundu. &lt;br /&gt;1971-1973 yıllarında Dünya Bankası'nda danışman olarak görev yaptı. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli sınai kuruluşlarında çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı. Aynı dönemde Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini de vekaleten yürüttü. &lt;br /&gt;12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan Hükümete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982 yılında bu görevinden istifa etti. 1983 yılında Anavatan Partisi'ni kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin birinci gelmesi üzerine hükûmeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu. 1987 seçimleri sonrasında tekrar hükümet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı. &lt;br /&gt;31 Ekim 1989'da Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin sekizinci Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 gününde bu görevine başladı. &lt;br /&gt;17 Nisan 1993 gününde geçirdiği bir rahatsızlık sonucu görevi sırasında vefat etti.&lt;br /&gt;1954'de Semra Hanım'la evlenen Turgut Özal'ın üç çocuğu bulunuyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süleyman DEMİREL&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;16 MAYIS 1993 - 16 MAYIS 2000&lt;br /&gt;1 Kasım 1924'te Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de doğdu. İlköğrenimini doğduğu köyde, ortaokul ve liseyi Isparta ve Afyon'da bitirdi. Şubat 1949'da İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl Elektrik İşleri Etüd İdaresi'nde göreve başladı. &lt;br /&gt;1948 yılında Nazmiye Hanım'la evlendi. &lt;br /&gt;1954 yılında Barajlar Dairesi Başkanlığı'na, 1955 yılında da Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne atandı. 1962-1964 yıllarında serbest müşavir-mühendis olarak çalıştı. &lt;br /&gt;Siyasî yaşamına, 1962 yılında, Adalet Partisi Genel İdare Kurulu üyeliği ile başladı. 28 Kasım 1964'de bu Partiye Genel Başkan seçilmesinin ardından, kurulmasını sağladığı ve Şubat-Ekim 1965 aylarında görev yapan koalisyon hükûmetinde Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. &lt;br /&gt;10 Ekim 1965 genel seçimlerinde Isparta Milletvekili olarak Parlamento'ya girdi ve seçimlerde Adalet Partisi'nin tek başına iktidar olması üzerine Türkiye'nin 12. Başbakanı olarak Hükümeti kurdu. Süleyman Demirel, 4 yıl süren bu Hükümet'ten sonra 1969, 1970, 1975, 1977 ve 1979 yıllarında 5 kez daha hükümet kurdu. &lt;br /&gt;12 Eylül 1980 harekâtı üzerine görevden uzaklaştırıldı ve yedi yıl yasaklı olarak siyaset dışı kaldı. 6 Eylül 1987'de yapılan halk oylaması ile yasaklar kaldırıldı ve 24 Eylül 1987'de, Doğru Yol Partisi Genel Başkanlığı'na seçildi. 29 Kasım 1987'de yapılan genel seçimlerde Isparta Milletvekili olarak yeniden Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne girdi. 20 Ekim 1991'de yapılan genel seçimler sonrasında, Doğru Yol Partisi ile Sosyaldemokrat Halkçı Parti'nin oluşturduğu 49. Hükümet'te Başbakan olarak görev aldı. &lt;br /&gt;16 Mayıs 1993'de, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin 9. Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 16 Mayıs 2000 gününde görev süresini tamamlayarak Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrıldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ahmet Necdet SEZER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖREV SÜRESİ&lt;br /&gt;16 MAYIS 2000 - 28 AĞUSTOS 2007&lt;br /&gt;13 Eylül 1941'de Afyon'da doğdu. 1958 yılında Afyon Lisesi'ni, 1962'de Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı yıl Ankara Hâkim adayı olarak göreve başladı. Askerliğini Kara Harp Okulu'nda Yedek Subay olarak yaptı. Sırasıyla, Dicle ve Yerköy Hâkimlikleri ve Yargıtay Tetkik Hâkimliği görevlerinde bulundu. Medeni Hukuk alanında 1977-1978'de Ankara Hukuk Fakültesi'nde yüksek lisans (master) öğrenimi yaptı. 7 Mart 1983'de Yargıtay üyeliğine seçildi. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi Üyesi iken Yargıtay Genel Kurulu'nca belirlenen üç aday arasından Cumhurbaşkanı'nca 27 Eylül 1988 gününde Anayasa Mahkemesi asıl üyeliğine, Anayasa Mahkemesi Kurulu'nca da 6 Ocak 1998'de Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'na seçildi. &lt;br /&gt;5 Mayıs 2000 gününde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin onuncu Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 16 Mayıs 2000 gününde görevine başladı. &lt;br /&gt;1964 yılında Semra Hanım'la evlenen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer üç çocuk babasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11. Cumhurbaşkanı Doç. Dr. Abdullah Gül &lt;br /&gt;29 Ekim 1950’de Kayseri’de doğdu. Orta öğrenimini Kayseri Lisesinde tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne girdi. Aynı fakültede mezuniyet sonrası doktorasını aldı. Lisan ve doktora çalışmalarını yürütmek için burslu olarak iki sene Londra ve Exeter’de kaldı. Türkiye dönüşünde Sakarya Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nün kuruluşunda çalıştı ve İktisat dersleri verdi.&lt;br /&gt;1983-1991 yılları arasında merkezi Cidde’de olan İslam Kalkınma Bankası’nda (IDB) iktisat uzmanı olarak çalıştı. &lt;br /&gt;1991 yılında Uluslararası İktisat dalında Doçent oldu.&lt;br /&gt;1991 yılında yapılan erken seçimle Refah Partisi’nin Kayseri Milletvekili olarak Parlamento’ya girdi.&lt;br /&gt;1991-1995 tarihleri arasında TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliği yaptı.&lt;br /&gt;1993 yılında Refah Partisi’nin Dışişlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı görevine seçildi. Bu süre içinde Avrupa ve Amerika’daki birçok kuruluşlarda yaptığı konuşmalarla parti görüşünü anlattı.&lt;br /&gt;1995’de yapılan genel seçimlerde, ikinci kez Refah Partisi Kayseri Milletvekili seçildi.&lt;br /&gt;1995-2001 yılları arasında Dışişleri Komisyonu üyeliği görevini yürüttü.&lt;br /&gt;54. Hükümette, Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü görevlerinde bulundu.&lt;br /&gt;1999 yılında Fazilet Partisi'nden üçüncü kez milletvekili seçilerek Parlamentoya girdi.&lt;br /&gt;14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan Fazilet Partisi 1. Olağan Büyük Kongresinde Genel Başkan Adayı oldu. Genel Başkanlık yarışını az bir oy farkıyla kaybetmiş olmasına rağmen, kongrede elde ettiği netice tüm siyasi çevrelerce büyük bir başarı olarak değerlendirildi.&lt;br /&gt;Fazilet Partisinin kapatılmasıyla birlikte, Yenilikçi Hareket'e önderlik etti. Başlangıcından itibaren halkın büyük bir teveccüh gösterdiği Yenilikçi Hareket, Ağustos 2001'de Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) adıyla Türk siyasi hayatındaki yerini aldı.&lt;br /&gt;Abdullah Gül, AK Partinin Kurucular Kurulu üyesi olarak partileşme sürecindeki etkin rolünü sürdürdü ve Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.&lt;br /&gt;1992 yılında Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyesi oldu ve Konseyin Kültür, Tüzük, Siyasi ve Ekonomik Kalkınma Komitelerinde çalıştı. 2001 yılına kadar yürüttüğü Avrupa Konseyindeki çalışmalarından dolayı kendisine “Pro merito“ madalyası ve Konseyin sürekli “Onursal Üyesi” ünvanı verildi.&lt;br /&gt;3 Kasım 2002 Milletvekili seçimlerinde Kayseri Milletvekili olarak tekrar seçildi.&lt;br /&gt;16 Kasım 2002 tarihinde Başbakan olarak 58.Hükümeti kurmak ile görevlendirildi.&lt;br /&gt;14 Mart 2003 tarihinde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başbakanlığında kurulan yeni kabinede Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldı.&lt;br /&gt;Evli ve 3 çocuk babasıdır. İngilizce bilmektedir.&lt;br /&gt;TBMM’de dün yapılan oylamayla, aylardır süren tüm tartışmalar noktalandı ve Abdullah Gül, 339 oyla Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. Cumhurbaşkanı seçildi. Atatürk ve İnönü’den sonra en genç Cumhurbaşkanı olarak Köşk’e çıkan Abdullah Gül, ayrıca bakanlıktan bu en yüksek makama çıkan ilk kişi de oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-1753481273394542546?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/1753481273394542546/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cumhurbaskanlarmz-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1753481273394542546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1753481273394542546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/cumhurbaskanlarmz-hakknda-bilgi-verir.html' title='Cumhurbaşkanlarımız hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-6117694139926680708</id><published>2012-01-08T09:37:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:38:36.104-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih Soru ve Cevap'/><title type='text'>Hatay'ın anavatana katılışı hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>HATAY'IN ANAVATANA KATILIŞI VE SONRASI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Haziran 1939 günü Türkiye ile, sembolik te olsa Milletler Cemiyeti yasasına göre mandaterlik sıfatı devam etmekte olan Fransa arasında, Fransa’nın bölge üzerindeki yetkilerinin Türkiye’ye devrini sağlayan “TÜRKİYE İLE SURİYE ARASINDA TOPRAK MESELESİNİN KESİNLİKLE ÇÖZÜMÜNE İLİŞKİN ANLAŞMA” imzalandı. Hiç bir gizli maddesi olmayan ve geleceğe yönelik hiç bir hüküm içermeyen bu anlaşmaya göre Fransa, işgalle ele geçirdiği ve Milletler Cemiyeti kararıyla mandater tayin edildiği bölge üzerinde kendisine tanınmış olan tüm hak ve yetkileri hukuki yoldan ve kayıtsız şartsız Türkiye’ye devrediyor, Türk hükümeti Fransız uyruklulara ait olan Suriye ve Lübnan Bankası, Reji idaresi, Elektrik Şirketi, İskenderun Liman Şirketi, telefon şebekesi gibi kuruluşları, bedelini nakten ödeyerek satın aldı. Bundan sonra Hatay’ın Türkiye’ye katılmasının önünde hiç bir engel kalmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşmanın imzalandığı haberi Hatay’a ulaşınca resmi dairelerden Hatay Devleti bayrakları indirildi, yerine Türk Bayrakları çekildi. Şehir Türk Bayrakları ile süslendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28 Haziran 1939 günü Hatay Hükümetinin bakanlıkları lağvedildi. Bakanların görevi sona erdi. Türkiye Başkonsolosluğu da faaliyetine son verdi. Bütün yetkiler Cevat Açıkalın’da toplandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatay Devleti’nin sona ermesi ve Türkiye’ye Katılış :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişmelerden sonra Hatay Millet Meclisi başkanlığı Meclisi olağanüstü toplantıya çağırdı. 29 Haziran 1939 günü günü saat 16:00’da toplanan Mecliste “Türk camiasının ayrılmaz bir parçası olan Hatay’ın anavatana kavuştuğunu bir kararla tespitini” isteyen 39 imzalı önerge üzerinde konuşmalar yapıldı. Sonuçta, önerge ve Abdulgani Türkmen’in “Hatay Millet Meclisinin dağılmasına” dair teklifi oybirliği ve alkışlarla kabul edildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece Hatay Devleti kendi arzu ve iradesiyle kendi varlığına son vererek Türkiye’ye katılmış oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet Reisi Tayfur Sökmen ve Başvekil Dr.Abdurrahman Melek 2 Temmuz 1939 günü Hatay’dan ayrıldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra, imzalanan anlaşma esaslarına göre, Antakya Kışlası’nda sembolik olarak bulunan Fransız birlikleri Hatay’dan taşınmaya başladı. Taşınma işlemi 23 Temmuz 1939’a kadar tamamlanacaktı. Hatay anlaşmasında Hatay Devleti uyruklu olanlara Türkiye veya Suriye uyruklarından birini seçmeleri için süre tanındığından, Suriye uyruğunu geçenler göç ettiler. Bu arada Suriye ve Türkiye temsilcilerinden oluşan ortak sınır komisyonu bugünkü sınırı belirledi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı Kanunla Hatay Vilayeti kuruldu ve Seyhan’dan Dörtyol kazası, G.Antep’ten Islahiye’ye bağlı Hassa nahiyesi (kaza olarak) alınarak Hatay’a bağlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emniyet Genel Müdürü iken Hatay Valiliğine atanan Şükrü Sökmensüer 18 Temmuz 1939 günü Hatay’a geldi. 19 Temmuz günü Fevkalade Murahhas Ortaelçi Cevat Açıkalın Hatay’dan ayrıldı. Kışlada yapılacak tören için gerekli hazırlıklar tamamlandı.&lt;br /&gt;Şükrü SÖKMENSÜER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23 Temmuz 1939 sabahı Hatay’da kalan son Fransız kıtası kışladan saat 07:30’da çıktı. Türk ve Fransız birliklerinin birlikte katıldıkları törende 07:45’de Kışladaki Fransız bayrağı indirildi ve hemen yerine İstiklal Marşı eşliğinde Türk Bayrağı çekildi. Bu sonuç, töreni izleyen mahşeri kalabalık tarafından coşkunca alkışlandı. Hatay’ın anayurda katılma işlemleri tamamlanmıştı. Bu mutlu olay şehirde ve tüm Hatay’da şenliklerle kutlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BAYRAK TÖRENİ &lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı yılları Hatay’da sıkıntılar içinde geçti. &lt;br /&gt;1940 yılında yapılmaya başlanan ve Türk- İngiliz işbirliği ile yapılan İskenderun iskelesi 8 Ocak 1945 günü törenle hizmete açıldı. &lt;br /&gt;Ağustos 1945’te Fatikli köyü merkez olmak üzere,”Altınözü” adıyla yeni bir ilçe kuruldu. Aynı yılın Kasım ayında Asi nehrinin yatağında tarama, derinleştirme çalışmalarına başlandı.&lt;br /&gt;İskenderun hava meydanı Nisan 1946’da uçak seferlerine açıldı. Yolcu taşıyan ilk uçak 1 Mayıs 1946 günü kalktı. Her gün Adana ve İstanbul’a karşılıklı uçak seferleri vardı.&lt;br /&gt;2 Ocak 1948 tarihinde Süveydiye bucağı “Samandağ” adını alarak ilçe oldu.&lt;br /&gt;1960 yılı ortalarında İskenderun’da Hatay’ın ilk radyo istasyonu kuruldu ve iki yıl yayın yaptıktan sonra Kasım 1962’de kapandı.&lt;br /&gt;İskenderun-Batman petrol boru hattı 4 Ocak 1967’de hizmete açıldı. &lt;br /&gt;Antakya’da Asi nehri üzerinde bulunan ve şehrin iki yakasını birbirine bağlayan tarihi köprünün yıkım çalışmaları Nisan 1970’te başladı. Yeni köprünün yapımına da birlikte başlanmıştı. Yeni köprü (Ata Köprüsü) Aralık 1970 sonunda tamamlandı ve 13 Ocak 1971 günü törensiz hizmete açıldı.&lt;br /&gt;Yapımına 1969 yılında başlanan İskenderun Demir Çelik Fabrikası 28 Aralık 1975 günü hizmete açıldı.&lt;br /&gt;Erzin 1988 yılında Dörtyol’dan ayrılarak ilçe oldu.&lt;br /&gt;Belen 1990 yılında İskenderun’dan, Kumlu aynı yıl Reyhanlı’dan ayrılarak ilçe oldu. &lt;br /&gt;1992 yılında Mustafa Kemal Üniversitesi kuruldu.&lt;br /&gt;TRT tarafından kurulan Hatay İl Radyosu 20 Nisan 1995 günü hizmete açıldı.&lt;br /&gt;Hatay Havaalanının yapımına Mart 2002’de başlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-6117694139926680708?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/6117694139926680708/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hatayn-anavatana-katls-hakknda-bilgi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6117694139926680708'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6117694139926680708'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hatayn-anavatana-katls-hakknda-bilgi.html' title='Hatay&apos;ın anavatana katılışı hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-8566011655822848951</id><published>2012-01-08T09:35:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:36:15.506-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Gusül abdestini bozan durumlar nelerdir?</title><content type='html'>* Şiddetle yerinden kopan ve şehvetle dışarı boşalan meniden dolayı, gusül lâzım gelir. Şehvetle yerinden ayrılıp, şehvet dindikten sonra dışarı akan meniden dolayı ise, İmam-ı A`zam ve İmam-ı Muhammed`e göre yine gusül lâzım gelirse de, Ebû Yûsuf`a göre, gusül gerekmez. Bu kavle göre, şehvetle yerinden ayrılan meninin, o anda dışarı boşalması önlenir ve şehvet dindikten sonra dışarı akmasına yol verilirse; bu durum guslü gerektirmez. Ebû Yûsuf`un bu görüşünde, misafirlikte veya kış mevsiminde böyle bir durumla karşılaşanlar için, büyük kolaylık vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gusül için, cinsî birleşme sırasında, erkeğin tenasül uzvu (penis) ile kadının tenasül uzvunun (vagina) tam birleşmesi gerekmez. Penisin sadece uç kısmının vaginaya girmesi ile, meni aksın akmasın gusül lâzım gelir. Yalnız kadın ile erkeğin bülûğa ermiş olmaları da şarttır. Sadece biri bülûğ çağında ise; gusül, bülûğ çağında olana gerekir, diğerine gerekmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Erkeğin tenasül uzvunu bez gibi bir şeye sararak cinsî birleşmede bulunması hâlinde, ancak bu birleşmeden tarafların lezzet almaları durumunda gusül gerekir. Lezzet alınmazsa, gusül gerekmez. Fakat lezzet alınmasa da, ihtiyaten yıkanılması takvâya uygun görülmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ön ve arka yoldan birine parmağını sokmak, guslü gerektirmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Birini el ile tutmak, okşamak veya bakmak neticesinde meni gelirse, gusül gerekir. Bu durum, erkek için de kadın için de böyledir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Uykudan kalkan kimse, yatak çarşafında veya iç çamaşırında veya butlarında bir yaşlık görse, duruma bakılır: Eğer rü`yada ihtilâm olduğunu hatırlıyorsa, gusletmesi gerekir. Fakat ihtilâm olduğunu hatırlamıyorsa, Ebû Yûsuf`a göre gusletmesi gerekmez. Çünkü, o yaşlık mezi de olabilir. Kaldı ki, meni bile olsa, şehvetle geldiği bilinmemektedir. İmam-ı A`zam ve İmam-ı Muhammed ise, o yaşlığın meni olmayıp, mezi olduğu kesin bilinmesi halinde guslü gerekli görmezler. Fakat meni veya mezi olduğunda tereddüt edilse veya meni olduğu zannı hâsıl olsa, ihtiyaten gusül gerekir, derler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Rü`yada ihtilâm olduğu halde, dışarı meni akmamışsa gusül gerekmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir kadından, yıkandıktan sonra, kocasının menisi akacak olsa, tekrar yıkanması gerekmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Dövülme, ağır bir şey kaldırma gibi sebeblerden dolayı şehvetsiz olarak gelen meni guslü icab ettirmez. İmam-ı Şâfiî ise, bu halde de guslü gerekli görür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Gayr-i müslimin biri, cünüp veya hayız veya nifaslı halde iken İslâm`a gelse, kendisine gusül etmek farz olur. Fakat bu haller kendisinde yokken İslâm`a girmesi durumunda, yıkanması ona farz değil, mendubdur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-8566011655822848951?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/8566011655822848951/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/gusul-abdestini-bozan-durumlar-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8566011655822848951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8566011655822848951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/gusul-abdestini-bozan-durumlar-nelerdir.html' title='Gusül abdestini bozan durumlar nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5251865485317621669</id><published>2012-01-08T09:33:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:35:15.596-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Kuruluş filmi hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Yönetmen: Yücel Çakmaklı&lt;br /&gt;Senaryo Yazarı: Tufan Güner , Tarık Buğra&lt;br /&gt;Tür: Macera, Tarihi&lt;br /&gt;Yapım Yılı: 1987&lt;br /&gt;Ülke: Türkiye&lt;br /&gt;Özellik: Renkli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6 asır boyunca dünyada hükümranlık süren, tarihin en büyük imparatorluklarından biri, Osmanlılar.&lt;br /&gt;Küçük bir Kayı boyu iken; azim, adalet ve siyaset dehası yönetimi sayesinde yüzyıllar boyunca İslam'ı Avrupa'nın göbeğine kadar taşıyabilmiş bir hanedan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarık Buğra'nın unutulmaz eserinden muhteşem bir uyarlama. Yönetmen Yücel Çakmaklı'nın destansı anlatımıyla izleyicilerini tarihin en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluş yıllarına götüren film, Osman Gazi'nin beyliği ile bütünleşen kendi yaşamını yansıtıyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5251865485317621669?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5251865485317621669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/kurulus-filmi-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5251865485317621669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5251865485317621669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/kurulus-filmi-hakknda-bilgi-verir.html' title='Kuruluş filmi hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4147801746204671615</id><published>2012-01-08T09:32:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:33:53.822-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih Soru ve Cevap'/><title type='text'>Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?</title><content type='html'>Batı İle Temaslar Ve Yenileşme Dönemi Eğitim Kurumları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuruluşundan itibaren Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile siyasi ve askeri çekişmeler içerisinde gelişen münasebetlerinde görülen bariz niteliklerden birisi Osmanlılar’ın kendilerini her bakımdan Avrupalılar’dan üstün kabul etmeleridir. Osmanlılar askeri ve ekonımik yönden Avrupa devletlerinden ve diğer Müslüman devletlerden daha güçlü durumdaydı. Zengin maden yataklarını ellerinde bulundurmaları ticaret yollarını kontrol etmeleri ve giriştikleri bütün muharebelerden galip çıkmaları Osmanlılar’ın hem ekonomik yönden hem de kendilerini Avrupa’ya karşı üstünlük şuuru içerisinde görmelerine vesile olmuşur. Osmanlılar mensup oldukları İslam dininin en son ve en doğrusu olduğu inancı içerisinde ve varisi oldukları parlak Ortaçağ İslam medeniyeti tesiriyle manevi yonden de kendilerini Avrupa’ya karşı üstün görmekteydiler. İşte bu sebepler Osmanlılar’ın Rönesans dönemi ve sonrası Batı Avrupa’Da ortaya çıkan yeni entelektüel anlayışı fark etmelerine ona bağlı gelişmelerin Avrupa toplumlarının gelişmesinde icra edeceği tesirleri ve bütün bunların kendilerine karşı potansiyel tehlike olabileceğini takdir etmelerine mani olmuştur. Osmanlılar Avrupa dışındaki güçlü diğer bazı devletler gibi Avrupa’nın ilerlermesini ve aradaki mesafenin kolay aşılamayacağını Sanayi devriminin yarattığı yayılmacı politikalar ile askeri ve iktisadi gücün ezici üstünlüğünü görünce fark ettiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar bir taraftan 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’daki harp teknolojisi madencilik haritacılık pusula ve saatçilik konularındaki gelişmeleri arada fazla zaman farkı olmadan takip ederken diğer taraftan coğrafya astronomi ve tıp gibi belirli alanlarda bilgi transferini de gerçekleştirmiştir. Coğrafya ve haritacılık alanında 16. yüzyıldan itibaren Piri Reis’in çalışmalarıyla en büyük eserlerini vermeye başlamıştır. Piri Reis çalışmalarında bir çok haritadan yararlandığını belirtmektedir. Bir yandan eski bilgileri derlemiş diğer taraftan yeni gelişmeleri takip etmiş olması ve bunlara ilaveten kendi müşahadelerini de not etmesi Piri Reis’in ilmi tavrını göstermektedir.&lt;br /&gt;Osmanlılar’ın Rönesans tıbbı ile ilk temaslarını oldukça erken zamana rastlar. II.Murad zamanında sarayda hizmete giren Avrupalı hekimler ile Osmanlı tababeti 15. yüzyılın sonunda ve 16. yüzyılın ilk yarısında büyük ölçüde Rönesans tıbbını tanıma imkanına kavuşmuştur. 1393-1394’te II. Murad zamanında Fransa’dan ve Almanya’dan sürülen Yahudiler Türkiye’ye sığındıktan sonra 1491-1492’de İspanyadan çıkarılan Yahudiler de Osmanlı Devleti’nin himayesinde dinlerini ve hayatlarını teminat altında bulmuşlardır. Osmanlı Devleti’ne iltica eden Yahudiler arasında İspanyol Portekiz ve İtalyan asıllı hekimler de bulunmaktaydı. Rönesans tıbbının tesirlerinin Osmanlı tıbbına daha çok bu ikinci dalgada gelen hekimler ile ulaştığı söylenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.1 Yeni Eğitim Kurumlarının Kuruluşu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar Avrupa’da gelişen teknolojiden ve özellikle askeri sahalardaki lerlemelerden etkilenmeleri sonucunda yeni bilimi öğretecek yeni eğitim kurumları kurma yoluna gitmişlerdir. Osmanlı klasik eğitim kurumlarına dokunmadan kurulan bu müesseseler imparatorlukta yeni bir bilim ve eğitim anlayışının doğuşunu hazırlamışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Askeri Mühendislik Eğitimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a. Humbaracı Ocağı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlılar’da Avrupa kaynaklı modern askeri teknik eğitim 18. yüzyılın başlarından itibaren orduda yapılan ıslahat haraketiyle başlamıştır. 1730’da Lale devrinine son veren ve Sultan III.Ahmed’in tahttan indirilerek I.Mahmud’un tahta çıkmasına sebep olan Patrona Halil ayaklanması ile Osmanlı siyasi hayatında yeni bir donem açılmıştır. Bu tarighten itibaren Osmanlı ordusunun ıslahı konusunda ilk teşebbüsler Osmanlı Devleti’ne iltica ederek Müslüman olan Fransız Generali Comte de Bonneval nezaretinde 1735 yılında kurulan Humbaracı Ocağı ile başlamıştır. Burada Avrupa uslulü yeni bir askeri eğitim gerçekleştirilmiştir. Bu ocağın en önemli özelliği zabitler arasında teorik ve tatbiki olarak matematik ve modern harp sanatları konusunda ders veren Avrupalı ve Osmanlı hocaların mevcudiyetidir. Humbaracılar burada teorik ve pratik eğitim yanında yeni harp tekniklerinin uygulamarı hakkında da bilgi sahibi olmuşlardır. Avrupa tarzı modern eğitimde bir diğer teşebbüs de Fransız subayı Baron de Tott’ın İstanbul’da bulunduğu sırada (1770-76) kurulmuş olan “Topçu Mektebi” ve “Hendese Odası”nı örnek gösterebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b. Hendesehane’nin Kurulması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaptan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’nın isteği ile Tersane personeline ihtiyaç duyulan teorik eğitimi vermek üzere 29 Nisan 1775’de Tersane ambarlarında bir odada “Hendese Odası” kurulmuştur. Burada Baron de Tott’un nezaretinde Campbell Mustafa Ağa ve Fransız S. Kermovan ders vermişlerdir. Denizciliğe Donanmaya Coğrafya ve Haritacılığa dair dersler verilerek Osmanlı Donanmasında bu ilimlerden anlayan kaptanlar yetiştirilmeye çalışılmıştır.&lt;br /&gt;1789’da Sultan III.Selim’in tahta çıkması ile başlattığı “Nizam-ı Cedid” haraketi çerçevesinde ele alınan askeri ıslahat çalışmaları askeri teknik eğitim konusunda yeni bir sayfayı başlatmıştır. 1792 yılında kışlaları tanzim ve nizamların yeniden ele alınan Humbaracı ve Lağımcı Ocakları’na gerekli görülen aritmetik ve hendese eğitimini vermek üzere bu kışlara bitişil yeni bir mühendishane açılmıştır. Mühendishane-i Cedid adı verilen bu müessese doğrudan Humbaracı Ocağı’na bağlı bir statüde kurulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c. Mühendishane-i Bahri-i Hümayûn (Deniz Mühendishanesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mühendishane-i Cedid açıldıktan sonra Tersane mühendishanesindeki hoca ve 7 nefer talebe buraya nakledilmiştir. Tersane mühendishanesi gemi inşa haritacılık ve coğrafya eğitimi veren bir deniz mühendishanesi haline getirilmiştir. Fransız bir subay olan Jacques Balthasar le Brun bu kurumun başına getirilmiş burada Avrupa usulüne uygun olarak gemi inşa dersi vermiştir. Bu mühendishane 1821 yılına kadar “fenn-i inşa” ve “fenn-i harita ve coğrafya” adlarında iki şubeli olarak faaliyetlerini sürdürmüştür. 1845 yılında Heybeliada’ya taşınmıştır. Günümüzde Deniz Harb Okulu olarak faaliyetlerine devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;d. Mühendishane-i Cedid (Kara Mühendishanesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1795-96 yılında Humbaracı ve Lağımcı kışlasına bitişik olarak inşa edilen binada eğitim ve öğretim faaliyetlerine devam eden Mühendishane 1801 yılında Başhocalığa getirilen Hüseyin Rıfkı Tamani ile sistemli olarak Avrupa tarzı fen eğitimine geçmiş ve 1806 yılında Sultan III. Selim tarafından Humbaracı ve Lağımcı ocağından ayrılarak müstakil bir kurum haline getirilmiştir. Devletin bu yeni müesseseyi kurmaktan maksadı her şeyden önce ordunun yeni bir nizama sokulması yeni tekniklerle donanmış ve Avrupa orduları karşısında mağlup olmamak için fen tahsili görmüş zabit yetiştirmek gibi acil ihtiyaca cevap verecek insan gücüne sahip olmaktır. 1826’da Yeniçeri Ocağı kaldırılıp yerine kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin zabit ihtiyacını karşılamak üzere mühendishane talebe kontenjanı çoğaltılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sivil Mühendislik Eğitimi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19. Yüzyılın son çeyreğine kadar ülkede modern tarzda sivil mühendislik hizmetini verecek eleman yetiştirmek üzere bir müessese kurulmamıştır. Ancak yüzyıl boyunca ortaya çıkan ve 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı İmparatorluğu’nda da geniş bir uygulama sahası bulan modern teknolojiler buhar ve daha sonraları elektrik gücüne dayalı olarak çalışan endüstri kuruluşları küçük sanayi işletmeleri telgraf ve demiryolları karayolları ve sivil inşaatlar İmparatorluğun mühendis ihtiyacını arttırmıştır. Devlet bu ihtiyacını kısmen askeri mühendis kıskem de yabancı uzmanlar veya Avrupa’da tahsil görmüş gayri Müslimler vasıtasıyla karşılamaya gayret ederken ihtiyaç duyulduğunda küçük çapta sivil amaçlarla teknik eleman yetiştirmek üzere bazı mektepler açtığı görülmektedir. Bunların ilk örnekleri “Telgraf Mektebi” (1860) ile Midhat Paşa’nın gayretile açılan “Sanayi Mektebi” (1868) olmuştur. Sanayi Mektebi’nin en önemli özelliği teorik ve pratik eğitimin bir arada verilmiş olması ve o güne kadar İmparatorlukta cari olan “usta-çırak” usulü yerine yeni tekniklerle eğitilmiş bilgili sanatkarlar yetiştirmek hedeflenmiştir. 1884’de kurulan Mülkiye Mühendis Mektebi kuruluş safhasında Mühendishane-i Berri-i Humayun gibi idaresi Tophane Nezareti’ne bağlanmış ancak mezunları Nafıa Nezareti’nin kontrolune bırakılmıştır. Bu şekilde askeri makamlara bağlı olduğu halde mezunlarının sivil sahalarda istihdam edildiği bir müessese meydana getirilmiştir. 1946’da İstanbul Teknik Üniversitesi’ne dönüştürülmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tıp Mektepleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı Devleti’nde modern tıp eğitiminin başlangıcı 19. yüzyılın başlarına kadar dayanmaktadır. Ocak 1806 yılında Mühendishane-i Cedide’den ilham alınarak “Tersane Tıbbiyesi” adlı bir tıp mektebi kurulmuştur.Tersane-i Amire’de donanmanın tabip ve cerrah ihtiyacını karşılamak amacıyla açılan bu mekteple asıl olarak imparatorlukta tıp tahsilinin yaygınlaştırılması ve Devlet-i Aliye tebaasından tabiplerin sayısının artması hedeflenmiştir. İmparatorluğun Tersane’de açılan bu ilk modern tıp okulunun faaliyetleri kısa ömürlü olmuş ve kuruluşundan iki yıl sonra sırasyıla Kabakçı İsyanı Sultan Selim’in tahttan indirilmesi onun yerine Mustafa’nın geçişi onun kısa süren saltanatından sonra 1808’de meydana gelen “Alemdar Olayı” Sultan III. Selim’in öldürülmesi ve II. Mahmud’un tahta çıkışı gibi büyük çalkantılar arasında bu mektebin de faaliyelerinin kesilmiş olduğunu zannediyoruz. Tersane’de açılan Tıp Mektebi’nden yaklaşık yirmi yıl sonra 1827 yılında ordunun tabip ve cerrah ihtiyacını karşılamak maksadıyla Mustafa Behçet Efendi’nin önderliğinde “Tıbhane-i Amire” adında İstanbul’da yeni bir tıp mektebi açılmasına teşebbüs edilmiştir. 1832’de Topkapı Sarayı’na bitişik Gülhane bahçesinde mevcut binalarda “Cerrahhane-i Amire” kurulmuştur. Tıbhane-i Amire daha sonra Cerrahane-i Amire ile birleştirilip Mekteb-i Tıbbiye adını almıştır. Bu kurumlara yabancı doktorlar müdür olarak atanmışlar ve eğitim dili Fransızca olmuştur. İlk başta sadece Müslüman öğrenciler alınırken 1839 Tanzimat Fermanı ile gayr-i Müslim öğrenciler de bu kurumlara girebilmişlerdir.1865 yılında mektebin başına getirilen Cemaleddin Efendi bu kurumun eğitim dilini Türkçeleştirme çabalarına girmiş ve organize ettiği öğrenci sınıfıyla Türkçe ilk tıp lügatı olan Lügat-ı Tıbbıye’yi neşretmişlerdir. 1909’da Mekteb-i Tıbbıiye-i Askeriye ile birleştirilerek Haydarpaşa’ya nakledilmiştir. 1915’de Darül Fünun’a bağlanarak bugünkü İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne dönüşmüş ve daha sonra Türkiye’de kurulan diğer tıp fakülteierine kaynaklık etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Mekteb-i Harbiye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın ilgası ile Sultan II.Mahmud tarafından “Asakir-i Mansure Muhammediye” adı altında yeni bir ordu kurulmuştur. Bu orduda yeni savaş usul ve tekniklerini bilen subayların yetiştirilmesi maksadıyla 1832-1833 yılında bir askeri mektep kurulmasına teşebbüs edilmiştir. 1834-1835’te tamir ettirilerek 400 talebe alacak kapasitede bir mektep haline getirilmiş olan Maçka Kışlası’nda “Mekteb-i Harbiye” resmen kurulmuştur. Başına da tahsilini Avrupa’da tamamlamış ve Batı dillerini iyi bilen Namık Paşa getirilmiştir. Mühendishane’den getirilen hocalarla ders programları düzenlenerek eğitim seviyesi yükseltilmiştir. Ayrıca Sultan II. Mahmud bu mektebin muallim ihtiyacını karşılamak için bazı talebe ve subayları özellikle Viyana ve Paris’e tahsile göndermiştir. Burada düzenli eğitim 1838-1839’da Avrupa’da tahsilini tamamlayıp dönen Mühendishane’nin başhocalarından Hüseyin Rıfkı Tamani’nin oğlu Emin Paşa’nın bu mektebin nazırlığına getirilmesinden sonra başlamıştır. 1848 yılında bir yıl öğretim süreli Erkân-ı Harbiye Mektebi açıldı. Daha sonra askerî okulların rüşdiye kısımları da açıldı (1875). Harbiye'deki esas yenilikler 1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra olmuştur. O zamana kadar Fransa Harp Okulu örneğine göre öğretim yapan okul Alman subayı Von der Goltz tarafından Alman sistemine göre kurulmuştur (1884). İçerde askerî ıslahat yapılırken II. Abdülhamit devri olmasına rağmen 1883 ve 1887 tarihlerinde Avrupa'ya iki gurup askerî öğrenci gönderildi. 1905 yılında Edirne Manastır Erzincan Şam ve Bağdat gibi ordu merkezlerinde de birer Harp Okulu açıldı. Ama 1908 yılında bunlar kapatıldı. 1913 ve 1914'te Okulda Alman Uzman Heyeti önemli değişiklikler yaptı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Alman Albayı Berek von Erlich Askerî Okullar Genel Müdürü olarak çalıştı. Esasen Harbiye 1914-1920 arasında kapalı kaldı. 1920'de de ancak üç ay kadar açık kaldı. Bu sırasa Türk Ordusunun yönetim merkezi İstanbul'dan Ankara'ya kaymıştı. Ankara'da 1920'de kurulan Zabit Namzetleri Talimgâhı 1923 yılında Harp Okulu "ilk adım" olarak İstanbul'a taşındı 1936 da ise yeniden Ankara'ya döndü.&lt;br /&gt;3. Osmanlı Devleti’nin Tahsil İçin Avrupa’ya Yönelmesi&lt;br /&gt;3.1. Avrupa’ya Tahsile Talebe Gönderilmesi&lt;br /&gt;Osmanlılar’da Avrupa’ya tahsile talebe gönderilmesi uygulaması Sultan II. Mahmud zamanında başlamıştır. İlk olarak 1830 yılında Serasker Hüseyin Paşa’nın himayesinde 4 talebe masrafları devlet tarafından karşılanmak üzere Fransa’ya tahsile gönderilmiştir.1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanına kadar tamamı askeri mekteplerden ve mühendishanelerden seçilen otuz altı kişi Avrupa’nın Londra Paris ve Viyana gibi büyük şehirlerine Avrupa teknolojisini öğrenmek ve döndükten sonra Osmanlı askeri fabrikaları ve imalathanelerinde görevlendirilmek üzere gönderilmişlerdir. Tanzimat’ın ilanından sonra Müslüman öğrencilerin yanında gayri müslim tebaadan da çok sayıda talebe gönderilmiştir. Bu öğrenciler döndüklerinde devletin değişik kademelerinde görevlendirilmişlerdir sadrazamlık dahil olmak üzere nazırlık büyük elçilik ordunun her kademesinde komutanlık valilik çeşikli devlet şuralarında azalık Mühendishane Tıbbıye Harbiye ve diğer mekteplerde hocalık mühendislik doktorluk ve mütercimlik yanında müze ve kütüphane müdürlüğü gibi mühim vazifelerde bulunanlar olmuştur.&lt;br /&gt;3.2. Mekteb-i Osmani&lt;br /&gt;Osmanlı idaresi Paris’e gönderilmiş olan talebelerin oradaki eğitim ve disiplin işlerini üzene koymak maksadıyla 1857 yılında açtırdığı okuldur. Mektebin kuruluşunun asıl maksadı Paris’de bulunan Osmanlı talebelerinin Fransız hükümetinin değişik okullarının derslerini verimli bir şekilde takip edebilmelerini sağlayarak edebiyat ve fen eğitimlerini tamamlamalarını temin etmektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4147801746204671615?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4147801746204671615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/osmanl-devleti-zamanndan-gunumuze-gelen.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4147801746204671615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4147801746204671615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/osmanl-devleti-zamanndan-gunumuze-gelen.html' title='Osmanlı Devleti zamanından günümüze gelen eğitim kurumları hangileridir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5775289207088845839</id><published>2012-01-08T09:30:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:31:44.278-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Boy abdestinin şartları nedir?</title><content type='html'>GUSÜL (Boy Abdesti)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tepeden tırnağa kadar vücudun her tarafını hiçbir yer kuru kalmayacak şekilde yıkamak.&lt;br /&gt;Fiil kökünden isim olan gusl, sözlükte; yıkanmak ve temizlenmek manasına gelir. "Gasele" fiili de, kirin suyla giderilmesi ve temizlenmesini ifade eder.&lt;br /&gt;Erginlik çağına gelmiş her müslüman erkeğin ve kadının şu durumlarda boy abdesti alması gerekir.&lt;br /&gt;1) Cünüplük; yani cinsî münasebet, ihtilam ve ne şekilde olursa olsun meninin (sperm) şehvetle vücut dışına çıkması.&lt;br /&gt;2) Hayız (kadının âdet görmesi) ve nifâs (lohusalık) hâlinin sona ermesi.&lt;br /&gt;Bu hallerde gusletmek farzdır. Bazı durumlarda da gusletmek, sünnet veya müstehabdır. Meselâ; Hac ve Umre yapmak maksadıyla Mekke ve Medine'ye girmeden önce, hac mevsiminde Mina ve Müzdelife'de bulunmadan önce; yağmur duasından önce; herhangi bir hayırlı iş için müslümanlarla bir araya gelmeden ve mübarek gecelerde gusletmek sünnet ve müstehabdır. '&lt;br /&gt;Namaz için alınan abdest "küçük abdest" kabul edilerek, gusle "büyük abdest" veya "boy abdesti" adı verilmektedir.&lt;br /&gt;Guslün farzları üçtür.&lt;br /&gt;I) Ağza su alıp boğaza kadar çalkalamak. 2) Buruna su çekmek ve yıkamak. 3) Tepeden tırnağa bütün vücudu yıkamak.&lt;br /&gt;Vücut yıkanırken en ufak bir yerin kuru kalmamasına dikkat edilmelidir. Aksi taktirde gusül yerine gelmemiş olur. Onun için kulaklar, göbek çukuru, saç, sakal ve bıyıkların dipleri iyice yıkanır.&lt;br /&gt;Guslün sünnetlerine gelince: 1) Gusle besmele ve niyet ile başlamak. 2) Avret yerini yıkamak ve bedenin herhangi bir yerinde pislik varsa onu temizlemek. 3) Gusülden evvel abdest almak. 4) Abdestten sonra, önce üç defa başa, sonra üç defa sağ, üç defa da sol omuza su dökerek her defasında bedeni iyice oğuşturmak. 5) Guslederken çok fazla veya çok az su kullanmaktan kaçınmak. 6) Kimsenin göremeyeceği bir yerde yıkanmak. 7) Tenha bir yerde yıkanılsa bile, avret yerini açmamak. 8) Guslederken konuşmamak. 9) Gusl bitince bedeni bir havlu ile kurutmak 10) Gusulden sonra çabucak giyinmektir.&lt;br /&gt;Guslün adabı aynen abdest adabı gibidir.&lt;br /&gt;Gusletmek isteyen kimse önce besmele çekerek gusle niyet eder. Ellerini bileklerine kadar yıkar ve üzerinde yapışıp kurumuş bir şey varsa onları temizler. Sonra herhangi bir pislik olmasa bile avret yerlerini ve uyluklarını yıkar. Sonra sağ avucu ile ağzına bolca su alarak iyice çalkalar; bunu üç defa tekrar eder; oruçlu değilse suyun boğazına ulaşmasını sağlar. Sonra yine sağ eli ile burnuna üç defa su çekerek iyice temizler. Bundan sonra namaz abdesti gibi bir abdest alır. Şayet yıkandığı yere su toplanıyorsa, ayaklan, abdest alırken değil gusülden çıkarken yıkar. Abdest aldıktan sonra, önce başına, sonra sırayla sağ ve sol omuzlarına üçer defa su döker. Her defasında vücudun her tarafını iyice oğuşturur. Hiçbir yerinin kuru kalmaması için dikkat eder. Bunun için saçlarının, sakallarının diplerine, göbeğinin içine suyun ulaşmasını sağlar. Eğer vücudunun bir yerinde, herhangi bir yaradan dolayı ilaç veya sargı varsa ve fazla su bunlara zarar verecekse, bunların üzerinden suyu hafifçe geçirmekle yetinir; bu da zarar verirse sadece eliyle üzerini mesheder.&lt;br /&gt;Cünüb bir kimsenin veya hayız ve nifâs hâlindeki bir kadının bu durumdayken yapması haram olan hususlar, şunlardır:&lt;br /&gt;Namaz kılmak; Kur'an niyetiyle Kur'an'dan bir parça okumak (ancak dua niyetiyle okumak caizdir. Ayrıca Kur'an ayetlerini çocuklara kelime kelime öğretmek, Kelime-i Şehâdet getirmek, tesbih ve tekbirde bulunmakta da sakınca yoktur); Kur'an-ı Kerîm'e ve onun en ufak bir parçasına dokunmak ya da tutmak (fakat bitişik olmayan bir kılıf veya kutu içerisinde ise tutmak caizdir); Kâbe-i Muazzamayı tavaf etmek ve zaruret olmadığı halde bir mescide girmek ve içinden geçmek; Üzerinde ayet yazılı olan bir levhayı veya buna benzer birşeyi tutmak.&lt;br /&gt;Guslü gerektirmeyen hallere gelince;&lt;br /&gt;Henüz şehvet duygusu oluşmamış ve bulûğa ermemiş çocuğun cinsî yakınlaşmada bulunması. Tenâsül uzvundan şehvetle açık bir sıvı hâlinde meni akması. Cinsî bir şehvet duyulmasına rağmen meninin dışarıya çıkmaması. Şehvetten, başka bir şeyden (hastalık, heyecan vs.) dolayı meninin akması, kızın bekâretini gidermeyen cinsî bir yakınlaşma (çünkü kızlık zarı haşefenin sünnet yerine kadar girişini engeller). Bu gibi durumlarda gusül farz değildir.&lt;br /&gt;Gusletmeleri farz olanların, gusülsüz olarak yapmaları caiz olan hususlar da şunlardır:&lt;br /&gt;Zikretmek; tesbih etmek; salât ve selâm getirmek; Kur'an ayetlerini kelime kelime öğretmek; dua maksadıyla Kur'an'dan ayetler okumak: Kelime-i şehâdet getirmek; Kur'an'a bakmak; bitişik olmayan bir kap içerisinde bulunan mushafa dokunmak; uyumak (Cünübün abdest aldıktan sonra uyuması daha iyidir). Cünüp iken yemek yeneceği veya içileceği zaman elleri yıkamak ve ağzı çalkalamak gerekir. Bunların yanısıra, Ramazan'da cünüp olarak sabahlayan kimse veya gündüz uyuyarak ihtilam olan kimsenin orucu bozulmaz.&lt;br /&gt;Cünüb olan kimsenin ise;&lt;br /&gt;Dinî kitaplardan herhangi birini elle tutması ve okuması; elini ve ağzını yıkamadan yiyip içmesi ve eliyle tutmadığı bir kağıda Kur'an ayetleri yazması mekruhtur.&lt;br /&gt;Gusl, Allah'u Teâlâ'nın müslümanlar için emrettiği en önemli maddî-manevî temizlik biçimidir. Cenâb-ı Hak, "Eğer cünüb iseniz yıkanıp temizlenin" (el-Mâide, 5/6) buyurmaktadır. Bu yıkanmanın şeklini de Hz. Peygamber (s.a.s.) kendi tatbikatıyla bize öğretmiştir. Guslün daha çok manevî bir temizleme aracı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü vücudumuzun herhangi bir yerinde görünür bir pislik veya kir-pas olmasa bile cünüb olan kimsenin ibadetlerini yerine getirebilmesi için mutlaka gusletmesi gerekir. Ayrıca gerekli şartları yerine getirilmeyen yıkanma, ne kadar itinalı yapılırsa yapılsın guslün yerine geçmez ve bununla cünüblükten kurtulmak mümkün olmaz. Cünüb olan kimse ilk fırsatta gusletmeye çalışmalıdır. Bu durumda ancak, içinde bulunduğu namaz vaktinin çıkmasına kadar müsaade vardır; daha fazla geciktirnıesi günâh kazanmasına sebep olur.&lt;br /&gt;Guslün vücud için faydalarına işaret eden doktorlar bu hususta şunları söylemektedir: İnsanın başına gusletmesi gerektiren bir hal gelince bütün damarlarda büyük bir sarsıntı olur. Vücutta bir yorgunluk ve gevşeklik meydana gelir. Bu yorgunluk ve sarsıntıyı gidermek için vücudun her tarafını yıkamak lâzımdır. Demek ki; guslü gerektiren hallerde sadece bazı organlar değil, vücudun tamamı yıkanma ihtiyacı hissetmektedir. Çünkü gerek cünüblükte, gerekse hayız ve nifâs hâlinde, başta kalp olmak üzere bütün organlar ve kan dolaşımı, yorgunluklarını, ancak güzel bir boy abdesti ile tertemiz bir zindeliğe terkedeceklerdir. Allah'ın her emrinde olduğu gibi gusül abdestinde de bizim bildiğimiz ve bilemediğimiz daha birçok hikmet ve faydalar bulunmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5775289207088845839?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5775289207088845839/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/boy-abdestinin-sartlar-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5775289207088845839'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5775289207088845839'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/boy-abdestinin-sartlar-nedir.html' title='Boy abdestinin şartları nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3457610111353262180</id><published>2012-01-08T09:28:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:30:30.004-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Ata sporlarımız hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Atçılık-Binicilik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde de olduğu gibi,ulusal ve Türk Tarihinin her döneminde “At Murattır” sözcüklerine bağlı kalınarak,her Türk ata karşı sevgi,güven,ilgi duymuş ve onu kendisinden bir parça kabul etmiş,ona kutsallık tanımış,saygınlık kazandırmış,sanatında,edebiyatında,müziğinde eşsiz bir yer vermiştir. &lt;br /&gt;Nazmi Sevgen;”Türklerde at ve atçılık” adlı kitabında 1937 yılında Ankara da toplanan tarih kurultayında Avusturya lı tarih bilimcisi Hoopers atın ilk evcilleştirme hareketinin İç Asya da Türkler tarafından yapıldığını, Macar tarihçisi Allfoldin de,bu konudaki ilklerin Altay Türklerine ait olduğunu öne sürmüştür.Alman tarih bilimcisi Portriatz ise “Eski çağlarda at” adlı eserinde atın M.Ö.6000 dolaylarında Türkler tarafından evcilleştirildiğini iddia etmiş ve iddiası için bazı bulguları kesin kanıt göstermiştir. &lt;br /&gt;Yaklaşık olarak M.Ö.4000 yılları dolaylarında Türkler tarafından bir çekim hayvanı olarak arabalara koşulan at,askeri amaçlarla savaş sınıfı oluşmasına sonuç olarak ta Asya’nın ve öteki kıtaların tarihi ve siyasal yaşamının oluşum ve değişiminde etkinlik kazanmıştır.Türkler onunla uzaklıkları enmişler,derisinden giysi ve ayakkabı yapmışlar,lezzetli buldukları tayının etini yemişler,kısrakların sütünden mayalanma ile sağlanan “Kımız” adı verilen ve keyiflendirici içkiyi yapmışlardır.Ayrıca yele ve kuyruklarını da değerlendirmişlerdir.kemiğinden kaymak için araç,kıllarından ağ,gözleri güneş ışığından koruyan bir tür gözlük örmüşlerdir. &lt;br /&gt;Eski Türklerde at kültürü ile ilgili çeşitli bulgular bir belge olarak,bu gün çeşitli ülkelerin müzelerine değer katmaktadır.Yenisey yörelerinde eski Türkler tarafından,kayalar üzerine yapılmış at resimleri ve çok eski dönemlere ait,Türk mezarından çıkan eşyaların üzerinde süsleme sanatı olarak at figürleri kullanıldığı görülmektedir.Eski Türk destanlarında ve efsanelerinde at baş tacı dır,ayrı bir yeri vardır.Oğuz destanı atla başlar.Dede Korkut ta ,Bamsı Beyrek öyküsünde atla kardeşleşmiştir. &lt;br /&gt;Eski Türklerin ilkel atları yakalayabilmek için Türlü yöntemler kullandıkları,kitabelerde yazılıdır.Karluk han buzullar içinden ünlü bir atı alıp çıkardığı için ad almıştır.Eski Türklerdeki ”Türk atsız,kuş kanatsız” sözü çok şey anlatır. &lt;br /&gt;Tüm tarihi kaynaklar,atın vatanı olarak orta Asya bölgesini göstermektedir.Kırgız stepleri ile Gobi havalisinin atın vatanı olduğu konusunda görüş ve kanıt birliği vardır.Eski Türklerin “Yılkı” adını verdikleri at sürülerinin,ırk ve evcilleştirilmeleri ile ilgili bilgiler çok geniştir. &lt;br /&gt;Atsız Türkler sosyal yaşamda hor görülürdü,fakirlik nedeni ile ata sahip olamayanlar çalmak zorunda idi.Eski Türkler sadece at çalmayı olağan saymışlardır.Zira bu bir beceri olarak kabul ediliyor ve atını çaldıran kişi için bu hareket onur kırıcı olarak değerlendiriliyordu bu nedenle kabileler arasında sık sık çatışma çıkıyordu. &lt;br /&gt;Çalınan atları belirlemek amacıyla atları özel damgalama yöntemleri uygulanıyordu.Damga yerine bazı kabileler atın kulaklarına özel işaretler işlemeyi yeğlerlerdi.kabile sembolleri olarak benimsenen biçimler mezar taşlarında da görülür. &lt;br /&gt;Eski Türklerde at yarışları ile eş seçiminde de kullanılıyordu. &lt;br /&gt;Bu yarışlar iki türlü oluyordu birisinde atlı kızlar bir grup halinde yarışa başlıyorlar ve arkalarından atlarını grup halinde koşturan erkekler içlerinden birini yakalayıp atlarının terkilerine alıyorlardı.Daha sonra eş olarak seçtikleri bu kızlarla evleniyorlardı. &lt;br /&gt;Diğer türlü ise eğer kızın isteyeni çok olursa yarışa kız tek başına başlıyor,daha sonra ardından atlarını koşturan erkek grubundan kim kızı yakalarsa o evlenme hakkını elde ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Türklerde görülen atla bütünleşme", Osmanlı Türklerinde de sürmüştür. At, Osmanlı,Türklerinde onur, saygı ve sevgi unsuru olarak kabul edilen bir yoldaş olmuştur. Bunlarla başarıdan başarıya koşmuşlar; üç kıta üzerinde egemenliklerini sürdürmüşlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu Selçuklularında 100 bin süvariden oluşan bir ordu bulunuyordu. Osmanlı imparatorluğunda ise, 16.yüzyılda bu sayı 250 bine yaklaştı. Edirne, Filike. Selánik. Amasya, Yozgat, Merzifon, Eskişehir (çifteler çiftiği), Malatya (Sultan suyu), Veziriye, Adana (Cukurova)'daki hayvan ocaklarında, at yetiştiricilik düzeltilmesi için sürekli çalışmalar yapılıyordu. Ancak, Osmanlı imparatorluğunun gerileme ve özellikle çöküş döneminde at yetiştiriciliği ve ırk düzenlenme çalışmaları öneminì tamamen yitirmiş, sürekli savaşlar nedeniyle ülke atçılığı adeta çökmüştür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşama sevincini, atıyla paylaşan, onunla mutlu olan ve hattâ onunla birlikte gömülen at, Türk'ün kalbinde, ağıtlarında ,edebiyatında. türkülerinde, atasözlerinde benzersiz bir yer almıştır. Osmanlıların genişleme döneminde, Giritlilerin bir sözü çok yaygındı: "Adaya önce Türk'ün atı, sonra kendisi ayak basacak." Gerçekten de öyle olmuştur. Aşık Paşa tarihinde, Osmanlı Padişahlarından Orhan Beyin, atlarını nalbanda kendisinin götürdüğü anlatılır. Bu hareket, Türklerde, en büyüğünden en küçüğüne kadar, ata gösterilen ilgi ve sevgiyi yansıtır. öyle ki, at sahiplerinden atlar için vergi alınmazdı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emrullah Efendi "'Memalik-i şahane"de, at vergisi asla vaz'edilmediği cihetle, bizde at vergisinden bahse mahal yoktur demektedir. Osmanlı Türk illerinde atlar, görevlerine göre şöyle adlandırılırdı: önemli haber götüren süvarilerin bindikleri dayanıklı "Ilgar atı", posta süvarilerinin bindiği "Menzil atı", akıncı ve süvarilerin bindikleri "Cenk atı", yarışlara katılanlara "Koşu atı", süvarilerin yedeklerinde bulundurdukları "Yedek atı", yük taşıyan "Semer atı", damızlık olarak yararlanılan "Aşı atı", törenlerde komutan ve subayların bindikleri "Alay atı", arabalar koşulanlara "Araba atı" ve avlarda kullanılanlara "Av atı." Osmanlılarda, eğer, murassa ve sorguçlu başlıklar, altın ve gümüş üzengiler, gemler, at koşum takımları, saray arabalarının koşum takımları birer sanat eseri idi. &lt;br /&gt;Sultan Abdülaziz dönemi sonrasında ülkedeki at kalitesi değerini gittikçe yitirirken, tersine olarak at yarışları da daha düzenlilik kazanmıştır. Ancak, ilk düzenli at yarışları l9ncu yüzyılın son yılarında belirginleşir. Sultan Abdülaziz döneminde Kağıthane'de, "Kağıthane Yarışları" adı altında bir süre at yarışları düzenlenmiştir. Bunlar bir tür ilkel yarışçılık düzenlemeleri olmuştur. Zira pist gelişigüzel düzenlenmiş bir güzergah biçimindedir. Sonraki yıllarda ünlü mirasyedilerden Veli efendizade, bugün Veli efendi Tesislerinin bulunduğu yerde, birkaç arkadaşı ile birlikte sistemsiz olarak düz bir toprak üzerinde at yarışları yaptırdıkları görülür. Bu yarışlara ilgi duyanların sayısı 15-20 kadardı. öte yandan yine aynı yıllarda Manisa'da Bekir Ağa'nın bireysel çabalarıyla, düzensiz bazı yarışlar yapılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cirit&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cirit; Türklerin yüzyıllardan beri oynadıkları bir Ata sporudur. &lt;br /&gt;Türkler bu Atlı oyunu Orta Asya dan günümüze taşımışlardır. 16. yüzyılda bir savaş oyunu olarak kabul edilmişti. 19. yüzyılda Osmanlı ülkesi ve sarayının en büyük gösteri sporu ve oyunu oldu. Cirit aynı zamanda tehlikeli bir oyun olması sebebi ile 1826 yılında II. Mahmut tarafından yasaklanmıştır. Daha sonraları tekrar popüler bir gösteri oyunu olarak yaygınlaştı. &lt;br /&gt;Tarihin eski çağlarında insan topluluklarının ulaşım ve savaş vasıtalarından olan at sürüler halinde beslenmiş,günün şartlarına göre eğitilmiş savaş zamanlarında savaş vasıtası,sulh zamanlarında da spor ve eğlence vasıtası olmuştur. Savaşı spor haline getiren,sporu en güzel eğitim aracı bilen Türk kahramanlarının çağlar boyu kazandıkları zaferlerde canları kadar aziz bildikleri atlarının büyük hissesi vardır. Bunun için atlı cirit,Türklerin en eski milli sporlarından olup,canlılardan yapma ve konuşma özelliği olan insanla taşıma ve his gücü olan atın ve cansız 110 cm’ lik cirit sopasının en güzel uyum sağladığı insanla aklın bütünleştiği eski savaş kurallarının uygulandığı bir oyundur. Atlı ciritte erlik yaşar, mertlik yaşar, sportmenlik yaşar ama her şeyden önce bir tarih yaşar. &lt;br /&gt;Atalarımız barış zamanlarında at ve askerlerini zinde ve kuvvetli tutabilmek için atlı cirit sporunu tesis etmiş, insanları ruh ve bedenen eğiterek yarınlara hazırlamışlardır.Atlı ciritte hiçbir spor müsabakasında bulunmayan rakibi bağışlama ,affetme şeklinde bir davranış vardır. Hasmının önünü kesip,ona ciritle vurma imkanı varken vurmayıp bağışlayan sporcu puan kazanmaktadır.Vurma imkanı yüzde yüz mevcut iken,o anda zayıf düsene vurmayı zul kabul ederek bağışlama yolunun seçilmesi, Bu yönüyle spor ve erdemin birlikte anıldığı asil bir yapıya sahiptir. &lt;br /&gt;Cirit oyunu kendisi de iyi bir oyuncu olan II. Mahmut'un Tanzimat tan sonra bu oyunu bütün ülkede yasaklamasına değin İstanbul hayatının renkli bir parçasıydı. Başlıca oyun alanı tabiî ki Atmeydanıydı. Burada her zaman cirit talimi yapan atlılara rastlamak mümkündü, fakat asıl müsabakalar Cuma günleri Cuma namazından sonra yapılır, o zaman meydanı yüzlerce atlı doldururdu. Şehir içindeki ikinci önemli cirit alanı Küçük Ayasofya ile Kadırga arasındaki Cündi (Arapça süvari anlamında. Zamanla bozularak Cindi ve Cinci olmuştur.) Meydanıydı. Evliya Çelebi Kağıthane yolunda da bir cirit meydanı olduğunu yazıyor. Topkapı Sarayında da Gülhane Bahçesine doğru büyük bir cirit meydanı bulunur, Cuma namazından sonra burada cirit oynayan saray halkına çoğu zaman padişah da katılırdı cirit oyununda saray halkı geleneksel olarak bamyacılar ve lahanacılar adlı iki takıma ayrılırlar, padişahlar da bu iki takımdan birine dahil olurdu. Saraydaki cirit meydanında bu iki takımı simgeleyen, birinin tepesinde bir bamya, diğerinin tepesinde bir lahana heykeli bulunan iki mermer sütun bugün de durmaktadır &lt;br /&gt;Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar, atın sağına soluna, karnının altına, boynuna yatar.Bazı ciritçiler rakibi kaçış dizisine ulaşana kadar üç-dört cirit savurarak isabet ettirmek suretiyle sayı toplar. Bu arada başına, gözüne, kulağına cirit isabet eden bazı oyuncuların yaralandığı olur. Bu türlü isabetler neticesinde ölenlerin olduğu bile vakidir. Bu durumda ölen, er meydanında ölmüş sayılır, yakınları şikâyetçi ve dâvacı olmaz. Babaları ölen çocuklarıyla öğünürler. &lt;br /&gt;Öte yandan cirit oyununda ölüm olmaması için, daha evvelleri hurma ve meşe ağacından 70-100 santim uzunluğunda, 2-3 cm. kutrunda yapılan ciritler, daha sonraları kavak ağacından yapılmaya başlanmıştır. Sopaların uçları silindir şeklinde kesilerek yuvarlatılır. Kabukları yontulur. Bu isabet halinde bir yara açılmasını ve ölüm tehlikesini yok etmek için alınan bir tedbirdir. &lt;br /&gt;ilk ihtisas kulübü Erzurum’da 1957 de Erzurum Atlı spor Kulübü kurulmuş daha sonraları Erzurum’da 11,Erzincan’da 1,Bayburt’ta 1,Ankara ‘da 1,Uşak ‘da 4,Manisa ‘da 1,Malatya’da 1 kulüp kurulmuştur. &lt;br /&gt;Cirit Oyunu, daha 40-50 yıl öncesine değin Anadolu'da yaygın bir oyun olduğu halde son yıllarda sadece ERZURUM ERZİNCAN UŞAK BAYBURT ANKARA MANİSA KARS yörelerinde yaşamaya devam etti. 20-25 yıldan beri Konya ve Balıkesir'de tarihe karıştı. ERZURUM ilimiz 23 kulübü ile bu oyunun ayakta kalabilmesi için elinden gelen uğraşı vermektedir.her yıl mayıs ayında yapılan Erzurum grup eleme maçları bir aydan fazla sürmektedir.Bu durum son yıllarda Türkiye şampiyonası heyecanını bile geride bırakır hale gelmiştir. &lt;br /&gt;Buna rağmen halen Anadolu'nun hemen her köşesinde düğünlerde ve bayramlarda köy delikanlıları ve kasaba halkı Cirit Oyunu'nu oynamaktadır. Büyük şehirlere karşı köy ve kasabalarda yaşamaktadır. Sinop köylerinden Gaziantep'e, Bursa'dan Antalya'ya kadar Doğu, Batı, Güney ve Kuzey Anadolu'da köylerimizin güreşle beraber başlıca yiğitlik ve savaş oyununu teşkil etmektedir. Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınır. Ayrıca yurtdışında İran, Afganistan ve Türkistan Türkleri ile Türklerle meskûn diğer Asya yörelerinde de hâlâ canlılığını ve geleneğini sürdürmektedir. &lt;br /&gt;Her yıl Ertuğrul Gazi Törenleri dolayısıyla eylül aylarının ikinci Pazar günleri Söğüt'te, çeşitli şenlikler vesilesiyle de Erzurum, Kars ve Bayburt dolaylarında oynanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Bazıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-)Okçuluk&lt;br /&gt;2-)Kılıç Sporları&lt;br /&gt;3-)Güreş&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-3457610111353262180?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/3457610111353262180/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ata-sporlarmz-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3457610111353262180'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3457610111353262180'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ata-sporlarmz-hakknda-bilgi-verir.html' title='Ata sporlarımız hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-8697178595743836483</id><published>2012-01-08T09:27:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:28:40.957-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Süngerler hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Süngerler (Porifera), (Latince, porus (delik) ve ferre (taşımak)tan); su diplerinde, kayalar, hayvan kabukları veya zemin üzerine yapışarak yaşayan basit yapılı canlıları kapsayan omurgasız hayvanlar şubesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anatomileri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parlak sarı, turuncu, kırmızımtrak, siyah ve menekşe renkli olabilirler. Belli bir şekilleri yoktur. Vazo, kadeh, torba, boru, çalı gibi muntazam olmayan kümeler meydana getirirler. Hakiki doku ve organları yoktur. Duyu, sinir ve hareketi sağlayan hücreleri bulunmadığından yapıştıkları zeminlerde sabit yaşarlar. Hayvanlardan çok bitki hissini verirler. Boyları birkaç milimetreden, 3 metreye kadar değişir. Büyük çoğunluğu sıcak denizlerde yaşar. Çok azı tatlı sularda bulunur. Bir sünger zemine yapışan kapalı bir kısımla vücut boşluğuna açılan oskulum denen bir açıklıktan ibarettir. Yanlarda da suyun girip çıkmasını sağlayan delikler/porlar vardır. Bu delikli yapıdan dolayı süngerlere porifera denir. Küçük ağız vazifesini gören yan deliklerden giren su, vücut boşluğunu dolaştıktan sonra, oskulumdan tekrar dışarı atılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vücut yapıları iç ve dış olmak üzere iki tabakadan meydana gelir. Aralarında dış deriden hasıl olan mezenşim adı verilen jelatinsi bir ara tabaka da vardır. İskelet ya basit bir iğne, ya da ışınsal uzantılı birçok iğneden meydana gelir. Silisyum veya CaCO3 bileşimlidir. Süngerlerin iskelet elemanları bu kısımdan meydana gelir. Destek vazifesini gören iskelet sistemi; kalker, silis veya keratin bileşiminden hasıl olan iskelet iğneleri spikül ve spongin denilen proteinli bir maddeden ibarettir. Spongin maddesi, spikülleri bir ağ gibi örerek iskelet sistemini meydana getirir. Bazı süngerlerde iskeletteki spiküller tamamen kaybolarak destek maddesi olarak yalnız spongin kalır. Bu tür süngerler temizlendikten sonra, halk arasında temizlik süngeri olarak kullanılır. İskeletsiz olan pek az sünger vardır.&lt;br /&gt;Sünger olarak bildiğimiz kısım aslında hayvanın yumuşak kısımlarından ayrılmış iskeletinden başka bir şey değildir. Suyu emdiğinde şişme özelliği vardır. Plastik süngerlerden önce daha çok kullanılanlar doğal süngerlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çoğalmaları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süngerler eşeyli ve eşeysiz olarak iki şekilde ürerler. Eşeyli çoğalmada mezenşimatik tabaka içinde yumurta ve spermatozoitler meydana gelir. Her iki çeşit üreme hücresi de aynı veya ayrı ayrı hayvanlarda bulunabilir. Döllenme vücut içinde olur. Yan deliklerden suyla giren spermatozoonlar göçmen hücreler tarafından taşınarak yumurtayı döllerler. Eşeysiz üreme vücudun yanlarında olan tomurcuklarla meydana gelir. Tomurcuk ana hayvandan ayrılarak yeni bir sünger hasıl eder. Ayrılmadığı takdirde sünger kolonisi meydana gelmiş olur. Tatlı su süngerlerinde sert iklimlere karşı gemula denen bir üreme şekli görülür. Sonbahara doğru mezenşim tabakası içinde toplu iğne başı iriliğinde renkli kürecikler meydana gelir. Bunlar bol besinli embriyonal hücrelerdir. Gemula denen bu küreler dış taraftan iki katlı bir spongin zarla çevrilir. Ana hayvan öldükten sonra, bunlar çok soğuklarda dahi hayatını sürdürürler. İlkbaharda gemula içindeki üreme hücreleri etrafındaki zarın deliklerinden çıkarak yeni süngerleri meydana getirirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünger avcılığı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünger avcılığı yüzyıllardır yapılagelmektedir. Eski devirlerde çıplak dalgıçlar 20 metre derinliğe inerek kesici aletlerle süngerleri alt taraflarından keserlerdi. Su basıncından dolayı çoğu göğüs hastalıklarına tutulurdu. Sonraları denizin dibini sürtme ağlarla tarayan balıkçı tekneleriyle bol miktarda sünger toplanmaya başlandı. Fakat bu usül genç süngerleri de kopardığından zararlı oluyordu. Günümüzde sünger avcılığı dalgıç elbiseleriyle yapılmaktadır. Bu usulde avcılar süngerleri inceleyerek kaliteli olanlarını toplarlar. Toplanan süngerler temizleme ve kurutma işlemlerinden sonra piyasaya sürülür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-8697178595743836483?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/8697178595743836483/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/sungerler-hakknda-bilgi-verir-misiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8697178595743836483'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8697178595743836483'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/sungerler-hakknda-bilgi-verir-misiniz.html' title='Süngerler hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-6182505922650416887</id><published>2012-01-08T09:25:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:26:58.402-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Ülkemizde en çok hangi madenler çıkarılır, bu madenler nerelerde kullanılır?</title><content type='html'>Ülkemizde Çıkarılan Madenler;&lt;br /&gt;Dünya çapında ülkemizde önem taşıyan madenler Bor Mineralleri ve Kromdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bor Mineralleri&lt;br /&gt;Bor Mineralleri Ülkemizde&lt;br /&gt;Balıkesir, Bursa, Susurluk, Kütahya Eskişehirde çıkarılır ve Bandırma'da işlenir.&lt;br /&gt;Bor Mineralllerinin kullanım alanları ;&lt;br /&gt;Cam Üretiminde,Jet yakıtında,Seramiğin sırlanmasında,Kimya ve İlaç sanayisinde kullanılır.&lt;br /&gt;Krom&lt;br /&gt;Krom Ülkemizde;&lt;br /&gt;Muğla, Antalya'da çıkarılı ve bu çıkarılan krom Antalya'da işlenir&lt;br /&gt;Bayburt Kop Dağı ve Elazığda krom çıkarılır buradaki krom Elazığ'da işlenir.&lt;br /&gt;Kromun kullanım alanları;&lt;br /&gt;Demir Çelik Sanayi, Pil ve Kimya sanayisinde kullanılır.&lt;br /&gt;Linyit &lt;br /&gt;Türkiye'de hemen hemen her bölgede görülmektedir.3 zamanda oluşmuştur.Ege Bölgesi başta olmak üzere her yerde bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Linyit Ülkemizde;&lt;br /&gt;Muğla=Yatağan,Gökova ve Yeniköy'de&lt;br /&gt;Kütahya=Seyitömer,Tunçbilek&lt;br /&gt;Manisa=SomaŞırnak&lt;br /&gt;Sivas=Kangal'da çıkarılır&lt;br /&gt;Linyit Kullanımı;&lt;br /&gt;Evlerde genellikle ısıtma amaçlı kullanılır&lt;br /&gt;Demir&lt;br /&gt;Demir Ülkemizde;&lt;br /&gt;SivaS=Divriği&lt;br /&gt;Malatya =Hekimhan-Hasançelebi&lt;br /&gt;Balıkesir=Edremit&lt;br /&gt;Adapazarı - Çamdağ çıkarılılır&lt;br /&gt;Batı Karadeniz'de Ereğli ve Karabük ve İskenderun Demirin işlendiği yerdir.&lt;br /&gt;Demir Kullanımı;&lt;br /&gt;Hemen hemen her alanda kullanılır.&lt;br /&gt;Bakır&lt;br /&gt;Bakır Ülkemizde&lt;br /&gt;Karadeniz ve Doğu Anadolu'da yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karadeniz'de;&lt;br /&gt;Kastamonu=Küre&lt;br /&gt;Artvin=Murgul çıkarılır ve Samsunda işlenir&lt;br /&gt;Doğu Anadolu'da &lt;br /&gt;Elazığ=Maden&lt;br /&gt;Diyarbakır=Ergani'de çıkarılır ve Maden'de işlenir&lt;br /&gt;Bakırın Kullanım alanları;&lt;br /&gt;İletişimde kullanılır iyi bir iletken olmasından dolayı.&lt;br /&gt;Alüminyum(Boksit)&lt;br /&gt;Alimünyum ülkemizde;&lt;br /&gt;Antalya=Akseki&lt;br /&gt;Konya=Seydişehir'de çıkarılır ve Seydişehir'de işlenir&lt;br /&gt;Alüminyum (Boksit)'in kullanım alanları ise;&lt;br /&gt;Uçak Sanayide gövde kaplamasında&lt;br /&gt;folyo olarak kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;Petrol&lt;br /&gt;Petrol Ülkemizde;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneydoğu'da Batman rafineresi vardır.Adıyaman Diyarbakır'da petrol çıkarılır vardır. &lt;br /&gt;Mersin'de=Ataş&lt;br /&gt;İzmir=Aliağa&lt;br /&gt;İzmit'te=İpraş rafinelerimiz vardır.&lt;br /&gt;İç Anadolu&lt;br /&gt;Kırıkkale'de Orta Anadolu rafineresi kurulmuştur.&lt;br /&gt;Petrolü işleyen rafinereler kıyıda kurulmuştur, nedeni yükleme boşaltma kolay olduğu içindir.Ancak boru hatlarından sonra İç Bölgelerde'de rafinereler kurulmuştur.&lt;br /&gt;Petrolün Kullanım Alanları ise&lt;br /&gt;Enerji üretimi&lt;br /&gt;Isınmada kullanılır&lt;br /&gt;Yer döşemeleri,asfalt ve ilaç ve deterjan sanayide kullanılır.&lt;br /&gt;Diğer Madenler;&lt;br /&gt;Civa=Konya ve İzmir&lt;br /&gt;Çinko,Kurşun=Elazığ&lt;br /&gt;Zımpara Taşı=Muğla,Aydın&lt;br /&gt;Kükürt=Isparta&lt;br /&gt;Mermer=Marmara,Balıkesir,Afyon&lt;br /&gt;Lüle Taşı=Eskişehir&lt;br /&gt;Doğal Gaz'da ülkemiz dışa bağımlıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-6182505922650416887?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/6182505922650416887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ulkemizde-en-cok-hangi-madenler-ckarlr.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6182505922650416887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6182505922650416887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ulkemizde-en-cok-hangi-madenler-ckarlr.html' title='Ülkemizde en çok hangi madenler çıkarılır, bu madenler nerelerde kullanılır?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-308008974608644169</id><published>2012-01-08T09:24:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:25:44.592-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Evrendeki yasalar nedir? Bunu anlatan ayetler hangileridir?</title><content type='html'>ûre-i Tekvîr'in 15, 16, 17'inci âyetleri evrenin en özel yasalarını içerir. Kıyametten sonra bu dört âyetin verilmesi, varlıkların ve evrenlerin boyutlara nasıl intibak edebildiklerini anlatmaktadır. Sûrenin bu bölümü kasemle başlamaktadır. Kitablarımda Kur'ân'daki kasem olayına değinmiştim. Kasem Türkçe'de and ya da yemin tarzında kullanılır. Bu yüzden bir çok tercümelerde Allah tarafından buyurulan cümlede yemin ederim tarzında bir ifade olunca Arap etimolojisi ve ilim edebiyatını bilmeyenler olayı anlamamakta hatta yadırgamaktadırlar. Halbuki Arapçâ da kasem konuşma sırasında teyid yani doğrulama anlamınadır. Bilim lisanında ise kasem bir konuyu anlatırken o konunun etrafındaki kesin yasaları sunmak tarzıdır. Ve konunun önemine göre ortaya konan örnekler ve yasalar en ciddi konuları temsil eder. Kur'ân'da bir çok kasem tarzları vardır. Bunların en yaygını Arapça Vav-Ve harfiyle başlanılır. Meselâ gece anlamında kullanılan Leyl satır başı itibariyle vel-leyl olarak başlarsa "Geceye kasem olsun ki," ya da "Geceler şahid olsun ki" anlamına gelir. Bu tarz kasemlerde Kur'ân'a has harika bir çok edebî incelikler vardır. Bazı kasemlerde zıddına bir yasa gösterilir. Yani bir aydınlıktan bahsedilirken karanlıklara ait bir örnek verilebilir.&lt;br /&gt;Kur'ân'da yine bazı kasemlerde, bilinmesi hem Kur'ân'ın inzal olduğu yıllar için hem de çok ileri yıllar için imkânsız olan sırlara kasem etmek formülüdür. Meselâ "Vettarığı kasemi" bu tarz bir kasemdir. Kuasarları temsil ettiği henüz günümüzle anlaşılabilen Târık yıldızı yıllar bovu gök yüzünde arınmış durmuştur. Halbuki aynı sûrede Allah: "Târık'ın ne olduğunu kimse bilmez" diye ağırlığını koymuş sonra çağımız Astro-fiziğine bir ışık tutarak; "En delici ışıkları" olan kavramını getirmiştir. Böylece kuasarları hedef tayin eden âyet-i kerîme; arkasından meni hücrelerinin fırlayışını anlatarak daha 14 asır evvel kuasarların fizik tanımını yapmıştır. Bugün astro-fizik, kuasarları evrenlerin meni hücresi diye tanımlar. Astro-fizik inceliğini anlamak kasem sırrında gizlidir.&lt;br /&gt;Bu tarz bilinmezlikleri örnek gösteren bir sûre "Sûre-i Kadir"dir ve bilinmezliği halen devam etmektedir.&lt;br /&gt;Kur'ân'daki ikinci tarz kasemler Uksimu (Yemin ederim), ve yahutta La Uksimu şeklindedir. La Uksimu kabaca Türkçe'ye çevirirseniz yemin etmemek anlamına gelir? Halbuki Arap edebiyatı etimolojisinde "ancak ancak buna" yemin edilir anlamına gelir.&lt;br /&gt;Yüce kitabımızda en önemli kasem tarzı Felauksimu'dur. "Bundan ötede de bir delil olamaz." Bundan yüce, bundan önemli bir kasem olamaz anlamına gelir. Fevkalade önemli bir bilimsel olaya işaret edileceği zaman Cenab-ı Hak, özellikle astro-fiziğe ait bir sırrı açıklayacağı zaman konuya "fela uksimu" tanımıyla birlikte girer. Kur'ân'da çok az sayıda geçen "fela uksimu" tanımı işte Tekvîr Sûresi'nin bu bölümünde dört âyet şeklinde geçmektedir. Fela uksimu kasem tarzıyla başlayan bu dört âyet yüce peygamberimizi tanımlamak için başlayan bölümün girişinde getirilmiş kasemdir. Allah and olsun ki diye başlayarak; dört âyet okuyor sonra da beşinci âyette yani Sûre-i Tekvîr'in 19. âyetinde "O ne kerim bir resûldür" diye bağlıyor.&lt;br /&gt;Kasemle konu arasında genelde var olan çok sıkı bilgi Sûre-i Tekvîr-'de büsbütün önemli bir hilkat sırrı meydana getiriyor. 15. âyeti felâ uksimu, bil-hünnes. 16. ,âyet el-cevaril künnes şeklinde biçimlendiği kasem tarzına bakınız ki;&lt;br /&gt;"Bundan daha müthiş bir örnek olamaz; o pusanlara ve o etrafında dönenlere kasem olsun:" 15. 16. âyetlerde bahsedilen künnes ve hünnes tanımları ne kadar önemli olmalı ki: Cenab-ı Hak. "Hünnes ve künnese kasem olsun" derken felâ uksimu gibi en şiddetli kasem tarzını kullansın? Çünkü böyle bir kasemle gelen kelimeler genellikle anlaşılması imkânsız bir takım mesajların öncüleridir. Bundan dolayıdır ki, aklı başında müfessirler bir önemli kelimelerin hiç bir lisana tercüme etmeden olduğu gibi muhafaza ederler. Pusanlara ve etrafında seyredenlere diye kelime mânâsı verebileceğimiz bu âyette "Hünnes"; bütün enerjisini içine toplayıp pusan anlamına geldiğini tamamen etimolojideki tanıma uygun şekilde tesbit ediyoruz. Künnes'in ise hareket kabiliyeti olan bir cisimi temsil eder. "Cevarül künnes" belli bir mahrekle hareket halinde olan demektir. Bu durumda fevkalade açık ve net bir mânâyla hünnesin atom çekirdeğini, künnesin ise elektronu tarif ettiği aşikârdır. Ancak felâ uksimu kasemi öylesine şiddetli bir uygulama tarzıdır ki; atom çekirdeği ve elektronları dahi temsil etmesi, sûre içinde âyetin akışı karşısında zayıf kalmaktadır. Bütün âyetlerde olduğu gibi 15. 16. âyetlerde birinci perdede atom çekirdeğini tarif ettiği kesindir. Bu tanımı aynen Arap etimolojisine sadık kalarak tekrarlayalım.&lt;br /&gt;Âyet 15:"Hayırbundan kesin delil olamaz" (Felâ uksimu) gücünü özünde toplayana. (Hünnes).&lt;br /&gt;Âyet 16: "Ve mahreskinde kayıp gidene" (Künnes),&lt;br /&gt;Şimdi, felâ uksimu vurgulamasının özündeki hikmete varabilmek için sûrenin akış tarzını inceleyelim.&lt;br /&gt;Tekvîı- Sûresi, 1 ila 14'üncü âyetlerde kıyameti anlattığıma göre ve bu anlatımda güneşin kör bir nokta, kara delik haline gelmesinden başlayarak, dördüncü boyutun yıkılıp başka boyutlara geçişi anlatılmadı mı? İşte bu akış içinde bu iki âyette maddesel varlıkların madde boyutunda nasıl var olduklarını ve varlıklarını nasıl sürdürdüklerini anlatmaktadır. Fizik ve astro-fiziğin temelinde iki önemli konu vardır. Ve varlıklar bu iki kuvvetin dengeleriyle hayatlarını sürdürürler. Bunlardan birisi gravidasyon ikincisi, jiroskobik harekettir. Gravidasyonu kabaca cazibe olarak tanıyoruz. Jiroskobik hareketi ise gezegenlerin kendi ekseni etrafındaki hareketleri olarak biliyoruz. Gravidasyonun minik dünyalardaki motifleri interaksiyon dediğimiz atom çekirdeğinde pusan akıl almaz enerjidir. Nitekim yer yüzünün en şiddetli enerjisi olan nükleer enerji plazma fiziğinin modern tanımıyla çekirdekteki pusan enerjidir. Jiroskobik hareket bütün gezegenleri ve onlara bağlı peyklerin peyk harekatıdır. Dünyada birbirinden farklı şekiller kimyasal ilgiler hep elektronların farklı cazibelerde farklı rakslardan doğar. Allah madde potasında binbir şekil ve güzellik sergiler, çiçeğin kokusundan yaprağın rengine, yıldızlardan atom çekirdeğine kadar her güzellik özünde gizlenip pusan bir hünnes enerjisi ile onun etrafında koşan bir künnes yarışmacısının dengesinden ve ahenginden ibarettir.&lt;br /&gt;Demek ki Fela Uksimu kasemine uygun biçimde ayet maddesel varlıkların çok renkli değişik yapısının sırrını hünnes ve künnes kelimeleri ile özetlemektedir. Gerek evrenlerin çeşitli katlarındaki mekan ilgilerinde, gerekse galaksi dengelerinde en ciddi astro-fizik yasa budur. Hiç bir hadise yok ki, bu temel tanımın dışına çıkabilsin. İşin harika yanına bakınız ki, bu iki âyet aynı zamanda kesret ve vahdet arasındaki ilginin de temeline ışık tutar. Çünkü kesret künnes sırrı taşır, devamlı bir hareketin sonsuz uzay denizlerinde akışın temsilcisidir. Ayrıca künnesin "akıp gidenlere" anlamına gelişi de onun çoğul niteliğini gösterir.&lt;br /&gt;Âyet 17-18:"Ve yöneldiği zaman geceye ve nefeslendiği dem sabaha (kasem olsun)"&lt;br /&gt;17. 18. âyetler bir anlamda bu hünnes ve künnes sırrını daha da açıklık getirecektir. Allah akıp gitmeyi temsil eden künnes olayını evrendeki jiroskobik harekete ait bir kavram olduğunu bize anlatmak için perde perde intikal eden geceye (Âyet 17) buyurmaktadır. Böylece uzayda arzın künnes hareketi yani peyk hareketi sırasında dilim dilim güneşin ışık konisine giriş çıkışları misal getirilmektedir.&lt;br /&gt;Teneffüs ettiği dem sabaha (Âyet 18). Çok yakın yıllarda güneşin ilk ışınlarının toprak tarafından enerji şeklinde emildiği ve bilahare salıverildiği anlaşılabilmiştir.&lt;br /&gt;Âyette arzın sabahı soluması şeklinde tanımlanan akıl almaz ve tanım; enerji emilmesi ve salınması konusunda da çok önemli bilimsel kavramlar getiriyor. Çok yakın yıllara kadar ışınların emilme ve salınma özellikleri bilinemiyordu. Şimdi bilinmektedir ki, enerji ve ışınlar her hedefe yansıyınca ilk anda emilir ve sonra bir kısmı salınır. Gerçekten bu olay enerjiyi soluma gibidir. Âyette künnes ve hünnes sırlarına bağlı olarak, sabahın yani arza yansıyan ışınların emilme ve salınma olayları ise gece ve gündüz intikalleri sırasında arz kabuğunun dengeli bir şekilde ısınmasını ve soğumasını temin eder.&lt;br /&gt;Sabah saatlerinde güneş enerjisinin emilip salınması yani; "Vesuphi izate neffes" âyetinde önemli bir mesajında hünnes ve künnes konumlarının dışında olan bir takım varlıkların mevcudiyetini açıklamak içindir. Bu varlıklar nötrüno dediğimiz varlıklardır. Ve sabahı solumasında en güzel şekilde temsil edilmektedir. Maddesel evrenin hünnes, künnes dengesi içinde fizik tabiri ile nükleer denge içinde çok önemli yeri olan nötrünolar emilir ve salınır. Bu da 18. âyetin maddesel hayatla ilgili getirdiği fevkalade önemli bir fizik mûcizedir.&lt;br /&gt;Bu dört âyet aynı zamanda yaratılıştaki basamakları da dile getirmektedir. Sûrenin baş kısmı nasıl boyutların ve maddenin yıkılışını bir sıra halinde tarif etmişse bu dört âyette yaradılışın başlangıç kademelerini sura ile tanımlamaktadır. Yaratılış hünnes sırı-ı ile başlamıştır. Maddesel evrenin sonsuz güç içeren bir noktada şiddetle patlayarak meydana geldiğini biliyoruz. Hâlâ bilimin anlayamadığı bu tek noktadan patlayış olayı hünnes sırrıdır. O nokta: özünde ilâhî kudreti depolamış. pusmuştur. Kader saati gelince de enerji kazanına dönüşüvermiştir. Bu enerji kazanında her şey akıl almaz yüksek ısılarda bir kazan gibi kaynamış ve sonunda hilkatin künnes safhası gelmiştir. Enerji parçacıkları ışınlar ya da madde zerrecikleri halinde kendi kader mesafelerinde akmaya başlamıştır. Kimi elektron, kimi gezegen olmuş bir yörüngede yatmış kimi ışın olmuş sonsuz sürat coşkuyla mesafeleri kovalamıştır. Yani Cevarih künnes olmuştur. Ve sonrada hilkatin üçüncü perdesi açılmış, peyk hareketleri doğmuştur. Yani varlıklar kendi etrafında daha doğrusu hünnes sırrı etrafında çift dönüşler yapmıştır. Gecenin perde perde açılan sırrı (Âyet 17) aydınlıkların konilerine yansımasıdır. Tarzı genel anlamda fiziğin spin olayını tanımlamaktadır.&lt;br /&gt;Sonra bütünüyle dengeler kurularak enerjilerin emilip salınması hikmeti doğmuştur. 18. âyette bildirilen enerji emilip salınmaları ile renkler meydana gelmiş, ısınan bir dünya doğmuş, varoluş sahasında emilen enerjileri, nefesleri nice Allah güzelliklerini topraktan semaya doğru yansıtmıştır.&lt;br /&gt;Âyet 19:"O kerim bir resûlün kavlüdür."&lt;br /&gt;Kavlüden maksat getirdiği sözler anlamınadır.&lt;br /&gt;Yine Cenab-ı Hak'kın yüce kitabımız Kur'ân'a verdiği tanımlardan birisi bu 19. âyettir. Allah'ın 19. âyette özetleyiverdiği bu âyet içinde bütün fiziği öyle bir söz demeti içinde görüyoruz ki, kelam sırrı dediğimiz ilahî bir sıfatın bütün incelikleri adeta bu sûrede yoğunlaşmıştır. Sûrenin okunuşunda âyetlerdeki akış kelimelerde birbirinden seçkin armoniler adeta sûrenin ilâhî bir kelam olduğunu pek net bir şekilde ilan etmektedir. İslâmiyet'in ilk çağlarında Kuı-'ân'ın gelişi ile birlikte açılan büyük tartışmalar ve onun akıl almaz hikmetleri karşısında müşriklerin içine düştükleri paniğin bu âyetle kesin olarak cevaplandığını görüyoruz. Çağımızda bile Kur'ân karşısında paniğe düşenlerin kurtulamadığı şaşkınlık devanı etmektedir. O günden bu güne pek az şey değişnıiştir. İnsanlar aklının ötesinde kendi sözlerinden çok ötelerde ilahî kelâmı seyrettikleri zaman hayran kalmaları gerekirken aptalca bir inkârın girdabına düşenlere sûrenin bu bölümünde Allah'ın: "Kerîm bir resûle verilen sözlerdir" buyurması, Efendimiz'e karşı inkâr ve küfür kapılarını kapatıyor.&lt;br /&gt;Bunca ilmin bir solukta kelam şeklinde inzal olmasının elbette bir mucize yanı vardır. İşte Allah bu mucizeyi daha İslâmiyet yayılmadan başlangıcında iken bütün dünyaya ilan ediyor. 19. âyetten itibaren sûre, akan bir ırmağın yeni bir yata`a intikali gibi çok farklı görüntü gösteriyor. Sanki birden bire Allah bütün evrendeki varlıklara Efendimiz'i bir kez daha tanıtıyor. 19. âyetin üzerinde durulacak en önemli sırrı; Efendimiz'in kerim sıfatının Kur'ân'da zikridir. Ancak 20 ve 21'inci âyetlerde yine Efendimiz'e ait sıfatlar- üst üste bildirilmektedir. Efendimiz'e ait bu temel tanımları birlikte yorumlamak istiyorum.&lt;br /&gt;1-)Kerîm: (19. âyet; " O kerim bir resûlün getirdiği sözdür.")&lt;br /&gt;2-)Mekîn: (Âyet 20; "Arş sahibi indinde kuvvetli ve mekindir.")&lt;br /&gt;3 - )Kuvvetli: (Yukarıdaki âyette)&lt;br /&gt;4- )Mut'a: (Âyet 21; "Aı-şda mut'a ve emin. ")&lt;br /&gt;5-)Emîn: (Yukarıdaki âyette)&lt;br /&gt;Fahri Kainat Efendimiz'in fevkalade önemli özelliklerini hem de tüm evrenler açısından anlamanın tek yolu bu üç âyeti gereğince yorumlayabilmektir.&lt;br /&gt;Sûre-i Tekvîr'in genel hassas kuralları Efendimiz'e ait bu beş özellikte de geçerlidir. Yani Efendimiz'in en zahirinde kerîm sırrı vardır. Daha derinin de kuvvet sırrı vardır. Sıra ile mekîn, mut'a ve emîn hikmetleri vardır. Kerîm sırrı insanlara karşı Efendimiz'den gelen sonsuz bir ikramdır. İnsanlığa yapılacak en büyük ikram Efendimiz tarafından yapılmıştır. Anlayan anlamayan herkes iyice anlasın diye Cenab-ı Hak bu noktada Efendimiz'den bahsederken onun mekîn, mut'a ve emîn sırlarının arşta geçerli olduğunu haber vermektedir. Şimdi bu genel tanımların ışığı altında Efendimiz'in kerîm sırrını açıklamaya çalışalım.&lt;br /&gt;19. Âyet: Efendinıiz'in kerim oluş hikmeti haberci oluşu ve de kendisine gönderilen sözler, yani Kur'ân'la bağıntılıdır.&lt;br /&gt;İnsanoğlu Efendimiz'in kerim sırrını anlamadığı için asırlar boyu aptalca sürünmüştür. Halbuki Efendimiz bugünkü uygarlığın tümünü bizzat inşa etmiştir. Kerîm olan Efendimiz'in bütün insanlığa bahşettiği ikramları ana başlıklar halinde toplamak istiyorum.&lt;br /&gt;a) İLİM: İlk 18 âyetin yorumundan anlıyoruz ki ilmin tüm temel yasaları Efendimiz'e Kur'ân vasıtasıyla verilmiş, dolayısıyla insanoğluna ikram edilmiştir.&lt;br /&gt;Eğer Sûre-i Tekvîr'in bu 18 âyeti inzal olmamış olsaydı ne atomu, ne galaksileri, ne gravidasyonu, ne de jiroskobik hareketi öğrenemeyecektik. Bu hükmü katiyen yadırgamayınız. Çünkü bu âyetler bir yandan yasaları tarif etmiş, bir yandan Levh-i Mahfuz'dan bir tarz fotokopi alarak bu sırların açıklanmasına müsaade çıkartmıştır. Müsbet ilimlerin ilk öncüleri olan Horasanlı Câbir ve Birûnî'den sonra batıdan da birtakım âlimlerin çıkarak ilmi bu seviyeye getirmiş olmaları bir ayrıcalık değildir.&lt;br /&gt;b) İnsanlara eşitlik ve özgürlüğü de bugünkü Birleşmiş Milletler ana sözleşmesinde özgürlük olarak tarif edilen maddenin kelimesi kelimesine aynını Efendimiz 14 asır önce Medine Beyannamesi'nde aynen bildirmiştir. O günden bu güne toplumlar ve insanlar bu değerleri zaman zaman yitirmişlerse bunun sorumlusu işte Efendimiz'in kerîm sırrını anlamamaktan geçer.&lt;br /&gt;c) Efendimiz kesin olarak kadın-erkek eşitliğini getirmiş, kendi zaman dilimine kadar ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kadını hem Kur'ân âyetlerinin zenginliği içinde, hem de özel emirleri ile erkeğe eşit kılmıştır. İlim öğrenmekte, çalışmakta anı bağımsız bir kavram içinde kadına en büyük hakları vermiştir.&lt;br /&gt;Kadının iffet ve haysiyetini, ona karşı gösterilmesi lazım gelen saygıyı tersine çevirip kadını şeytanın ortağı gibi gören çürümüş erkek zihniyetini emirleriyle ortadan kaldıran Fahri Kainat Efendimiz'dir.&lt;br /&gt;Ne çare ki kimi kendini dindar sayarak kadın haklarını çiğnemeyi mafiret sanan şaşkınlar, kimi de inançsızlığın hırsı içinde dine saldıranlar Efendimiz'in bu zarif ikramım yıllar boyu sis arkasında bırakmıştır. Efendimiz'in ilim ve özgürlük ikramında olduğu gibi kadın eşitliğine verdiği önemde çağımızda kendiliğinden gelip mevkiine oturmuştur. Kendisini ilim adamı sanan, okuduğunu anlamamakta direnen hatta profesörlük gibi akademik kariyer almış bazı iğrenç madrabazlar da, bu hususta Efendimiz'e dil uzatmayı sapık beyinlerine vazife saymaktadırlar.&lt;br /&gt;d) Ahlâk Kavramı: Efendimiz yeryüzüne teşrif edene kadar, ahlâk, aciz ve çaresiz kişilerin suskunluğu, ya da güçlülerin lütfen topluma ikram ettiği gösterişli davranışlardan ibaret sayılırdı. Halbuki Efendimiz ahlak konusunda reformların en büyüğünü yaparak: "Ahlâkı başkaları için de yaşıyabilmek sanatı" olarak tanımladı. Onun ilkelerini tespit ederken mazlum ve kimsesizlere karşı şevkatin yanında, zalime yönelmiş bir cesaret olarak perçinledi. Böylece vatan için ölmenin haysiyetli bir vazife şuurunun en büyük ahlâk ilkelerinden olduğunu ortaya koydu. Canıyla, malıyla insanlara faydalı olmak merhamet ve şevkat dağıtmak yolu kadar, zalimle savaşmanın da bir ahlâk borcu olduğunu anlattı.&lt;br /&gt;Efendimiz'in kerim sırrı böyle bir bitmez ikramı temsil etmektediı-. Nitekim İslâmiyet intişara başladığı an Hz. Şeyma kendi bestelediği Muhammed türküsünde bu gerçeği çok güzel dile getirerek:&lt;br /&gt;"Müjdeler olsun ey yetimler, cariyeler, kimsesizler MUHAMMED geldi " diye besteleştirmişti.&lt;br /&gt;Yakın Çağ'ın en ünlü düşünürlerinden Bernard SHAW Efendimiz'in kerem sırrını şu tanımla ne güzel açıklıyor.&lt;br /&gt;"Hangi faziletin örtüsünü kaldırırsanız altında MUHAMMED imzası çıkıyor."&lt;br /&gt;Âyet 20:"Zül'arşın nezdinde mekîn bir kuvvetin sahibidir."&lt;br /&gt;Bu âyet bilindiği gibi Efendimiz'in kuvvetli ve mekîn sırlarını dile getirmektedir.&lt;br /&gt;Âyet kelimesi kelimesine "Arş sahibi indinde mekîn ve kuvvetli" anlamına gelmektedir. Bilindiği gibi arş evrenlerin temel eksenidir. Arş sahibi de şüphesiz ki Allah'tır. Allah'ın kendi indinde kuvvetli ve mekîn kıldığı Efendimiz'in bu iki sırrının tanımına gelince; mekîn, şerefli, itibarlı ve güçlü anlamına gelir. Özellikle mekîn'in çok önemli ikinci derece bir mânâsı da haysiyetli kılınmış, korunmuş, özel şekilde biçimlendirilmiş demektir. Ancak âyetteki incelik, Efendimiz'in bu özelliklerinin yalnız dünyaya yönelik değil bütün evrenlere nispet oluşudur. Önce arş üzerinde durmak istiyorum. Kur'ân'da sıra itibariyle önce Âyet-el Kürsî'de geçen bu kelime bir nizamın bir dengenin ve bir merkez gücünün ifadesidir. Arşı anlayabilmek için evrenler hakkında kısa bir kavramımız olması lazım gelir. Tek başına evren belli bir boyut sistemine yerleştirilen varlıklarla birlikte bir mekan sistemini temsil eder. Ancak yüce kitabımız birçok evrenlerin var olduğunu bildirmiştir. Her bir evren farklı boyut sistemlerinden kurulmuştur ve evrenler deyince farklı boyut sistemlerinin teşkil ettiğini mekanları ve oradaki vaı-lıkları anlanz.&lt;br /&gt;Âyet-el Kürsî arş tanımlanırken semaların üstünde olarak tanımlanmıştır. Şu halde arş sonsuz boyut şu halde arş sonsuz boyut sistemlerinin ortak eksenidir. Ve boyutlardaki akıl almaz üçlerin ahenk koordinatıdır. Ne bir motor mili gibi bir doğru parçasını ne de maddesel evrenin üstündeki iç ise semâların elips biçimindeki hücrelerinin şekline benzer. Arş tüm bu kavramlardan ötede her boyutun içinde özel şiddetli bir güçtür ki, Cenab-ı Hak'kın iradesi arşa ne şekilde yansırsa bütün varlıkların hayatı da ona göre şekillenir.&lt;br /&gt;İşte Efendimiz'in mekîn ve kuvvetli oluşu bu arş sistemlerine kıyasendir. Yani evrenin neresinde bir boyutlar sistemi, bir varlıklar ahengi varsa Efendimiz orada güçlü, şerefli, kudretli, özel itina ile mevkîlendirilmiştir.&lt;br /&gt;Bundan sonra âyette daha da açık göreceğimiz şekilde Fahri Kainat Efendimiz'in varlığı bütün evrenlerde ve o evrenler içindeki varlıklarda böylesine hissedilir. Bir örnek vermek gerekirse melekler âlemi de arş sistemine bağlıdır. Efendimiz'in arş indinde mekin ve kuvvetli oluşu melekler âleminde de geçerlidir. Bunun sırrının ne anlama geldiğini 21. âyetten anlayabiliriz.&lt;br /&gt;Âyet 21:"Orada (arşta) mut'a ve emindir."&lt;br /&gt;Mut'a; itaat edilen demektir. Demek ki bütün âlemlerde Efendimiz'e O'nun mekîn sırrından doğan bir itaat sevgisi vardır. Başta melekler âlemi olmak üzere, bütün âlemlerdeki varlıklar Efendimiz'e yakîn olmak ve O'na hizmet etmekten akıl almaz bir zevk duyarlar.&lt;br /&gt;"Ve ona karşı emindirler." Emindirlerin anlamı iki noktada özetlenebilir. 1. O'na inanırlar, (O'na güvenirler anlamınadır. 2. ise çok daha önemlidir. Ondan aman dilerler, anlamına gelir.&lt;br /&gt;"Mutain semme emin" tanımı birlikte mütalaa edildiği takdirde, arş sistemine bağlı bütün evrenler Fahri Kainat Efendimiz'e karşı çok müthiş bir sevgi coşkusu duyarlar. Bu coşku bir yandan itaati, hizmet yarışını bir yandan da aman dilemeyi getirir. Bir galakside bir sorun çıktığı zaman bu âyete sığınarak Efendimiz'den yardım isterler. Çünkü o kuvvetli ve mekîndir. Yani onun Allah indindeki sevgi gücü her problemi halledecek düzeydedir.&lt;br /&gt;Sûre-i Tekvîr'in birinci bölümünde boyutların yıkılışı ile ilgili kıyamet sahnelerinin tümünde de yanlız Resûlullah'ın sözü geçer. İkinci bölüm de anlattığımız cazibeler, yörüngeler etrafında dönüşler, ışınların titreşimleri yine Efendimiz'in 20 ve 21. âyetlerde bildirilen sırrı içinde ahenk kazanır. İlk bakışta sakın olaki bir abartma var sanılmasın. Bu gün dünyanın temel olaylarından birisi olan atom ve çekirdeği arasındaki denge ve ahengin inceliklerini seyrederek bir elektronun atom çekirdeği etrafında dönerken nasıl Efendimiz'den aman dilediğini fark edebiliriz.&lt;br /&gt;Atom çekirdeği etrafında el-Cevaril Künnes sırrı ile dönen elektron, saniyede 100.000 kez atom çekirdeğinin çevresinde elips yörüngesi üzerinde hareket etmektedir. Bu hareket sırasında 4 kez müşkül duruma düşer. Elips yörüngesinin 2 tane en uzak noktası 2 tane en yakın noktası vardır. Buralarda elektronun süratini çok hızlı bir şekilde değiştirmesi gerekir. Aksi taktirde ya çekirdek çevresinden fırlar ya da çekirdeğin müthiş enerji kazanına düşer. O noktalarda elektron sırrı Muhammedi'den aman diler. Efendimiz de elektrona ham etmesini tavsiye eder. Bu dört noktada yani saniyede 400.000 defa elektron atom çekirdeği etrafında rükû'ya benzeyen bir eğilme yapar. Buna nükleer fizikte manyetik spin denir. Ve bu hamd niyazı sayesinde elektron varlığını sürdürür gider.&lt;br /&gt;Sûre-i Tekvîr'in İslâmiyet'in ilk çağlarında inzal olduğunu düşünürsek hiç kimsenin Efendimiz'i tanımadığı bu çağda Allah'ın Fahri Kainat Efendimiz'deki bu akıl almaz sırları açıklayıvermesi akıllara durgunluk verir. Allah o çağın insanlarına ve daha sonra gelipte Efendimiz'i anlamayacak olan insanlara karşı;&lt;br /&gt;"Anlasanız da anlamasanız da benim habibim sevgili Muhammedim böylesine akıl almaz bir evren sırrıdır" buyunııaktadır. Nitekim üç ayet sonra da bu âyetleri teyiden,&lt;br /&gt;"O âlemler için biı zikirdir" buyuracaktır.&lt;br /&gt;Buraya kadar olan kısmı özetlersek, Sûre-i Tekvîr ilk 14 âyetinde boyutları, kıyameti bildirmiş, ondan sonra da 4 âyetinde de maddesel varlıkları temel yasalarını açıklamıştır. Şimdi de Efendimiz’in sırrını bütün haşmetiyle ilan etmektedir. Son bçlümde ise insanlığa hayatı ve kaderi öğretecektir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-308008974608644169?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/308008974608644169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/evrendeki-yasalar-nedir-bunu-anlatan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/308008974608644169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/308008974608644169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/evrendeki-yasalar-nedir-bunu-anlatan.html' title='Evrendeki yasalar nedir? Bunu anlatan ayetler hangileridir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-825347801522623611</id><published>2012-01-08T09:22:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:24:07.248-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Sürtünme kuvveti nedir, nasıl doğar, nelere bağlıdır?</title><content type='html'>SÜRTÜNME KUVVETİ&lt;br /&gt;Bir cismi farklı yüzeylerde hareket ettirmenin, cismin hareketinde değişiklikler yaptığını günlük yaşantımızdan bilmekteyiz. Pürüzlü, kaygan veya cilalı yüzeylerde aynı cismin hareketi farklı farklı olmaktadır. Cam üzerinde bir cisim daha kolay hareket ederken tahta üzerinde hareket etmesi daha zordur.&lt;br /&gt;Cismin hareket ettiği yüzeyin pürüzlü olması, cismin harekete geçmesini zorlaştırırken, düz veya pürüzsüz yüzeylerde aynı cisim daha kolay harekete geçer. Bu nedenle halı, tahta, taşlı zemin gibi yüzeylerde cismi harekete geçirmek için gerekli olan kuvvet; cam, asfalt, yağlı zemin gibi yüzeylerdeki aynı cismi hareket ettirmek için gerekli olan kuvvetten daha büyüktür. Yani cismin temas ettiği yüzeyin pürüzlüğü arttıkça, cismin harekete geçmesi için gerekli olan kuvvete artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şekilde olduğu gibi iki traktör yolda gitmektedirler. Bu traktörlerden bir tanesi asfalt yolda giderken diğer taşlı bir yolda gitmektedir. Taşlı yolda giden traktörle düz yolda giden traktörün aynı hızda gitmeleri için taşlı yoldaki traktörün daha fazla kuvvet kullanması gerekmektedir.&lt;br /&gt;Bir zemin üzerinde bulunan bir cismi harekete geçirmek için, yüzeyin cisme uygulanan hareketin zıt yönünde oluşan sürtünme kuvvetinden daha büyük bir kuvvete gereksinim vardır. Aksi taktirde uygulanan kuvvet cismin sürtünme kuvvetinden daha küçük veya eşitse cisim harekete geçmez.&lt;br /&gt;Sabit hızla hareket eden bir cisme etkiyen sürtünme kuvveti ile harekete geçirici kuvvetin bileşkesi sıfırdır. Çünkü cismi harekete geçirici kuvvet ile sürtünme kuvveti ters yöndedir.&lt;br /&gt;Bu bilgilerden hareketle; cisimler hareket ederken temas ettikleri yüzeylerin sürtünmesinden kaynaklanan ve yer değiştirmeye zıt yönde ortaya çıkan kuvvete sürtünme kuvveti denir.&lt;br /&gt;Sürtünme Kuvvetinin Bağlı Olduğu Etkenler&lt;br /&gt;a) Yüzeyin pürüzlü olması&lt;br /&gt;Cismin hareket edeceği yüzeyin pürüzlü olması cismin hareketinde önemlidir. Pürüzlü yüzeylerde cisimlerin hareket etmesi için daha büyük kuvvete ihtiyaç vardır.&lt;br /&gt;Bütün yüzeylerde mutlaka pürüz vardır. Cisimler birbiri üzerinde hareket ederken, yüzeylerindeki girinti ve çıkıntılar birbirinin içerisine girerek cismin hareket etmesini güçleştirirler. Cilalı yüzeylerde bu girinti-çıkıntılar daha az olduğundan sürtünme kuvveti de o oranda azdır. Bu nedenle pürüzlü yüzeylerin yağlanması ile bu girintiler azaltılarak daha az sürtünme kuvveti uygulaması sağlanabilir.&lt;br /&gt;b) Cismin ağırlığı&lt;br /&gt;Bir cismin ağırlığı arttığında cismin ve yüzeyin girinti-çıkıntıları daha fazla birbiri içine gireceğinden sürtünme de artar. Yani cismin hareketini engelleyen kuvvetin büyüklüğü de artar. Cismin hareket etmesini engelleyen bu kuvveti yenmek için, bu kuvvetten daha büyük bir kuvveti cisme uygulamak gerekir.&lt;br /&gt;Sürtünme Kuvvetinin Etkileri&lt;br /&gt;Sürtünme kuvveti, cisimlerin yüzeyde tutunmasına yardım eden bir etkendir. Eğer sürtünme kuvveti var olmasaydı birçok yaşamsal faaliyet mümkün olmazdı. Yolda yürüyemez, bir yerde oturamaz, yemek yiyemez, yazı yazamaz, araç kullanamazdık. Örneklerde de görüldüğü gibi her türlü hayati olayın gerçekleşmesinde sürtünme kuvvetinin etkisi vardır. Araba örneğini biraz açacak olursak, yolda hareketine başlayan bir aracın durması sürtünme kuvvetinin etkisi ile oluşmaktadır. Bu kuvvet olmasaydı frenler tutmayacağı için araba sürekli hareket ederdi.&lt;br /&gt;Buzun sürtünme kuvvetinin toprak veya asfalta göre daha düşük bir sürtünme kuvveti olduğu bilinmektedir. Kışın buzlu yollarda araçlar daha fazla kaymakta ve frenlerin etkisi daha az olmaktadır. Bu nedenle kışın meydana gelen kazalar, diğer zamanlara göre daha fazla olmaktadır. Bu nedenle kışın buzun erimesi için tuz kullanılması (suyun donma sıcaklığını düşürür) veya toprak atılması bu sürtünme kuvvetini artırmak içindir.&lt;br /&gt;Sürtünme kuvvetinin hayatımızı kolaylaştıran çok büyük etkilerinin yanında günlük yaşantıda işleri zorlaştırdığı da bilinmektedir. Çünkü sürtünme kuvvetini yenerek, cisimleri harekete geçirmek için daha büyük kuvvet kullanılması gerekir. Ve büyük yükleri, sürtünme kuvveti nedeni ile kas gücümüzle hareket ettiremeyiz. Bundan dolayı çeşitli makineler kullanarak bu yükleri hareket ettiririz.&lt;br /&gt;Makineler çalışırken, içerisindeki parçalar birbirine sürtünürler. Sürtünen bu parçalar zamanla aşınarak kullanılmaz hale gelirler. Makinelerin yıpranmasını engellemek için sürtünme kuvvetini düşürücü önlemler almak gerekir. Yani sürtünme kuvvetinin çok büyük yararları olmakla beraber bazı zorlukları da vardır.&lt;br /&gt;Sürtünme Kuvvetini Artırmak ve Azaltmanın Yolları&lt;br /&gt;Sürtünme kuvvetinin, bir olayın gerçekleşmesi için yetersiz kaldığı durumlarda alınması gereken tedbirler vardır. Bunlardan bazılarını sıralayacak olursak;&lt;br /&gt;a) Kışın araba lastiklerine zincir takılması,&lt;br /&gt;b) Sporcuların ayakkabılarının altına dişler yapılması,&lt;br /&gt;c) İş makinelerinin tekerlerinde dişlerin daha büyük yapılması,&lt;br /&gt;d) Büyük kütlelerin altına tekerlek tipinde cisimlerin konulması,&lt;br /&gt;e) Makinelerin yağlanması,&lt;br /&gt;f) Dik yokuşlarda ulaşımı kolaylaştırmak için önlemler alınması,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-825347801522623611?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/825347801522623611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/surtunme-kuvveti-nedir-nasl-dogar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/825347801522623611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/825347801522623611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/surtunme-kuvveti-nedir-nasl-dogar.html' title='Sürtünme kuvveti nedir, nasıl doğar, nelere bağlıdır?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4821452574137602047</id><published>2012-01-08T09:21:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:22:53.685-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Matematik Soru ve Cevap'/><title type='text'>Sayılara neden ihtiyaç duyulmuştur?</title><content type='html'>Sayı sistemii.. Sayılara ilk ne zaman ihtiyaç duyulmuştur ?&lt;br /&gt;Çok eski zamanlarda, herhangi bir kimse kaç baş hayvana sahip olduğunu şimdiki gibi sayılarla ifade edemezdi. Çünkü o zaman sayı sistemi yoktu. Sayı diye bir şey bilinmiyordu.Sözkonusu kimse, ne kadar hayvanı olduğunu anlatmak için bir kenara her hayvanın karşılığında bir taş koyardı.Hayvan sayısı arttıkça kenara koyulan taşların sayısı da artardı. Toplama işleminin Latince karşılığı olan "calcuhıskalkülüs" kelimesi de "taş"anlamına gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra,insan çentik (çizgi çekmek) hesabını öğrendi. Saymak istediği her şey için, o şeyden ne kadar varsa o kadar çizgi çiziyordu. Ancak bunun karşılığında herhangi bir rakam söyleyemiyordu. Yani sayı sistemi hala bilinmiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun ardından kullanılan sistemin parmak hesabı olduğu sanılıyor.Nitekim sayı sisteminde 10un esas tutulması, insanın iki elinde 10 parmak bulunmasının tabii bir sonucudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı kaynaklara göre,eski zamanlarda bütün dünyada tek ve ortaklaşa bir sayı sistemi, sayma düzeni kullanılmıyordu. Değişik bölge ve toplumlara göre sayı sistemi de farklıydı. Bazı çevrelerde 12,bazı yerlerde 60,20,hatta 2,5 ve 8 sayıları esas tutuluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eski Romalılar tarafından yaklaşık olarak 2000 yıllarında bulunan sayı sistemi,hemen hemen 16.yüzyıla kadar bütün Avrupada yaygın ölçüde kullanıldı.Romen rakamı dediğimiz, eski saatlerde,kitapların bölüm başlarında kullanılan bu sayılar hala aynı sistemin devamıdır. Bu sistemde bildiğimiz (5) sayısı ile,(10)sayısı  simgesiyle belirtilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kullandığımız sayı sistemi ise,binlerce yıl önce Hindistanda yaşayan Hindular tarafından icat edilmiş ve Arap tacirlerin aracılığıyla Avrupaya 900 yıllarında getirilmişti. Ondalık sistem denilen bu sistemde esas,daha yukarda değinmiş olduğumuz gibi 10 sayısıdır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4821452574137602047?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4821452574137602047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/saylara-neden-ihtiyac-duyulmustur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4821452574137602047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4821452574137602047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/saylara-neden-ihtiyac-duyulmustur.html' title='Sayılara neden ihtiyaç duyulmuştur?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-2813489984862740733</id><published>2012-01-08T09:19:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:21:51.178-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Tarımla ilgili meslekler nelerdir?</title><content type='html'>Tarımla ilgili meslekler&lt;br /&gt;Meyvecilik&lt;br /&gt;Sebzecilik&lt;br /&gt;Bağcılık&lt;br /&gt;Seracılık&lt;br /&gt;Tarım İsletmecisi&lt;br /&gt;Tarım Teknisyeni&lt;br /&gt;Çiftçi ve Yardımcısı&lt;br /&gt;Tarım Teknikleri Mühendisliği&lt;br /&gt;Tarım Ekonomisi Mühendisliği&lt;br /&gt;Tarım Tekniği Asistanlığı&lt;br /&gt;Tarım Tekniği Laborantı&lt;br /&gt;Tarım (Ziraat) Eksperi&lt;br /&gt;Tarım Danışmanı&lt;br /&gt;Tarım Ustası&lt;br /&gt;Doğa ve Tarım Bakıcısı&lt;br /&gt;Tarım-Bilgisayar Teknisyeni&lt;br /&gt;Tarım Teknisyeni&lt;br /&gt;Tarım İdarecisi&lt;br /&gt;Tarım Ekonomisi Mühendisi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-2813489984862740733?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/2813489984862740733/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/tarmla-ilgili-meslekler-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2813489984862740733'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2813489984862740733'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/tarmla-ilgili-meslekler-nelerdir.html' title='Tarımla ilgili meslekler nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4592444422483041092</id><published>2012-01-08T09:18:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:19:41.095-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe soru ve Cevap'/><title type='text'>Önsöz nedir, önsöz örneği verir misiniz?</title><content type='html'>Önsöz Nedir?- Önsöz Örneği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önsözün Tanımı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eserin niçin ve ne amaçla yazıldığını belirtmek için kitabın başına eklenen yazıdır. Bu bölümde yazar ya kitabın özetini verir veya hangi nedenle yazdığını açıklar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden, “sebeb-i telif-i kitab” (kitabın yazılışının sebebi) sözü kullanılırdı. Tanzimat’tan sonra edebiyatçılar, mukaddeme başlığı altında yazdıkları önsözlerde edebiyat anlayışlarını belirleyici açıklamalar yaptı. Namık Kemal’in celaleddin harzemşah, recaizade mahmud ekrem’in zemzeme, abdülhak hamid tarhan’ın makber mukaddemeleri bunlardandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önsöz Nasıl Yazılmalıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önsöz, uzun bir çalışmayı tamamlayan kişinin tezinin teknik ve bilimsel içeriğinden bağımsız olarak görüşlerini yazdığı bölümdür. Ayrıca bu bölümde, tez çalışması bilgi, kaynak vb. yardımı alınan kişi ve kuruluşlara teşekkür edilmelidir. Bu bölümde, çalışmasını tamamlayan kişi kendisine destek olan, yardım eden ailesine ve arkadaşlarına teşekkür edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önsöz Örneği;&lt;br /&gt;Çalışmada, genel ağdaki Türkoloji ile ilgili ağ sayfalarının taranması ve bu ağ sayfalarından Türkçe, Türkçenin Grameri, Türk Lehçeleri, Türkçenin Dönemleri, Türkçenin Sorunları gibi, alana yönelik verileri bulunan ağ sayfalarını ve yine alana yönelik bilgisayar yazılımlarının bulunduğu ağ sayfalarını tanıtmak, duyurmak amaçlanmıştır.&lt;br /&gt;Bilgisayar ve internet bugün bilgiye en çabuk, en kolay ve en ucuz yoldan ulaşmanın vazgeçilmez araçlarıdır. Bir sayfalık bir metni bir dilden bir dile, yahut bir alfabeden başka bir alfabeye çevirmek birkaç dakikada tamamlanabiliyor ve çevrilen bu metin birkaç dakika içinde dünyanın öteki ucundaki alıcıya ulaştırılabiliyor.&lt;br /&gt;İşte böyle bir sanal ortamda, evrensel dil kisvesine bürünen İngilizcenin yeri tartışılamaz. Ancak son birkaç yüzyıl içinde teşekkül eden ve türetmeye uygun olmayan bir dil olan İngilizcenin karşısında köklü ve matematiksel bir dil olan Türkçe bu sahada ne gibi bir gelişme gösteriyor, ne gibi sorunlarla karşılaşıyor ve ne gibi çözümlere ihtiyacı var… &lt;br /&gt;İşte bu hususta çalışmamızın temel aldığı nokta da kendini belli ediyor. Türkçe genel ağ ortamında ne gibi bir ilerleme kaydediyor ve bu ilerlemeye kimlerin katkısı oluyor?&lt;br /&gt;Çalışmama İngilizcenin genel ağdaki durumunu belirterek başlamak Türkçenin genel ağda nerede olduğunu görmemize yardımcı olacaktır. Bu nedenle çalışmaya İngilizcenin durumunu belirterek başlamak daha uygun olacaktır. Daha sonra ise genel ağda bulunan Türkoloji ile ilgili sayfaların ne içerikte oldukları, Türkçeye ne gibi bir yarar sağladıkları ve bu ağ sayfalarını kimlerin yaptıklarını belirten araştırmamız olacaktır. &lt;br /&gt;Bu ağ sayfaları, sayfaların muhtevasına ve niteliğine göre tasnif edilerek verilmiştir. Çalışmada, Türkçe içerikli, Türk Lehçeleri ile ilgili ve yabancı ülkelerdeki Türkçe ile ilgili ağ sayfaları bulunmaktadır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4592444422483041092?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4592444422483041092/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/onsoz-nedir-onsoz-ornegi-verir-misiniz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4592444422483041092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4592444422483041092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/onsoz-nedir-onsoz-ornegi-verir-misiniz.html' title='Önsöz nedir, önsöz örneği verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3601172317221855279</id><published>2012-01-08T09:17:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:18:44.654-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Yeryüzündeki iklim çeşitleri nelerdir?</title><content type='html'>YER YÜZÜNDE BAŞLICA İKLİM TİPKERİ VE DOĞAL BİTKİ ÖRTÜSÜ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İklimler; sıcaklık, basınç - rüzgarlar ve nem - yağış özelliklerinin bir araya gelmesiyle belirir. İklimi oluşturan bu elemanlardan birinin veya ikisinin farklı olması sonucu, değişik iklim tipleri belirir. Aynı veya benzer iklim özelliklerinin yayıldığı alanlar sınırlandırılırsa ortaya iklim bölgeleri çıkar. Bir iklim bölgesi içinde etkili olan iklim, belirli bir iklim tipini temsil eder. Yerel özelliklerden dolayı dünya üzerinde çok çeşitli iklim tipleri vardır. Ancak bunların bir kısmı küçük alanlarda etkili olduğu için dikkate alınmaz. Benzer özellik gösterenler ise guruplandırılarak isimlendirilir. "Soğuk iklimler", "Sıcak iklimler", "Nemli iklimler", "Kurak iklimler" gibi. Bazı iklim sınıflandırmaları ise bitki örtüsüne göre (Bozkır iklimi, savan iklimi gibi ) ve hatta orada yaşayan hayvanlara göre yapılmıştır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerrüzünde görülen başlıca iklim tipleri ve bunlara uyum sağlamış olan doğal bitki örtüleri şunlardır: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a)Soğuk iklimler:Bu guruba giren ikllimler, kutup ve kutup altı bölgelerinde görülür. Kutup iklimi ve kutup altı iklimi olmak üzere iki tipi vardır. Kutup ikliminin görüldüğü yerler hemen hemen bütün yıl kar ve buzlarla kaplıdır. Güney Yarım Küre`de Antartika ile Kuzey Yarım Küre`de Grönland`da etkilidir. Güney ışınları çok yatık geldiği için buralarda hava sürekli soğuktur. Yıllık ortalama sıcaklık her zaman 0 C`nin altındadır. toprak, derinlere kadar sürekli donmuş haldedir. Kutup ikliminde yağış, kar şeklinde ve azdır. Çünkü hava soğuk ve nem oranı düşüktür. Onun için buralarda soğuk çöller vardır. Yıllık ortalama yağış 250 mm dolayındadır. Bu iklim bölgesi, Gulf Stream (Golf Strim) sıcak su akımtısının etkisiyle Kuzey Yarım Küre`de birazdaha kutuba doğru kaymıştır. Sıcaklığın sürekli 0 C`nin altında olması ve toprağın devamlı donmuş halde bulunması nedeniyle kutup iklim bölgeleri bitki örtüsünden yoksundur. Kutup altı iklimi, kutup iklim bölgesinin hemen bitişiğindedir. Buralarda da sıcaklık çok düşüktür. Yaz mevsiminde sıcaklığın biraz yükselmesiyle buzlar ve karlar kısa bir süre erir ve bataklıklar oluşur. Yağışların çoğu bu mevsimde görülür. bu iklim bölgesinde kendini soğuğa ve kuraklığa uydurmuş küçük boylu çalılar, otlar ve yosunlar yetişir.Bu bitki örtüsüne Tundra denir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b)Orta Kuşağın Ilıman İklimlerirta kuşakta bulunan iklimler ve ana karakterleri göz önüne alınarak iki tipe ayrılır. Orta kuşağın okyanusal iklimi, bu kuşaktaki büyük karaların batı kıyılarında görülür. Batı Avrupa ile Kanada`nın batı kıyıkarında çok daha belirgindir. Her mevsimde yeterli yağış alır. Çünkü bu iklim tipinin oluşumunda önemli etken olan batı rüzgarları ve kıyı açıklarındaki sıcak su akıtıları süreklidir. devamlı okyanus etkisinde bulunduğu için kışlar ılık yazlar ise serin geçer. Bu yüzden yıllık sıcaklık farkı düşüktür. İklim, sıcaklık ve yağış şartlarına kendini uydurmuş olan doğal bitki örtüsü karma ormanlardır. Orta kuşağın karasal iklimi ise karaların denizden uzak iç kısımlarda görülür. Kışalr şiddetli geçer. Yağış azdır. Dünyanın en soğuk terleri bu iklim bölgesinde yer alan Sibirya`da dır. Bu iklimde yazlar yağışlı geçer. Yıllık sıcaklık farkları çok fazladır. En yaygın olduğu yerler Kanada ve Sibirya dır. Bitki topluluğunu iğne yapraklı ormanlar oluşturur. bu ormanlar Sibirya`da Tayga adı verilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Yarım Küre`de Akdeniz çevresinde, Güney Yarım Küre`de ise Avusturalya ve Afrikanın güney bölümlerinde Akdeniz İklimi etkilidir. Yurdumuzun büyük bir bölümünü ana hatlarıyla etkileyen bu iklimin en belirgin özelliği, yazların sıcak ve kurak olmasıyla kışların ılık ve yağışlı geçmesidir. Yazın, güneyden gelen sıcak ve kuru tropikal hava kütlelerinin etkisindedir. Kışın ise çevresine göre bir alçak basınç alanı olduğundan, daha çok batıdan gelen gezici alçak basınçların uğrak yeridir. Bu nedenle yağışilar kışın çok olur. Tipik bitki örtüsü makidir. Ayrıca geniş yapraklı ve iğne yapraklı ağaçların oluşturduğu ormanlarda oldukça yaygındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;c)Sıcak İklimler:Bu iklimlerin genel karakteri sıcak olmalarıdır. Ancak yağış bakımından aralarında çok büyük farklılıklar vardır. Çünkü dünyada yağışın en çok ve en az olduğu yerler, sıcak iklim bölgelerindedir. Sıcak iklimin şu tipleri vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ekvatoral İklim, Ekvator ve yakın çevresinde görülür. Sıcaklık bütün yıl 20 C`nin altına düşmez. Yıllık sıcaklık farkı yok gibidir. Bütün yıl yağışlı geçer. Kurak mevsim yoktur. Yıllık toplam yağış 150-2000 mm arasındadır. Onun için buralarda gür ormanlar gelişebilmiştir. Bunlar bütün yıl boyunca yeşil kalan ormanlardır. Orman altında çeşitli bitkiler yetişir. Bu iklimin en yaygın olduğu yerler, Amazon ve Kongo Havzası ile Güney Doğu Asya Adaları`dır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tropikal İklim, Ekvatoral iklim bölgesinin kuzey ve güneyünde iki kuşak halinde görülür. Sıcaklık bakımından aylar arasında belirgin bir fark yoktur. Ancak yağışlar belirli aylarda toplanmıştır. Bunun sonucu olarak kurak ve yağışlı olmak üzere birbirinden ayırt edilebilen iki dönem vardır. yağışlar yaz aylarında düşer, kış ise kurak geçer. Bu iklim bölgesinin karakteristik bitki örtüsü savan dır. Savanlar, içinde yer yer ağaçların da bulunduğu yüksek boylu otluklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Muson İklimi, Muson ruzgarlarının estiği güney, güneydoğu ve doğu Asya'da görülür. Muson rüzgarlarının özelliklerinden dolayı yazlar bol yağışlı, kışlar ise kuraktır. Dünya'nın en çok yağış alan yeri muson bölgesindedir. Muson iklimi geniş alanlara yayılmıştır. Muson ikliminin etkili olduğu yerlerde sıcaklık ve yağış bakımından önemli farklar bulunur. Bunun nedeni, yükseklik farkı ve enlem faktörüdür. Bitki topluluklarıda kendilerini bu değişikliklere uydururlar. Muson iklim bölgelerinde muson ormanları yaygındır. Bu ormanlar, Muson yağmurlarının görüldüğü alanların tipik bitki topluluğudur. Esas olarak, yapraklarını döken ağaçlardan oluşan ormanlardır. Bu ormanlar Muson Asyası olarak nitelendirilen Hindistan, Çinhindi'de yaygındır. Muson ormanlarının tipik ağacı teaktır. Ayrıca bu iklim kuşağında yağışların yeterli olduğu yerlerde savanlar da görülür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kurak İklim, yağışın ve buna bağlı olarak bitki örtüsünün çok az olduğu yerlerde gürülür. Yıllık yağış miktarı 250 mm'nin altındadır. Kurak alanlar, sıcak - kurak ve soğuk - kurak alanlar olmak üzere iki guruba ayrılır. Buna göre sıcak - kurak alanların en yaygın olduğu yerler; Büyük Sahra, Arabistan Yarım Adası, Asya ve Avusturalya' nın iç kısımlarıdır. Buraların yağışsız olması, subtropikal yüksek basınç alanı üzerinde olmaları ve karaların iç kısımlarda bulunmalarının sonucudur. Ayrıca dönenceler kuşağında bulunan karaların batı kenarlarında da sıcak - kurak yerler vardır. Sıcak - kurak iklimde gece ile ğündüz arasında fark çoktur. Hava sıcaklıgı, gündüz 50 C'nin üzerine çıkarken geceleri 0 C'nin çok altına düşebilmektedir. Burada bitki örtüsü çok cılızdır. Ancak yeraltı suyunun yüzeye yakın olduğu yerlerde ağaçlıklara rastlanır. Buralar vahalardır. Ayrıca kuruklığa dayanıklı bazı bitki türleri yetişmektedir. Buralara çöl denir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soğuk - kurak alanlar ise kutup çevrelerinde bulunmaktadır. Buralarda hava, çok souk olduğundan içinde yoğunlaşacak su buharı çok azdır. Onun için buralar da kurak yerlerdir. Hem soğuk hemde kurak olan yerler, bitki örtüsünden yoksundur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan başka bir de yarı kurak iklim vardır. Bu iklim hem sıcak kuşakta hemde orta kulakta görülür. Yağışlı ve kurak dönemleri vardır. Yıllık yağış toplamı 250 - 350 mm arasındadır. Yağışlı mevsimde yetişen otsu bitkiler, kurak mevsimde kurur. Bu tür ot topluluğun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-3601172317221855279?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/3601172317221855279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/yeryuzundeki-iklim-cesitleri-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3601172317221855279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3601172317221855279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/yeryuzundeki-iklim-cesitleri-nelerdir.html' title='Yeryüzündeki iklim çeşitleri nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3783369313215006275</id><published>2012-01-08T09:16:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:17:53.369-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Hangi iklimde hangi hayvanlar yaşar?</title><content type='html'>TROPİKAL İKLİM:Bu iklimde aslan, kaplan, fil, zürafa gibi iri cüsseli, omurgalı hayvanlar yaşamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EKVATORAL İKLİM: sürüngenler yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MUSON İKLİMİ: böcek, sürüngen, amfibyan (ikiyaşayışlı), kuş ve memeliler yaşar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇÖL İKLİMİ:Kertenkele,çöl faresi,deve,yılan,çöl tavşanıçöl tilkisi….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKDENİZ İKLİMİ:Kıl keçisi,omurgasız,memeli,kuş,sürüngen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OKYANUSAL İKLİM: Sülün Tavuksular,tavşan,kagu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARASAL İKLİM: dağ keçileri ve dağ sıçanları,fere,sincap&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TUNDRA VE KUTUP İKLİMİ:Kutup ayısı,fok,penguen,Sibirya köpekleri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-3783369313215006275?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/3783369313215006275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hangi-iklimde-hangi-hayvanlar-yasar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3783369313215006275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3783369313215006275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hangi-iklimde-hangi-hayvanlar-yasar.html' title='Hangi iklimde hangi hayvanlar yaşar?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-1371160656093288783</id><published>2012-01-08T09:15:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:16:40.981-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?</title><content type='html'>Medyada Kaynak Bölüşümü Ve Rating Savaşları&lt;br /&gt;Özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda basın sektörüne de hakim olan sermaye gruplarının elinde olması; ulusal düzeyde genel bir gelir eşitsizliği ve demokrasi problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili temel bir problemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990'lı yıllarda Türkiye'de büyüme ve genişlemenin en yoğun gerçekleştiği sektörlerden biri medya sektörü oldu. Medya işletmeciliği, özel televizyon ve radyo kuruluşlarının yayına başlamaları ve 1994 yılında da yasallık kazanmaları ile bankacılık ve finans gibi sektörlerden pek çok önemli kişi ve grubun el attığı bir faaliyet alanına dönüştü. 1990 yılına kadar, Türkiye Radyo ve Televizyon kurumu (TRT) tarafından yürütülen radyo ve televizyon yayıncılığı , bu tarihten sonra ticari girişimcilerin bu alana el atmalarıyla gerek üretim ilişkileri gerek üretilen programların form ve nitelikleri bakımından ciddi bir dönüşüm geçirdi. Çok değil, üç beş yıllık bir zaman dilimi içinde, onlarca televizyon ve yüzlerce radyo kuruluşunun yayıncılık alanına katılmasıyla bu alanda sıkı bir rekabet ortamı oluştu. Ulusal televizyon kuruluşlarının pek çoğunun aynı zamanda gazete ve dergi gibi basılı yayıncılık sektörlerinde de varlık ve faaliyetlerinin olması nedeniyle bu rekabet, kitle iletişim araçlarının gündemini önemli ölçüde belirleyen bir görünüm kazandı. Bu rekabetin izleri, promosyon gazeteciliğinden, "bizden ayrılmayın" ve "az sonra"cı televizyon sunuşlarına kadar, pek çok yönüyle kamusal alanda aleniyet kazandı. Bu durum yalnızca, televizyon yayıncılığında TRT tekeli döneminin belleklere kazdığı abartılmış bir eğitim ve kültür misyonunun değil, dinlendirme ve eğlendirme işlevlerinin de göz ardı edilmesine ve yayıncılığın, temel motivasyonu "kâr ençoklaştırması " olan bir ticari faaliyet alanı olarak tanımlanmasına hizmet etti.&lt;br /&gt;Yayıncılık içeriklerindeki nitelik sorununu, sonradan geri dönmek üzere bir yana bırakacak olursak, medya sektörünün on binlerce çalışanı, yan sektörleri, muhteşem plazaları ve çekim stüdyolarıyla devasa bir sektör olarak, son on yılda kayda değer bir büyüme ve genişleme eğilimi gösterdiği açıktır. &lt;br /&gt;Büyüyen bir sektör olarak medya&lt;br /&gt;Medya sektöründeki büyüme eğilimi, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı OECD'nin 1999'da yayınladığı "İletişime Bakış" raporunda (Hürriyet, Internet-txt., 22 Mart 1999) şöyle doğrulanmaktadır: &lt;br /&gt;"Türkiye radyo-televizyon yayıncılığında büyüme rekortmeni oldu. 1995-1997 döneminde radyo-televizyon sektöründeki büyümede OECD ortalaması yüzde 3.4 düzeyinde gerçekleşti. Türkiye'de ise sektör, iki yılda yüzde 24.3 büyüdü." &lt;br /&gt;Rapora göre Türkiye, OECD üyesi ülkeler arasında en yüksek büyüme oranı ile belirtilen dönemde bir rekor elde etmişti. Türkiye'de yalnızca televizyon yayıncılığı dikkate alındığında, yıllara göre gerçekleşen büyümenin, dolar bazında şöyle gerçekleştiği belirtilmektedir. &lt;br /&gt;"Türk televizyonlarının gelir artışı 3 yıllık dönemde yıllık ortalama yüzde 26.59 oldu. 1995'de 341.20 milyon dolar olan Türk televizyon yayıncılarının gelirleri, 1996'da 430.40 milyon dolara, 1997'de ise 546.81 milyon dolara çıktı." (Hürriyet, 22 Mart 1999). Aynı kaynağa göre, belirtilen dönemde "Türkiye'de 1995'te 170.85 milyon dolar olan televizyonların toplam reklam geliri, 1996'da 230.38 milyon dolara, 1997'de de 317.13 milyon dolara çıkmıştır. Bu dönemdeki yıllık ortalama artış oranı yüzde 36.24 olarak gerçekleşti."&lt;br /&gt;Reklam geliri: En önemli kaynak ama...&lt;br /&gt;Bu verilere bakıldığında, Türkiye'de televizyon sektörünün finansmanında reklam gelirlerinin önemli bir kaynak olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, Türkiye'de ulusal ölçekte yayın yapan yirminin üzerinde televizyon kuruluşunun bulunduğu hatırlanırsa, çok pahalı olan yayıncılık faaliyetinin sürdürülmesinde reklam sektörünün sağladığı girdinin, her bir yayın kuruluşunun payına düşen miktar bakımından yetersiz kalabileceği tahmin edilebilir. Yukarıda belirtilen OECD verileriyle ilk bakışta çelişkili gibi görülse de, televizyon kuruluşlarının yayın faaliyetlerinden genellikle zarar ediyor oldukları, yazılı basında sıklıkla gündeme getirilen konular arasındadır. Dahası, reklam gelirlerinin önemli bir kısmı en büyük üç ya da dört televizyon kuruluşu tarafından paylaşıldığı için toplam izlenmeden elde ettikleri pay görece düşük olan yayın kuruluşlarının reklam gelirlerinin de önemli ölçüde düşük olduğu bilinmektedir. &lt;br /&gt;1999 yılı reklam gelirleri dağılımına kabaca bir bakış bu eşitsizliği açığa vurmaktadır. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) verilerine göre, 1999 yılında TRT ve 16 özel televizyon kanalının toplam reklam geliri, 125 trilyon 101 milyar 676 milyon 663 bin TL olarak gerçekleşmiştir. &lt;br /&gt;Belirtilen dönemde ATV, Kanal D ve Show TV yayın kuruluşları bu miktarın yaklaşık 86 trilyon TL'sini aralarında paylaşmışlardır : ATV: 32.359.217.491 bin TL, KANAL D: 30.749.122.654 bin TL, SHOW TV: 22.815.855.096 bin TL gelir elde etmiştir.&lt;br /&gt;Televizyon yayıncılığı bir kültürel üretim alanıdır &lt;br /&gt;Yayıncılık alanında "reklam pastasının" bölüşümündeki eşitsizlik, yayıncılığın ticari bir faaliyet olmasının doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir. Her ticari faaliyette olduğu gibi burada da büyükler ve küçüklerin olması kaçınılmazdır. Buradaki sorun, yayıncılık faaliyetinin aynı zamanda bir kültürel üretim olması ile ilişkilidir. Yayıncılık alanının temel gelir kaynaklarından biri olan reklam gelirlerinin dağılımındaki olağanüstü eşitsiz durum, bu alandaki tekelleşme ve ürün benzeşmesi eğilimleri ile yakından ilişkilidir. &lt;br /&gt;Bu durum, program içeriklerinin belirlenmesinde sıklıkla, "genel kamu" olarak tarif edilen bir hedef kitlenin gözetilmesini getirmekte, yayıncılıkta tematikleşme eğilimlerini dolayısıyla da çok sesliliği törpülemekte ve içeriklerde bir tek tipleşme ile sonuçlanmaktadır. &lt;br /&gt;Uzun dönemde bu, küçük yayın kuruluşlarının giderek daha fazla büyük sermayenin denetimine geçmeleri ya da yok olmaları anlamına gelecektir. Bunlar, televizyon yayıncılığı alanında yalnızca yatay düzeyde ortaya çıkan sorunlar değildir. Gazete ve dergi gibi basılı yayıncılığı da içeren dikey bir düzeyde de benzer bir işleyiş hakimdir. Türkiye'de özel televizyon yayıncılığının aynı zamanda yazılı basın sektörüne de önemli ölçüde hakim olan sermaye gruplarının elinde olması, ulusal düzeyde genel bir "gelir eşitsizliği" ve "demokrasi" problemine eklemlenen ve demokrasi kültürü ile yakından ilişkili çok temel bir problem olarak değerlendirilmelidir. &lt;br /&gt;Türkiye'de medya sermayesinin yapısı&lt;br /&gt;Bu arada, medya alanındaki sermayenin, daha önce belirtildiği gibi, genellikle medya dışı faaliyet alanlarından gelen bir birikime dayalı olduğu da hatırlanmalıdır. Otomotiv sanayii, beyaz eşya ya da bankacılık sektörü ve diğer finans alanlarından kökenlenen bir sermayenin, kültürel üretim alanları olan görsel ve basılı yayıncılık alanlarına ağırlıklı olarak el atmasının kendisi, bu alanların kontrolünün önemli bir prestij ve güç sağlıyor olmasından ötürü, siyaset alanında da önemli sonuçlar doğurabilmektedir.&lt;br /&gt;Medya, sermaye, siyaset üçgeninde geçtiğimiz on yılda yaşanan pek çok skandal-olay, bu iç içe geçmenin somut örnekleri olmuştur . Bununla birlikte, medyanın kaynak sorununun makro ölçekteki neden ve sonuçları, detaylı incelemelere konu edilmesi gereken oldukça karmaşık ve önemli konulardır. Bu anlamda da böyle bir yazının sınırlarını aşmaktadır. Burada ancak genel bir bakış açısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.&lt;br /&gt;Medyanın kaynak sorununun diğer bir boyutu da Türkiye'de medya içerikleri üretimindeki genel eğilimlerle ilişkilidir. Kitle iletişim araçlarının içerikleri olarak, televizyon ve radyo programları ya da gazete ve dergilerdeki haber ve yazılar da medya alanındaki hızlı büyüme nedeniyle nitel bir olgunlaşmadan giderek uzaklaşan bir görünüm kazanmaktadırlar. Bu görünüm özellikle televizyon yayıncılığında çok aşikar bir hale gelmiştir. &lt;br /&gt;Özel televizyon yayıncılığında içerik sorunu &lt;br /&gt;Özel televizyon yayıncılığının geride bıraktığımız on yılında, televizyon programlarının ulusal ya da sektörel düzeydeki kriz ve eğilimlerden geniş ölçüde etkilenmesi, belli program tür ve formatlarının birdenbire bir furya halinde, tüm televizyon kanallarını doldurmaları ve sonra gözden düşmeleri ya da televizyon ekranlarında sıklıkla aynı yüzler ve konuların dolaşıyor olması gibi sorunlar, yayın kuruluşlarının maddi kaynakları kullanma eğilimleriyle yakından ilişkilidir.&lt;br /&gt;Rekabetçi ve büyük ölçüde reklam gelirlerine dayalı medya sektörü, programcılık alanında uzun vadeli planlamadan uzak, sıklıkla tepkisel eğilimler sergileyen ve çeşitli bakımlardan olgunlaşamamış bir görünüm arz etmektedir.&lt;br /&gt;Bu tür bir rekabet düzeni içinde yayın kuruluşları, stratejik bir yayın akışı oluşturmada ve yayın çizgilerini belirlemede önemli istikrarsızlıklar sergilemektedirler. Bu durumu örneklerle açıklayacak olursak, iki yıl kadar önce Show TV'nin "Kim 500 Milyar İster?" adlı patentli yarışma programı (quiz show) ile elde ettiği başarı, birdenbire diğer yayın kuruluşlarının da, ana-yayın kuşaklarında, benzeri türden "Aslan Payı", "Ağırlığınca Altın" ya da "Fırsat Bu Fırsat" gibi büyük ödüller dağıtan yarışma programlarına yönelmelerine yol açmış ve farklı yayın kuruluşlarının izleyiciye sunduğu programlar yine gerçek bir çeşitlilikten, ya da alternatif yaratma potansiyelinden uzaklaşarak ortak bir eğilimde birleşmişti. &lt;br /&gt;İzleyicinin yoğun ilgi gösterdiği ve bir gecede "milyarlar dağıtan" bu programlar, kısa zaman sonra, kazandığı para ya da diğer ödülleri alamayan vatandaşların, yayın kuruluşlarını deşifre etmeleri ile yavaş yavaş gözden düştü . Yerli yarışma programları genellikle sona erdi ve başarısını sürdüren tek quiz show patentli olan, yani yabancı bir programın Türkiye versiyonu olduğu için, orijinal programın teknik ya da etik ilkelerine bağlılığı da denetlenen "Kim 500 Milyar İster?" adlı program oldu. Bunun gibi geçen yıl, Taxi Orange isimli yabancı bir programın Türkiye versiyonu olarak üretilen "Biri Bizi Gözetliyor" adlı yarışma programının ardından "Dokun Bana" gibi, bilhassa gençler olmak üzere sıradan vatandaşları programın merkezine yerleştirerek her anlarını takiple, çeşitli konulardaki dayanıklılıklarını ölçen ve kazanan kişiye büyük ödüller veren yeni bir yarışma programı türü benzer bir ilgiye mahzar oldu. &lt;br /&gt;2001 yılının yıldızı parlayan program türü ise durum komedileriydi (situation comedy). Yabancı bir durum komedisinin, "Dadı" adıyla Show TV'de yayınlanan Türkçe uyarlamasının izleyiciden büyük ilgi görmesinin ardından bu program türü büyük yayın kuruluşlarının ana yayın kuşaklarını doldurmaya başladı. Program türlerinin hızla tüketilmeleri ve/ya da istikrarsız bir biçimde yükseliş ve düşüşlerine dair bu örnekler, yayın kuruluşlarının kısa dönemde bir rating patlaması sağlayabilmek için, uzun erimli yayıncılık stratejilerini ve hedeflerini göz ardı etmelerinin somut bir göstergesidir. &lt;br /&gt;"Rating Savaşları"&lt;br /&gt;Akılcı bir planlamayı engelleyen bu tarz bir "rating savaşı" nedeniyle, büyük yayın kuruluşlarının pek çoğu, aynı yayın kuşağında benzer türden programları ekrana getirmekte ve karşılaşılan krizlere aynı türden çözümler üretmektedirler. &lt;br /&gt;Bazen aynı yayın döneminde belli başlı yayın kuruluşları hep birlikte yerli dramalara ağırlık vermekte ve pahalı bir yapım olan bu program türü bütün kanalları işgal etmektedir. Kimi zaman da ülke ekonomisindeki dalgalanmalara bağlı olarak, en yüksek izlenme oranlarına sahip yerli diziler bile, üretim maliyetlerinin yüksekliği nedeniyle yayından çekilebilmekte ve yerlerini game showlar ya da "televole" türü magazin programları almaktadır. &lt;br /&gt;Televizyon yayıncılığında mali kaynakların etkin kullanımının önündeki bir diğer engel de bu olgunlaşamamış sektördeki rekabetçi yapının doğal bir sonucu olarak, televizyon programlarının maliyetlerindeki aşırılaşma eğilimleri ile ilgilidir. Yayın kuruluşları, özellikle popüler televizyon starlarının yer aldığı programları kendi kanallarına transfer edebilmek ya da bu programların başka kanallara transferlerini önlemek için akıl almaz ödemeler önerebilmekte ve program maliyetleri buna bağlı olarak sürekli yükselmektedir. &lt;br /&gt;Sonuç olarak yalnız drama ya da eğlence programlarında değil, haber bültenlerinden, tartışma programlarına kadar televizyonun bütün formatlarında "star" yaratmak ve "star"la çalışmak temel motivasyon haline gelmektedir. Böylece, bir anchor man'in başka bir yayın kuruluşu ile çalışmaya başlamasının ardında, milyon dolarlık transfer sözleşmelerinin bulunması kaçınılmaz olmaktadır . &lt;br /&gt;Görüldüğü üzere, özel televizyon yayıncılığının bu hayli uzun süren "olgunlaşamama sendromu"nun ekonomik boyutu, mali olanakların kısıtlılığından çok, medya sektöründeki mülkiyet yoğunlaşmasıyla, kaynakların etkin kullanılamamasıyla ve norm ve standart oluşturulamamasıyla ilişkilidir.(EK)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-1371160656093288783?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/1371160656093288783/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ozel-televizyonlarn-yayn-ilkeleri.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1371160656093288783'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1371160656093288783'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ozel-televizyonlarn-yayn-ilkeleri.html' title='Özel televizyonların yayın ilkeleri nelerdir ve hangi tür programlar yayımlarlar?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-2778128546226150615</id><published>2012-01-08T09:14:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:15:26.786-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Voleybolun tarihsel gelişimi hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Voleybol ilk olarak 1895 yılında beden eğitimi öğretmeni olan William C.MORGAN tarafından Kuzey Amerika'nın Holyeke'da kentinde bulunmuştur (1).&lt;br /&gt;W.C.MORGAN bu sporu Y.M.C.A.'daki (Hıristiyan Gençler Birliği) iş adamlarına fazla yorucu olmayan ve sakatlanmalara yol açmayan, eğlendirici bir oyun tasarlarken bulmuştur. Morgan tenis oynanan alanda fileyi yerden 1.80-1.90 cm. yukarıya kaldırmış ve ikiye bölünen alana işadamlarını karşı karşıya geçirerek, basketbol topunun iç lastiğinden oluşturduğu top ile iş adamlarından bu topu ellerini kullanarak karşı alana atıp yere değdirmelerini istemiştir. (2).&lt;br /&gt;Kısa sürede benimsenen ve sevilen bu oyuna Mintonette ismi verilmiştir. Oyunu çok beğenen Amerikalı profesör Alfred Halsted 1896'da bu oyunun adını tenisteki vole vuruşundan esinlenerek "volley ball" olarak değiştirilmesini önermiş ve önerisi hemen benimsenmiştir (3).&lt;br /&gt;Oyunu çok seven ve oynayan Dr. Frank Wood ile itfaiye şefi olan John Lyneh, Morgan ile bir araya gelerek, bu oyuna kurallar koyarak oynanmasını kararlaştırdılar ve ilk oyun kurallarını belirlediler. 1897 yılında bu kurallar ile ilk kez Sprigfield Kolejinde beşer kişilik takımlarla ilk maç oynandı ve bu kurallar J.Y.Cameron tarafından kaleme alındı (3).&lt;br /&gt;Voleybolun Dünyadaki gelişimi ve büyümesinde Y.M.C.A. derneklerinin büyük katkısı olmuştur. 1910 yılında Filipinler'e giden Misyoner Elwood S.Brown, bu sporu tanıtmakla kalmayıp, üç yıl sonra 1913 yılında yapılmasına öncülük ettiği Manila Uzak Asya Oyunları'nda voleybolun da yer almasını sağladı. &lt;br /&gt;Eğlence sporu özelliğinde olan voleybol sporu; Filipinler'deki oyunlarda hücum vuruşunun yapılmasıyla yeni bir şekil aldı. Daha önceleri parmaklarla ve avuçlayarak oynanan voleybol sporu, turnuvaya Filipinler'in iç bölgelerinden gelen ormancılardan kurulu bir takımın, oldukça alçak olan filenin önüne koydukları iri yarı ve uzun boylu oyuncularının kendisine yüksekçe atılan topa birkaç adımda sıçrayarak kuvvetlice vurması sonucunda voleybol yeni bir karakter kazanıyordu. Bu hareket karşısında şaşıran organizatörler, bu vuruşu A.B.D.'deki Y.M.C.A. derneklerine durumu bildirdiler. Gelen yazıda kurallar dışında her hareketin mümkün olduğu ve bir yasaklamanın olmadığı bildirildi. Çin ve Filipinler'in katıldığı bu oyunlarda voleybol oyuncu sayısı 16 kişiden oluşmakta idi. &lt;br /&gt;Hücum hareketinin voleybola girmesi; bugüne kadar oynanan voleybol tarzına ışık tutması, 1913 tarihini bugünkü voleybolun doğuşu olarak kabul görmesine neden olmuştur. 1916 yılında Amerika'da ilk voleybol oyun kuralları kitabı yayınlanmıştır.&lt;br /&gt;1917 yılında 2.13 m. olan file yüksekliği 2.43 m.'ye yükseltildi. 1918 yılında ise oyuncu sayısı 6 kişi ile sınırlandı (4). 1921 yılında pozisyon dönüşü (position rotation) konuldu ve 12 oyuncu sistemi kabul edildi. İlk resmi voleybol şampiyonaları 1922 yılında Amerika ve Kanada'da yapıldı. 1928 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri, Voleybol Birliği'nin kurulmasına öncülük etti. 1927 yılında düzenlenen Uzak Doğu Asya Oyunları'nda 9 oyunculu sistem geçerli oldu (1).&lt;br /&gt;1929 yılında topu kullanma sayısı 3 vuruş ile sınırlandırıldı.1947 yılında 14 ülke temsilcisi Paris'te FIVB Dünya Organizasyonu'nu kurdular. Fransa'dan Mr. Paul Libaud başkanlığa seçildi. Bu federasyonun ilk aktivitesi uluslararası kuralların düzenlenmesi oldu. Alınan en önemli kararlardan birisi de voleybol sporunun olimpiyat oyunlarına alınması olmuştur. Voleybol sporunun ilk uluslararası maçı; Prag'da Çekoslovakya ile Fransa arasında 27 Ağustos 1947 yılında oynanmıştır. 1948 yılında ilk erkekler Avrupa Şampiyonası Roma'da yapıldı (6 takım). Şampiyon Çekoslovakya oldu. Yine bu yıl 3 m. çizgisi voleybol alanına dahil edildi (5). 1949'da ilk Dünya Şampiyonası Çekoslovakya'nın Prag kentinde yapıldı. Birinciliği Çekoslovakya, ikinciliği Sovyetler Birliği kazandı. Sovyetler Birliği bu şampiyonada ilk kez ön alanda 3 hücumcu kullandı.&lt;br /&gt;Günümüzde oldukça yoğun bir şekilde kullanılan smaç servis ilk kez 1950 yılında Santa Monika'da Tom Vogelsang isimli oyuncu tarafından kullanılmıştır. 1951 yılında getirilen kural ile; arka alan oyuncusunun, hücum vuruşu yapmasına, hareketine arka alandan başlamak kaydıyla olanak tanındı. 1952 yılında Moskova'da yapılan Dünya Şampiyonası'nı Bayanlarda ve Erkeklerde Sovyetler Birliği kazandı.&lt;br /&gt;1956 yılındaki bayanlar ve erkekler Dünya Şampiyonası, Paris'te yapıldı ve birinciliği Erkeklerde Çekoslovakya, Bayanlarda ise Sovyetler Birliği kazandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-2778128546226150615?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/2778128546226150615/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/voleybolun-tarihsel-gelisimi-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2778128546226150615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2778128546226150615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/voleybolun-tarihsel-gelisimi-hakknda.html' title='Voleybolun tarihsel gelişimi hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-7746230450260825822</id><published>2012-01-08T09:13:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:14:16.619-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih Soru ve Cevap'/><title type='text'>3. Selim ve 2. Mahmut döneminde olan yenilikler hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>III. Selim Devri Islahatları (1789-1807)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık düşünceli ileri görüşlü ve yenilik taraftarı bir insan olan III.Selim yapılan savaşlarda yeniçerilerin yetersizliğini anlamıştır.&lt;br /&gt;a-III.Selim yaptığı bütün ıslahatlara Nizam-ı Cedit (Yeni düzen) denir. Nizam-ı Cedit aynı zamanda kurulan ocağında adıdır.&lt;br /&gt;b-Bu ocağın masraflarını karşılamak üzere İrad-ı Cedit adında bir hazine kuruldu.&lt;br /&gt;c-Ocağın eğitimi için Fransa’dan subaylar getirildi. Selimiye kışlası kuruldu.&lt;br /&gt;d-Dış siyasete önem verildi. Sürekli büyükelçilikler açıldı.&lt;br /&gt;e-Yabancı dil öğrenimine ve kültür hareketlerine önem verildi.&lt;br /&gt;üIslahatları bazı çevrelerce iyi karşılanmayan III.Selim, Kabakçı Mustafa İsyanı sonunda tahttan indirildi. (1807) IV. Mustafa padişah oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islahat Hareketleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II.Mahmut Devri Islahatları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alemdar Mustafa Paşa, Anadolu ve Rumeli’de devlet aleyhine güç ve saygınlık kazanan Ayanları İstanbul’a çağırarak 1808’te Senedi İttifak sözleşmesini imzalamıştır. Bu senet uygulanamamıştır.&lt;br /&gt;Asker alanda Nizam-ı Cedit yerine Sekban-ı Cedit ordusunu kurdu. &lt;br /&gt;II.Mahmut Eşkinci Ocağını kurdu. Yine yeniçeriler isyan edince halkın ve ulema sınıfının da desteğiyle yayınlanan bir hattı hümayunla tüm ülkede Yeniçeri Ocağını kaldırdı (1926).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönemin ıslahatları:&lt;br /&gt;1-Asakir-i Mansure-i Muhammediye adında yeni bir ordu kurdu. &lt;br /&gt;2-Sadece Deniz Mühendishanesi mezunlarının kaptan olması kararlaştırıldı.&lt;br /&gt;3-Divan örgütü kaldırılarak bakanlıklar kuruldu. &lt;br /&gt;4-Müsadere sistemi kaldırıldı.&lt;br /&gt;5-Posta ve karantina örgütü kuruldu.&lt;br /&gt;6-Askeri amaçlı ilk nüfus sayımı yapıldı.&lt;br /&gt;7-Memurlar için kıyafet zorunluluğu getirildi.&lt;br /&gt;8-Padişah portreleri devlet dairelerine asılmaya başlandı.&lt;br /&gt;9-Medreselerin yanında çağdaş eğitim veren okullar açıldı. İlköğretim zorunlu oldu. Rüştüye (ortaokul) gibi orta dereceli okullar açıldı.&lt;br /&gt;10-Memur yetiştirmek amacıyla Mekteb-i Maarif-i Adliye, Harp okulu, Tıp okulu gibi okullar açıldı.&lt;br /&gt;11-1821’de Tercüme odası adı ile ilk yabancı dil okulu açıldı.&lt;br /&gt;12-Eğitim amacıyla Avrupa’ya ilk kez öğrenci gönderildi.&lt;br /&gt;13-İlk resmi gazete Takvim-i Vakayi çıkarıldı.&lt;br /&gt;14-Çuha fabrikası kurulmaya çalışıldı.&lt;br /&gt;15-II.Mahmut ülkeyi tanımak amacıyla yurt gezisine çıkan ilk padişahtır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-7746230450260825822?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/7746230450260825822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/3-selim-ve-2-mahmut-doneminde-olan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7746230450260825822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/7746230450260825822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/3-selim-ve-2-mahmut-doneminde-olan.html' title='3. Selim ve 2. Mahmut döneminde olan yenilikler hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-1722930402429989149</id><published>2012-01-08T09:11:00.000-08:00</published><updated>2012-01-08T09:13:09.951-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Su Maymunu (Myocastor coypus) nedir?</title><content type='html'>Su Maymunu (Myocastor coypus)&lt;br /&gt;Su Maymunu (Myocastor coypus)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güney Amerika kökenli yarı sucul bir kemirgendir. Bununla birlikte, kürk çiftliklerinden kaçması sebebi ile günümüzde Güney Amerika, Avrupa ve Asya' da kalabalık vahşi populasyonlar mevcuttur. Yuvaları için delik açmakta ve nehir kıyıları, bentler ve sulama tesislerine zarar vermektedirler. Sulak alan bitkileri ile beslenirler, geniş sazlık alanlara zarar verebilirler&lt;br /&gt;Genel Tanımlanması:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İri bir kemirgen türüdür, yüzeysel olarak sıçan benzeridir, kürkü kahverengi ve sarı kahverengi renklidir, silindirik bir kuyruğu vardır. Arka ayakları perdelidir, ayak izi 15 cm uzunluğuna kadar çıkabilir. Perde izi genelde görülebilirdir. Dışkıları 70 mm uzunluğa kadar olabilir, boyuna hafif yollar mevcuttur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığı Yerler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehir kenarlarındaki bölgeler, sulak alanlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşayabileceği Koşullar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suya yakın alanları yaşamak için tercih eder, nadirde olsa nehire 100 metreden uzakta da görülmüştür. Sert kışlar üreme başarısını ve yetişkinlerin hayatta kalma oranını düşürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel Etkileri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yuvaları, nehir kenarlarının ve bentlerin temeline zarar vermektedir. Sazların genç filizlerini ve onların rizomlarını yer. Bütün yatakları tamamiyle açabilir, ve onları üstü açık su alanlarına çevirebilir. Habitatı ve balaban, saz delicesi gibi nadir bataklık kuşlarının hayatlarını tehdit eder.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-1722930402429989149?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/1722930402429989149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/su-maymunu-myocastor-coypus-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1722930402429989149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1722930402429989149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/su-maymunu-myocastor-coypus-nedir.html' title='Su Maymunu (Myocastor coypus) nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5869427135475893045</id><published>2012-01-08T09:10:00.002-08:00</published><updated>2012-01-08T09:11:50.533-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Ekonomi ne demektir?</title><content type='html'>ekonomi &lt;br /&gt;isim Fransızca économie&lt;br /&gt;1 . İnsanların yaşayabilmek için üretme, ürettiklerini bölüşme biçimlerinin ve bu faaliyetlerden doğan ilişkilerin bütünü, iktisat:&lt;br /&gt;"Almanya akılalmaz bir çabuklukla yeniden kalkındı, ekonomisini çelikleştirdi, parasını altın yaptı."- T. Buğra.&lt;br /&gt;2 . Bu ilişkileri inceleyen bilim dalı, iktisat.&lt;br /&gt;3 . Tutum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5869427135475893045?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5869427135475893045/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ekonomi-ne-demektir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5869427135475893045'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5869427135475893045'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ekonomi-ne-demektir.html' title='Ekonomi ne demektir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-9015714610181470751</id><published>2012-01-08T09:10:00.001-08:00</published><updated>2012-01-08T09:10:54.310-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Türk Halk ve Türk Sanat müziği nedir?</title><content type='html'>Türk sanat Müziği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik Türk müziği, makamlı bir müzik türüdür. Bununla beraber Türk sanat müziği ile klasik Türk müziği birbirinden farklı dönemlerdir.&lt;br /&gt;10. yüzyılda yaşamış olan Farabi’den Timurlenk’in öldüğü 1405’e kadar geçen süre, Türk müziğinin nazari yönleriyle açıklandığı ve yazıya aktarılmaya başlandığı oluşum dönemini kapsamaktadır. Bu dönemin sonlarına doğru, çok meşhur bir üstad olan Abdülkadir Meragi, bir sonraki evrenin tohumlarını ekmiş, Türk müziğine yeni bir yön vermiştir.&lt;br /&gt;Bunu takiben, 15. yüzyılın başından Yavuz Sultan Selim ’in tahta çıktığı 1512’ye değin; anlatılageldiği şekilde, Türk müziğinin ses perdeleri ve makamları üzerinde birtakım nazari değişilikler yapılmıştır. Bu da, Diyar-ı Rum'un ve Balkanlar’ın dört bir köşesine Mevlevihanelerin yayıldığı, İstanbul’un fethedilip, Bizans İmparatorluğu kalıntıları arasına Enderun Saray Okulunun kurulduğu, kökleştiği ve Orta Asya’dan Ali Şir Nevai, Hüseyin Baykara, Ali Kuşçu, Şadi gibi ilim adamlarının İstanbul’a cezbedildiği bir dönüşüm dönemi, keza bir nevi Rönesans olarak görülmektedir.&lt;br /&gt;Türk Sanat Müziği, ciddi anlamda üzerinde yaşanılan toprakların milletlerinin müziklerinden etkilenmiştir. Özellikle Bizans Kilise Müziği ve diğer milletlerin müziklerinden yararlanmıştır. Türk Sanat Müziğinde yer alan pek çok makam Osmanlı üzerinde hakimiyet süren toplumlardan alınmıştır.&lt;br /&gt;Bunun ardından, 16. yüzyılın başından IV. Murat’ın öldüğü 1640’a dek, Doğuya düzenlenen seferler sayesinde, Osmanlı sarayına Orta Doğu’dan getirilen müzik ve sanat adamlarının faaliyet gösterdiği, Şii-Sünni mezhepleri arasında derin ayrışmaların patlak verdiği şark dönemi yaşanmıştır.&lt;br /&gt;17. yüzyılın ortalarından Lâle Devri'nin sona erdiği 1730’a kadar, Avrupai Barok ve Rokoko etkilerin Osmanlı sarayına nüfuz ederek, zamanının doğu kültürüyle apayrı bir sentez oluşturduğu klâsik dönem süregelmiştir. 1730’dan İsmail Dede Efendi’nin 1836’daki ölümüne dek uzanan dönem ise son klasik dönem olarak adlandırılmaktadır.&lt;br /&gt;Tanzimat Fermanı'nın ilan edildiği yıllardan II. Dünya Savaşı'nın sona erdiği 1945’e kadar süren akım ise romantik dönem olarak anılmaktadır.&lt;br /&gt;20. yüzyılın ortalarından bugüne kadar gelen dönem çağdaş dönemdir. Bu dönemin en son temsilcilerinden biri Münir Nurettin Selçuk'tur.&lt;br /&gt;Sadettin Kaynak, Bimen Şen, Refik Fersan, Yesari Asım Arsoy, Dramalı Hasan Güler en önemli temsilcileridir. Bir esmer dilberin vuruldum hüsnüne” (kürdilihicazkar), “Leyla” (hicazkar), “Enginde yavaş yavaş” (hicaz), “Kalplerden dudaklara” (nihavent) bu dönemin birkaç örneğidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk Halk Müziği:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk müziği, toplumun içinden gelen, insandan insana aktarılarak yaşayan, sürekliliği bulunan, yüzyıllar boyunca toplumların kendi öz kültürleri ile bezenen,halk tarafından genel kabul görerek yaşayan bir müzik türüdür. Dünyanın neresinde olursa olsun halk şarkıları, kent kültürünün dışında üretilmiştir. Bu müzik ve onun eşliğinde yapılan danslar, kırsal kesimin yaşamında kendine özgü anlam ve amaçlar içerir. Ana tema aşk tır. Yöresel dil ve üslup özelliklerini yansıtırken sanat kaygısı, yapmacık bir değiş, böbürlenme, kabalık, sertlik,ikiyüzlülük yoktur. Gösterişten arınmış, alçak gönüllü, yalın, gerçekçi içtenlikli, yürekten gelen bir değiş bulunur.&lt;br /&gt;Neredeyse yeryuzundeki her millete ait bir halk muzigi bulunur. Halk muziginin Anadolu'ya ozgu bicimine Türk Halk müziği adi verilir. Bu tur muzik yine Anadolu'ya ozgu Türk halk müziği çalgıları esliginde icra edilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-9015714610181470751?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/9015714610181470751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/turk-halk-ve-turk-sanat-muzigi-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/9015714610181470751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/9015714610181470751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/turk-halk-ve-turk-sanat-muzigi-nedir.html' title='Türk Halk ve Türk Sanat müziği nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-1636645809159692102</id><published>2012-01-06T08:33:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:34:49.601-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tarih Soru ve Cevap'/><title type='text'>Rönesans nedir?</title><content type='html'>Rönesans&lt;br /&gt;Rönesans, 15. ve 16. yüzyılda İtalya’da başlayan daha sonra diğer Avrupa ülkelerine yayılan, edebiyat, sanat ve bilim alanındaki gelişmeler, yenilikler ve anlayışların ortaya çıkmasıdır. Rönesans’ın kelime anlamı “Yeniden Doğuş” , “Yeniden Diriltme” demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rönesans Neden Başlamıştır?&lt;br /&gt;İspanya’daki Endülüs Emevi Devleti ve Avrupalı gezginler ile ticaret adamlarının (Burjuvaların) aracılığı ile İslam Medeniyeti tanınmış, birçok icat, bilgi Avrupa’ya taşınmıştır.&lt;br /&gt;Matbaanın geniş kullanım alanına girmesiyle yeni buluş ve düşüncelerin yayılması.&lt;br /&gt;Avrupa’da kültür ve sanat faaliyetlerini destekleyen, bilim adamları ve sanatkârları himaye eden varlıklı kişilerin (Burjuvaların) ortaya çıkması.&lt;br /&gt;Coğrafi Keşiflerden sonra zenginleşen Avrupa’da, sanattan ve edebiyattan zevk alan bir sınıfın (Burjuva) ortaya çıkması.&lt;br /&gt;Antik çağ (Eskiçağ) eserlerinin incelenmesi&lt;br /&gt;İstanbul’un fethinden sonra Bizanslı bazı bilginlerin İtalya’ya göç ederek eski Yunanca’yı öğretmeleri ve eski eserleri tanıtmaları.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-1636645809159692102?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/1636645809159692102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ronesans-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1636645809159692102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/1636645809159692102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ronesans-nedir.html' title='Rönesans nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-912424141741998827</id><published>2012-01-06T08:31:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:33:24.111-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Voleybol filesinin ölçüleri nedir?</title><content type='html'>File Ölçüleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;File 1 m genişliğinde, 9.50 m uzunluğunda ve orta çizginin üzerinde zemine dik olarak yer alır. File kenarları 10 cm'lik karelerden oluşan siyah iplerden yapılmıştır. Filenin üst kısmında 5 cm genişliğinde yatay, beyaz bir bant vardır. Bu bant çadır bezinden yapılmıştır ve file boyunca iki kat dikilir. Bandın içinden elastiki bir kablo geçer. Bu kablo filenin direklerine bağlanmasını ve üst kısmının gergin olmasını sağlar. Filenin alt kısmında kareler arasından geçerek onu direklere bağlayan ve filenin gergin olmasını sağlayan bir ip vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 cm genişliğinde ve 1 m uzunluğunda iki adet beyaz bant her iki yan çizginin üzerinde yer alacak şekilde fileye dik olarak bağlıdır. Bu bantlar filenin bir parçası olarak kabul edilirler. Anten 1.80 m boyunda,10 mm çapında esnek çubuktur. Fiber glas veya benzeri bir maddeden yapılmıştır. İki adet anten yan bantların dış tarafına bağlanır ve karşılıklı olarak filenin ters yönlerine yerleştirilir. Antenlerin 80 pp'lik kısımları filenin üzerinde devam eder. Bu kısımlar 10 cm'lik birbiri ile zıt iki ayrı,(tercihen kırmızı ve beyaz) renkte işaretlenir. Antenler filenin bir parçası sayılır ve geçiş boşluğunun yan sınırlarını belirler. Filenin yüksekliği erkekler için 2.43 m,bayanlar için 2.24 m'dir ve oyun alanının ortasından bir ölçü çubuğu ile ölçülür. Filenin iki (yan çizgilerin üzeri) oyun alanının yüzeyinden aynı yüksekliktedir. Buradaki yükseklik kuralda belirtilen yüksekliği 2 cm'den fazla geçemez.&lt;br /&gt;Filenin bağlandığı direkler,düzgün, yuvarlak ve 2.55 m yüksekliğindedir. Direkler iki yan çizgiden 0.50 m ile 1.00 m mesafede yerleştirilmiştir. Direklerin yere tel ile tutturulması ise yasaktır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-912424141741998827?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/912424141741998827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/voleybol-filesinin-olculeri-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/912424141741998827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/912424141741998827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/voleybol-filesinin-olculeri-nedir.html' title='Voleybol filesinin ölçüleri nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-8650945821469919710</id><published>2012-01-06T08:28:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:31:31.729-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Desinatör nedir?</title><content type='html'>Desinatör kitap ya da dergi gibi yazılı eserleri çizim, resim ve uygulamalı sanatın diğer yöntemleriyle resimleyen sanatçıya verilen isimdir. Kavram, (Illustrierte) 19. yüzyılın ortalarında gündeme geldi. Tahminlere göre, günümüzde desinatörlerin yüzde 80'inden fazlası yazılı eser resimleme işinin haricinde, tekstil, reklam, ambalaj ve süreli yayın branşlarında faaliyet göstermektedirler. Ayrıca desinatörler genelde geometrik şekillerden ortaya çıkan kıyafetler de tasarlarlar. Çoğu ünlü desinatör tekstil ve ambalaj alanında çalışmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı ünlü desinatörler &lt;br /&gt;Frank Frazetta&lt;br /&gt;Norman Rockwell&lt;br /&gt;Gustave Doré&lt;br /&gt;Sven Hedin&lt;br /&gt;Franz Karl Basler-Kopp&lt;br /&gt;Ernest Shepard&lt;br /&gt;Tove Jansson&lt;br /&gt;Ota Janeček&lt;br /&gt;Roger Hargreaves&lt;br /&gt;Horst Janssen&lt;br /&gt;Tomi Ungerer&lt;br /&gt;Braldt Bralds&lt;br /&gt;Josh Kirby&lt;br /&gt;William Morris&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-8650945821469919710?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/8650945821469919710/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/desinator-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8650945821469919710'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8650945821469919710'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/desinator-nedir.html' title='Desinatör nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4894572374843490262</id><published>2012-01-06T08:27:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:28:31.437-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türkçe soru ve Cevap'/><title type='text'>Beyit nedir?</title><content type='html'>İki mısradan meydana gelen nâzım parçası. Divan edebiyatında nâzım birimi sayılan beyit, aynı vezinde olan ve birbiri peşinden gelmeyen iki mısradır. Çoklukla anlamın tamamlandığı bir bölüm Beyitin bir nâzım birimi olarak kabul edilmesi yüzünden, divan edebiyatı şiirlerinde konu birliği pek az görülür. Divan şairinin bütün düşüncesi, beyitleri meydana getirecek kafiyelerle ikişer mısra söyleyebilmekti. Divan edebiyatındaki bu şiir anlayışı, bizde "Edebiyat-i Cedide" ile değişmeye başlamıştır. Anlamın bir beyitte tamamlanmasının şart olmadığı sonraki beyitte, hattâ daha sonraki beyitlere geçebileceği hakkındaki örnekler, bu edebiyat akımı ile edebiyatımızda gelişmiştir. Böylece, bir nâzım şeklinde konu birliğine önem verilmesi yoluna geçilebilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyit, kafiyeli iki mısradan meydana gelirse "beyt-i musarra", bir gazelin en seçme beyti olursa "beyt-ül gazel" bir kasidenin en güzel beyti olursa "beyt-ül kaside", içinde şairin adının ya da mahlasının bulunduğu beyitse "tac tâc beyit" bir kasidenin ya da gazelin ilk beyiti "matla" son beyti ise "makta" adını alır.&lt;br /&gt;Anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası.&lt;br /&gt;(Geniş anlamiyle) Çift dizeli olarak düzenlenen bir koşuğun her dize çifti.&lt;br /&gt;(Dar anlamiyle) Tara anlam veren ve iki dizeden meydana gelen koşuk.&lt;br /&gt;Örnekler &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel derse gönüllerde ki "güzellerde vefâ var" &lt;br /&gt;Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mehmed bin Süleyman Fuzuli&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4894572374843490262?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4894572374843490262/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/beyit-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4894572374843490262'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4894572374843490262'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/beyit-nedir.html' title='Beyit nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-2937300758995960889</id><published>2012-01-06T08:26:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:27:04.987-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Lületaşı neye yarar, faydaları nelerdir?</title><content type='html'>Lületaşı, magnezyum ve silisyum esaslı ana kaya parçalarının yerin muhtelif derinliklerindeki başkalaşım katmanları içinde, hidrotermal etkilerle hidratlaşması sonucunda oluşmuş kayaçtır. Bu kayacı farkeden bir alman mineralog (E. F. Glocker) tarafından 19. yüzyıl ortalarında sepiolit olarak adlandırılmıştır. Sepiolit ismi mürekkep balığının yunanca ismi olan 'sepion'a ithafen verilmiştir. Bu mineralin Almanca ismi olan 'Meerschaum' (deniz köpüğü) da mineralin yoğunluğuna ithafendir.&lt;br /&gt;Kimyasal formülü Mg4Si6O15(OH)2•6 H2O şeklindedir ve yoğunluğu 0.988 - 1.279 gr/cm3 değerleri arasında değişir. Mikroskopik büyüklükteki kristalleri düzensiz biçimde bağlanmıştır. Çok ince gözenekli yumuşak bir dokuya , beyaz ve beyaza yakın tonlarda bir renge sahiptir.&lt;br /&gt;Arkeolojik çalışmalar , lületaşının yaklaşık beşbin yıl öncesinden bilindiğini ve değişik amaçlarla kullanıldığını göstermiştir.Günümüzde Lületaşı süs eşyası ve özellikle pipo yapımında kullanılmaktadır. Pipo ile tütün içme alışkanlığının yaygınlaşması lületaşının tüm dünyada tanınmasını sağlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pipo, ağızlık, kolye, bilezik, küpe, iğne, saksafon, nargile, tespih, cami maketleri, leke çıkarmada, elektrik makineleri ve motorlu ulaşım araçları için de katalizör yapımında ve Otomobil sanayinde ise motorla ekzos borusu arasına emici olarak nohut yada mercimek iriliğinde parçalanarak yakıt temizlemede kullanılır. Lületaşının bu özelliğinden ülke ekonomisinde da yararlanılmaktadır. Füze ve öbür uzay araçlarının başlık iç kaplamalarının yalıtılmasında da kullanılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-2937300758995960889?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/2937300758995960889/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/luletas-neye-yarar-faydalar-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2937300758995960889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2937300758995960889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/luletas-neye-yarar-faydalar-nelerdir.html' title='Lületaşı neye yarar, faydaları nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3693956765421824919</id><published>2012-01-06T08:24:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:26:15.066-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Richter ölçeği hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Richter ölçeği ya da yerel magnitüd ölçeği, sismoloji´de kullanılan, dünya genelinde meydana gelen depremlerin aletsel büyüklüklerini ve sarsıntı oranını (magnitüd, İngilizce:magnitude) belirleyen ve sınıflara ayıran uluslararası ölçüm birimi. Günümüzde, özellikle büyük ölçekli depremlerde moment magnitüd ölçeği, Richter'in yerini almıştır. Rihter diye okunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihçesi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ölçek, 1935 senesinde Charles Francis Richter ve Beno Gutenberg tarafından Kaliforniya Teknik Enstitüsü´nde (California Institute of Technology) tasarlanıp, ilk olarak ML-ölçeği (yerel magnitüd İngilizce:Magnitude Local) olarak isimlendirilmiştir.&lt;br /&gt;Amerikan Sismoloji Derneği Bülteni´nde (Bulletin of the Seismological Society of America) "Bir enstrümental deprem şiddet ve sarsıntı oranı ölçeği" isimli (An instrumental Earthquake Magnitude Scale) bilimsel yayımlamada, Charles Francis Richter´in ilk defa K. Wadati´nin 1931´de yayımladığı, "bir enstrümental deprem ölçeği" fikrini Kaliforniya´da meydana gelen depremlerde uyguladığı belirtilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklaması &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölçek yukarıya doğru her ne kadar sınırlı olmasa da, bir jeolojik levhanın jeolojik enerji potansiyeli, bilim adamlarına göre, tahminen 9,5 şiddetini geçemeyeceği düşünülür. Açıklama olarak şu noktayı öne sürerler. Her jeolojik levhada, zaman geçtikce farklı derece ve zamanda tektonik hareket ile jeolojik enerji potansiyalı artmaktadır. Bu artma, levhaların rahat ve serbest şekilde hareket edemeklerinden, itici, çekici vb güçlerin levhalarda jeolojik enerji olarak saklanmasından doğar. Bir deprem anı ise, bu levhalarda bulunan jeolojik enerjinin, levhalar tarafından daha fazla saklanamamasından, levhanın en zayıf noktasından aniden hareket edip, jeolojik enerji potansiyelinin doğal yoldan azaltılmasıdır. Ve bu sanı gereğince,dünyadaki mevcut levhaların hiç birinin &gt; 9,5 şiddet oluşturacak, jeolojik enerji potansiyeline sahip olamayacağına dayanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Depremin enerji potansiyelinin hesaplanması &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;M = magnitüd ve W = eşdeğerTNT ton bazında enerji&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Richter ölçeği ile ölçülen en şiddetli depremlerden bazıları &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1960 Şili depremi, ilk dönemde sadece 8,6 magnitüdü daha sonra çeşitli araştırma doğrultusunda (US Geological Surveys´de dahil) 9,5 ile tespit edilmiştir.&lt;br /&gt;24 Aralık 2004 Sumatra depremi, 9,5 magnitüdü, en son 9,0+ magnitüdlü deprem.&lt;br /&gt;27 Mart 1964 Prince William Sound, Alaska depremi, 9,2 magnitüdü&lt;br /&gt;11 Mart 2011 Japonya depremi 9,0 magnitüdü&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-3693956765421824919?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/3693956765421824919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/richter-olcegi-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3693956765421824919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3693956765421824919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/richter-olcegi-hakknda-bilgi-verir.html' title='Richter ölçeği hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-4779288421538319423</id><published>2012-01-06T08:22:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:24:46.826-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>İç kuvvetler nelerdir?</title><content type='html'>İç Kuvvetler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A. DAĞOLUŞUMU HAREKETLERİ (OROJENEZ)&lt;br /&gt;1. Kıvrılma&lt;br /&gt;Akarsular, rüzgârlar ve buzullar gibi dış kuvvetlerin aşındırdığı maddeler, yer kabuğunun büyük çukurluklarında biriktirilir. Bu çukurluklara jeosenklinal adı verilir.&lt;br /&gt;Jeosenklinallerde biriktirilen tortul maddeler, çeşitli yan basınçlara uğrarlarsa kıvrılarak deniz yüzeyine çıkarlar. Böylece yeryüzünün büyük kıvrım dağları oluşmuş olur. Kıvrılma sonucunda yüksekte kalan kesimlere antiklinal, alçakta kalan kesimlere de senklinal denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupada Alpler, Asyada Himalayalar, Türkiyede Toros ve Kuzey Anadolu Dağları bu tür hareketlerle meydana gelmişlerdir.&lt;br /&gt;2. Kırılma&lt;br /&gt;Yer kabuğunun eskiden beri kara haline geçmiş, katılaşmış kısımları, yan basınçlara uğradığı zaman bükülüp katlanamazlar. Bu nedenle, bu gibi yerlerde kıvrılmalar yerine kırıklar meydana gelir. Kırıkların iki yanındaki kısım birbirine göre yer değiştirirse, bu özellikteki kırığa fay denir. Kırılma sonucunda yüksekte kalan kesimlere horst, alçakta kalan kesimlere de graben denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiyede, en yaygın horst ve graben sistemi Ege Bölgesinde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;TÜRKİYE'DEKİ FAY HATLARI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Anadolu Fay Hattı (KAF): Saroz Körfezinden başlar, Marmara Denizi, Sapanca Gölü, Adapazarı, Tosya ve Erzincan üzerinden Van Gölü kuzeyine kadar uzanır.&lt;br /&gt;Doğu Anadolu Fay Hattı (DAF): Hatay grabeninden başlar, K. Maraş, Adıyaman, Malatya ve Elazığ ovalarından geçerek Bingöle kadar sokulur.&lt;br /&gt;Batı Anadolu Fay Hattı (BAF): Ege Bölgesinde, kuzeyden güneye doğru uzanan çok sayıdaki fay hatlarından oluşur.&lt;br /&gt;Fay hatları, yer kabuğunun zayıf ve hareket halindeki bölgeleridir. Volkanik sahalar, genç kıvrım dağları ve deprem alanlarının uzanışı fay hatlarıyla paralellik gösterir.&lt;br /&gt;B. KITA OLUŞUMU HAREKETLERİ (EPİROJENEZ)&lt;br /&gt;Kara ve denizlerde düşey doğrultudaki alçalma yükselme hareketlerine epirojenez denir. Başka bir ifade ile, yer kabuğunun geniş alanlı yaylanma hareketleridir.&lt;br /&gt;Farklı yoğunluktaki yer kabuğu parçaları manto üzerinde dengeli bir biçimde dururlar. Bu olaya izostazi, dengeye ise izostatik denge denir. Herhangi bir yerde epirojenez olayının olabilmesi için, izostatik dengenin bozulması gereklidir. İzostatik dengeyi bozan olaylar şunlardır:&lt;br /&gt;İklim değişiklikleri&lt;br /&gt;Yeni bir dağ oluşumu&lt;br /&gt;Engebeli yüksek yerlerin fazla aşınması&lt;br /&gt;Deniz çukurluklarında tortulanmanın fazla olması&lt;br /&gt;İzostatik dengeyi bozan yukarıdaki olaylar sonucu karalar hafiflemekte ve yükselmektedir. Karalar yükselince deniz seviyesi gerilemekte, deniz altındaki alanlar kara haline gelmektedir. Bu şekilde, deniz seviyesinin alçalması olayına regresyon denir.&lt;br /&gt;Karalardaki, lâvlar, birikmeler, buzullaşma, vb. olaylar sonucunda da karaların yükü artmakta ve ağırlaşarak ya da iç kuvvetlerin etkisiyle çökmektedir.&lt;br /&gt;Bu alçalma sonucunda denizler karalara doğru ilerlemekte ve kara parçaları sular altında kalmaktadır. Bu şekilde, deniz seviyesinin yükselmesi olayına da transgresyon adı verilir.&lt;br /&gt;Epirojenik hareketlere örnek olarak, İskandinav Yarımadası ve Kanada verilebilir. Buzul çağında buralarda 1 – 2 km kalınlığında bir buz tabakası vardı. Sonradan buzullar eriyince, karaların üzerindeki yük azaldı ve mağmaya doğru gömülen bu kara parçaları tekrar yükselmeye başladı. Bu yükselme, günümüzde de yavaş yavaş devam etmektedir.&lt;br /&gt;Epirojenik hareketler, Türkiyede de olmaktadır. Anadolu milyonlarca yıldır yükselmekte, buna karşılık Karadeniz ve Doğu Akdeniz havzaları çökmektedir. Buna bağlı olarak, Çukurova Havzası ile Ergene Ovası hızlı bir çökme içine girmişler ve tortulanma alanı olmuşlardır.&lt;br /&gt;C. VOLKANİK HAREKETLER (VOLKANİZMA)&lt;br /&gt;Yerin derinliklerinde bulunan mağmanın, yerkabuğunun zayıf kısımlarından yeryüzüne doğru yükselmesine volkanizma denir.&lt;br /&gt;Katı, sıvı ya da gaz halindeki maddelerin yeryüzüne çıktığı yere volkan ya da yanardağ, bu maddelerin çıkışına da püskürme denir. Püskürdüğü bilinen volkanlar etkin volkanlar, püskürdüğü bilinmeyen volkanlar da sönmüş volkanlar olarak adlandırılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-4779288421538319423?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/4779288421538319423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ic-kuvvetler-nelerdir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4779288421538319423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/4779288421538319423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/ic-kuvvetler-nelerdir.html' title='İç kuvvetler nelerdir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3748360064845198279</id><published>2012-01-06T08:17:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:22:00.994-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Fotosentez nedir?</title><content type='html'>Fotosentez nedir?&lt;br /&gt;Yeşil bitkilerin, ışık enerjisi yardımıyla, karbondioksit (CO2) ve suyu (H2O) birleştirerek organik besin yapması olayı. "Karbon özümlemesi" de denir. Bu olay bitkilerin kloroplastça zengin olan yeşil kısımlarında olur. Fotosentez, basit ve yüksek yapılı bütün klorofilli kara ve su bitkileriyle az bir bakteri türünde cereyan eder. En çok yapraklarda olur. Mantarlar fotosentez yapmaz. Fotosentez sonucu, glikoz, su ve oksijen meydana gelir. Glikoz, meydana gelen diğer elementlerle birleşerek kimyasal yapısını değiştirerek, diğer karbonhidratlar, yağlar ve aminoasitlere dönüşür. Güneş enerjisi fotosentez aracılığıyla kimyasal bağ enerjisine dönüşerek meydana gelen besinlerde depolanır. Sindirim sonucu besinlerin yakılmasıyla açığa çıkan bu enerji, hayati enerji olarak kullanılır. Güneş, hayat için en önemli enerji kaynağıdır. Güneşsiz hayat düşünülemez. Karanlık deniz diplerinde yaşayan canlılar da üst tabakalardan diplere çöken besinlere muhtaçtır.&lt;br /&gt;Fotosentezin genel formülü şöyledir:&lt;br /&gt;nCO2 + 2nH2O + Işık enerjisi › (CH2O)n + nO2 + nH2O&lt;br /&gt;Fotosentez olayı, formülde ifade edildiği gibi basit bir olay değildir. Birçok ara reaksiyonlardan sonra gerçekleşir. Bu ara reaksiyonlardan birçoğu bugün bile bilinmemektedir. Reaksiyonları iki devrede incelenir: Işık devresi, karanlık devre.&lt;br /&gt;Işık devresi&lt;br /&gt;Kloroplastların grana bölgesinde gerçekleşir. Granalar klorofilce zengin yeşil taneciklerdir. Bu devre maddeler halinde özetlenirse:&lt;br /&gt;a) Klorofil molekülleri, ışık enerjisini emerek hareketlenir ve elektron kaybederek elektron alıcı durumuna geçerler. Işık enerjisi böylece kimyasal enerjiye dönüşmüş olur. Klorofil, emdiği enerjiyi bir molekülden diğerine aktarmasıyla fotosentez reaksiyonlarında katalizör görevi yapar.&lt;br /&gt;b) Kimyasal enerji ile su parçalanır.&lt;br /&gt;c) Serbest kalan O2 açığa çıkar. Açığa çıkan O2 , suyun ayrışmasından meydana gelmiştir.&lt;br /&gt;d) Suyun parçalanmasından açığa çıkan hidrojen iyonları suya dönüşmemek ve kaçmamak için NADP tarafından tutulur. NADP (nikotinamid adenin dinükleotit fosfat) hidrojen taşıyıcı bir koenzimdir. TPN (trifosforidin nükleotit) de denir.&lt;br /&gt;e) Hidrojen tutarak NADPH2 moleküllerine dönüşür.&lt;br /&gt;f) Klorofilden ayrılan elektronlar elektron taşıma sistemine geçerken açığa çıkan enerji ile ATP molekülleri de sentezlenir. Dikkat edilirse, kimyasal enerjiye dönüşen ışık enerjisinin NADPH2 ve ATP moleküllerinde depolandığı görülür.&lt;br /&gt;g) Kloroplastlarda ışık karşısında ATP sentezlenmesine "devirli fotofosforilasyon" denir. Bu devrede sadece ATP sentezlenir.&lt;br /&gt;h) Karanlık devre reaksiyonları için gerekli olan ATP ve NADPH 2 ’nin sentezlenmesine "devirli olmayan fotofosforilasyon" denir.&lt;br /&gt;Karanlık devre&lt;br /&gt;Kloroplastların stroma bölgesinde gerçekleşir. Stromalar protein tabiatındadır. Bu devrede ışığa ihtiyaç yoktur. Aydınlıkta da karanlıkta da olabilir. CO2 ’nin devreye girmesiyle başlar. Hidrojen ile CO2 reaksiyonlar sonucu birleşerek karbonhidratları (organik besinleri) meydana getirirler.&lt;br /&gt;a) CO2 beş karbonlu bir şeker olan ribulas difosfat tarafından tutulur.&lt;br /&gt;b) Altı karbonlu kararsız ara madde ve üçer karbonlu iki fosfogliserik asit (PGA) meydana gelir.&lt;br /&gt;c) PGA, NADPH2 tarafından sağlanan (H) atomu ile birleşir. PGAL (fosfogliser aldehid) meydana gelir. PGAL triozfosfattır.&lt;br /&gt;d) Triozfosfat molekülleri ikişer ikişer birleşerek heksoz difosfatları, difosfatların atılmasıyla da altı karbonlu şeker olan heksozlar sentezlenir. Reaksiyonlar sonucu glikoz sentezlenir. (Karbon devri için gerekli enerji, ışık devresinde sentezlenen ATP ve NADPH2 ’den sağlanır.)&lt;br /&gt;e) CO2 ’nin ve H2 ’nin glikoza katılışına kadar 12 çeşit enzim görev yapar. Glikoz molekülleri bir enzim yönetiminde nişastaya çevrilirken su açığa çıkar.&lt;br /&gt;f) Bir molekül CO2 ’nin karbon devrine sokulması için 3 ATP ve 2 NADPH2 moleküllerine ihtiyaç vardır. 6 mol CO2 ’den, 1 mol glikoz meydana gelmesi için 18 ATP ve 12 NADPH2 moleküllerine ihtiyaç vardır. Gerekli ek ATP molekülleri, devirli fotofosforilasyondan elde edilir.&lt;br /&gt;Bakterial fotosentez&lt;br /&gt;Işık enerjisini kullanarak organik bileşikler yapan bakterilere fotosentetik bakteriler, fotosentez işlemlerine de bakterial fotosentez denir. Bu organizmalardaki fotosentetik pigment, klorofil -a’ya benzer olup, bakterioklorofil adını alır. Bu pigment ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürür. Bu enerji de karbon bağlarında kullanılır.&lt;br /&gt;Bakteri ve bitki fotosentezinde bir diğer önemli fark; bakterilerde, karanlık devre reaksiyonları için suyun hidrojen kaynağı olarak kullanılmamasıdır. Onun yerine hidrojen sülfür (H2S), hidrojen gazı (H2) veya çeşitli organik bileşikler kullanılır. Fotosentetik bakteriler anaeroptur. Serbest oksijene ihtiyaç duymazlar. İnorganik maddelerden organik madde yapılırken, su parçalanmaz ve serbest oksijen açığa çıkarmazlar. Mesela; mor ve yeşil sülfür bakterilerinde hidrojen kaynağı H2S’tir. Bu bileşik parçalandığında, hidrojen atomları, elektronlar ve serbest sülfür açığa çıkar. Bakterial fotosentez sonucunda bakteriler, sülfür kristallerini sitoplazmalarında biriktirir veya hüclerinden dışarı atarlar.&lt;br /&gt;Fotosentez hızını etkileyen faktörler&lt;br /&gt;1. Işık: Işık şiddetinin belli bir noktaya kadar artışı, fotosentez hızını artırdığı halde, belli bir noktadan sonraki artışlar, fotosentezin hızını etkilemez.&lt;br /&gt;2. CO2 yoğunluğu: CO2 yoğunluğunun artışı, belli bir noktaya kadar fotosentez hızını arttırdığı halde, belli bir noktadan sonraki yoğunluk artışı fotosentezi etkilemez.&lt;br /&gt;3. Sıcaklık: 30°C’ye kadar sıcaklık artışları, fotosentez hızını artırdığı halde, sonraki artışlar fotosentez hızını düşürür. 30°C’den sonraki sıcaklıklarda protein yapısında olan enzimler bozulmaya başlar. 60°C’de çökelir.&lt;br /&gt;4. Yaprak ve stomaların (gözenek); yapı, sayı ve şekli de fotosentezi etkiler. Geniş yaprak ve bol stomalı bölgelerde fotosentez artar.&lt;br /&gt;Sözlükte "fotosentez" ne demek?&lt;br /&gt;1. Yeşil bitkilerin ışıkta basit bileşiklerinden karmaşık yapılı organik moleküller yapması.&lt;br /&gt;Fotosentez kelimesinin ingilizcesi&lt;br /&gt;n. photosynthesis&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-3748360064845198279?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/3748360064845198279/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/fotosentez-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3748360064845198279'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3748360064845198279'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/fotosentez-nedir.html' title='Fotosentez nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-5575842540941915619</id><published>2012-01-06T08:15:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:17:38.430-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Hezarfen Ahmet Çelebi kimdir, hayatı ve çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Hazerfen Ahmet Çelebi, (d. 1609 - ö. 1640) kendi geliştirdiği takma kanatlarla uçmayı başaran ilk insandır, 17. yüzyılda Osmanlı'da yaşamış Türk bilginidir. 1623-1640 yılları arasında saltanat süren Sultan IV. Murat zamanında, uçma tasarısını gerçekleştirdiği ve geniş bilgisinden ötürü halk arasında, "Bin Fenli" anlamına gelen Hezarfen olarak anıldığı bilinmektedir. (Hezar, Farsça 1000 sayısını nitelemektedir.)&lt;br /&gt;İlk uçma denemelerinde, 10. yüzyıl Türk alimlerinden İsmail Cevheri'den ilham almıştır. Cevheri'nin bulgularını iyice inceleyen ve öğrenen Çelebi, kuşların uçuşunu inceleyerek tarihi uçuşundan önce hazırladığı kanatlarının dayanıklılık derecesini ölçmek için, Okmeydanı'nda deneyler yapmıştır. Ayrıca, Leonardo Da Vinci'nin uçma konusundaki çalışmalarında kendinden çok önce bu konuda deneyler yapan İsmail Cevheri'den ilham aldığı sanılmaktadır.&lt;br /&gt;1632 yılında lodoslu bir havada Galata Kulesi'nden kuş kanatlarına benzer bir araç takıp kendini boşluğa bırakan ve uçarak İstanbul Boğazı'nı geçip 3000 m. ötede Üsküdar'da Doğancılar'a inen Hezarfen Ahmet Çelebi, Türk havacılık tarihinin en kayda değer kişilerden birisidir. Bu uçuş hakkındaki belgeler şimdiye kadar sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname'sindeki ifadesinden ibarettir.&lt;br /&gt;Bu olay Osmanlı Devleti'nde ve Avrupa'da büyük yankı buldu ve dönemin padişahı IV. Murat tarafından da beğenildi. Sarayburnu'ndaki Sinan Paşa köşkünden bu durumu seyreden Sultan, Ahmet Çelebi ile önce çok yakından ilgilenmiş, hatta Evliya Çelebi'ye göre "bir kese de altınla" sevindirmiş, ancak bu derece bilgili ve becerikli birisinin tehlikeli olabileceğini düşünüp, "Bu adem pek havf edilecek bir ademdir, her ne murad ederse elinden gelür, böyle kimselerin bakaası caiz değil" diyerek onu Cezayir'e sürgün etmiştir.&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti P.T.T. İdaresinin 17 Ekim 1950 Tarihinde İstanbul’da toplanan Milletlerarası Sivil Havacılık Kongresi için çıkardığı üç hatıra pulundan Zeytuni yeşil-mavi renkli 20 kuruşluk olanın taşıdığı temsili resim, Hezarfen'in Galata Kulesi’nden Üsküdar'a uçuşunu tasvir etmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-5575842540941915619?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/5575842540941915619/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hezarfen-ahmet-celebi-kimdir-hayat-ve.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5575842540941915619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/5575842540941915619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/hezarfen-ahmet-celebi-kimdir-hayat-ve.html' title='Hezarfen Ahmet Çelebi kimdir, hayatı ve çalışmaları hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3658033394293060967</id><published>2012-01-06T08:14:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:15:28.464-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sosyal Bilgiler Soru ve Cevap'/><title type='text'>Neden hapşırırız?</title><content type='html'>Neden Hapşırırız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapşırma, ani, irade dışı, sesli bir şekilde ağızdan ve burundan nefes vermektir. Hapşırma burun kanallarındaki sinirlerin uyarılması sonucu oluşan psikolojik bir reaksiyondur. Aslında burnumuz nefes almamızda çok önemli bir görev yapar. Hava onun dar kanallarından türbülans oluşturarak geçerken hem ısısı ayarlanır, hem de içindeki toz burada filtre edilir.&lt;br /&gt;Buradaki sinirlerin uyarılmasının nedenleri değişiktir. En çok alerjik etkilenmedir ama toz, duman, parfümler hatta aniden ışığa bakma gibi başka birçok nedenleri daha vardır. Hapşırmadan önce sanki bir yerimiz ısırılmış gibi sinir uçlarının ikaz göndermesi sonucu, burnumuzdan önce bir salgı gelir. Biz bunun pek farkına varamayız.&lt;br /&gt;Bu salgının ardından beyine giden ikaz neticesinde baş ve boynumuzdaki kaslar uyarılarak ani nefes boşanması olayı yaşanır. Ses tellerinin olduğu bölüm önce kapanır ve buradaki havanın basıncı iyice yükselir. Sonra aniden açılarak hava yüksek bir sesle dışarı verilir. Tabii beraberinde burnumuzdaki toz gibi yabancı maddeler ve soğuk algınlığı yaratan mikroplar da. Ancak tıp bilimi hapşırma ile yayılan mikropların, elle yayılanlardan çok daha az olduğunu saptamış bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Uyku sırasında özellikle rüya safhasında sinir sisteminin bazı elemanları kapalı olduğundan normal şartlarda hapşırma olmaz. Uyarı çok kuvvetli ise olabilir ama anında uyanılır. Ancak bu beyin tarafından tehlike olarak algılanmaz. Uyurken ayağını gıdıkladığımız kişinin ayağını çekip, arkasını dönüp, uyumağa devam etmesi gibi.&lt;br /&gt;Hapşırma refleksinin detayları tam bilinmese de kesin olarak bilinen bir şey var. Hapşırırken gözlerinizi açık tutamazsınız. Bunu bilim insanları vücudumuzda bir acı veya ağrı duyduğumuzda gözlerimizi kapatmamıza bağlıyor. Kibarlık olsun diye hapşırığı tutmaya çalışmak ise kesinlikle tavsiye edilmiyor.&lt;br /&gt;Güneş ışığı ile karşılaşınca hapşırmanın genetik olduğu ileri sürülüyor. Dünya nüfusunun en az yüzde 18′i bu hassasiyete sahip. Hapşırma sayısının da genlerle nakledildiğini ileri süren bilim insanları var. Bazı ailelerde üç kere hapşırılırken, bazılarında sekizincide duruyormuş.&lt;br /&gt;İnsanlara hapşırdıktan sonra ‘çok yaşa’ deme adetinin kökeni Hıristiyanların ‘God bless you’ yani ‘Tanrı seni takdis etsin’ veya Tanrının hayır duası üzerinde olsun’ cümlesine dayanmaktadır. Altıncı yüzyılda hapşıranlara vücutlarındaki şeytanı attıkları için tebrik anlamında söylenen bu söz büyük veba salgını başlayınca Papa tarafından söylenmesi zorunlu kılındı ve kanunlaştırıldı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-3658033394293060967?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/3658033394293060967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/neden-hapsrrz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3658033394293060967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/3658033394293060967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/neden-hapsrrz.html' title='Neden hapşırırız?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-6089363593751501924</id><published>2012-01-06T08:13:00.001-08:00</published><updated>2012-01-06T08:14:29.760-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Vertigo hastalığı hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Vertigo, (Latince dönmek) baş dönmesi ve hareket duygusunun yitirilmesi demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesidir. Korkuya bağlı baş dönmesi de vertigo kapsamında yer alır. Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, başımı tutamıyorum , yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunkarın hepsine birden baş dönmesi denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(VERTİGO)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş Dönmesi Nedir: Baş dönmesi diyince hastanın dengesini sağlamadaki her türlü problem anlaşılır. Bu durum hastayı yatağa düşürüp gözlerini dahi açamayacağı şiddetten, sadece zaman zaman bir kayma hissine kadar değişebilir. Hatta sadece bir göz kararması şeklinde ortaya çıkabilir. Tıp dilinde genel olarak vertigo adı verilir. &lt;br /&gt;Denge Nasıl Sağlanır: Dengenin sağlanması hala tam olarak çözülememiş çok karmaşık ve çok fazla organın rol oynadığı bir durumdur. Bu konuda rol oynayan organ ve sistemler arasında beyin, omurilik, iç kulak (labirent), gözler, eklem ve kaslar sayılabilir. Bu organları etkileyen herhangi bir hastalık baş dönmesi ile birlikte o organa ait diğer belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu kadar çok organın rol oynadığı bir belirti olan baş dönmesi doğal olarak sadece bir branş uzmanı tarafından değerlendirilemez. Genellikle başlangıçta KBB ve Nöroloji doktorları muayene etsede göz, dahiliye veya fizik tedavi branşlarında da muayene olmak gerekebilir. &lt;br /&gt;Ne Gibi Şikayetler Hissedilir: Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunkarın hepsine birden baş dönmesi denir. Baş dönmesi olan hastalarda, sebebin ne olduğuna göre başka belirtilerde olur. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde bereberinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler ( nistagmus ) saptanabilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesi ile bulunabilecek diğer şikayetler çok değişken olabilir. Ancak birçok hastada da sadece baş dönmesi mevcuttur. &lt;br /&gt;Sebepleri Ne Olabilir: Yukarıda anlatıldığı gibi baş dönmesi birçok organa bağlı olabilir. Ancak burada daha çok iç kulaktaki baş dönmesi yapan hastalıklardan bahsedilecektir. İç kulaktaki herhangi bir hastalık diğer kulak şikayetleri ile beraber baş dönmesi yapabilir. Ancak sadece baş dönmeside oluşabilir. Baş dönmesi yapan kulak hastalıkları arasında şunlar sayılabilir: &lt;br /&gt;-ÜSYE (üst solunum yolu infeksiyonları) sonrası iç kulak tutulumu &lt;br /&gt;-Pozisyona bağlı baş dönmesi (BPPV olarak kısaltılır ve iç kulakta dengemizi sağlayan toza benzer bazı maddelerin fizyolojisinin bozulması) &lt;br /&gt;-Meniere Hastalığı (İç kulaktaki sıvıların kimyasal durumlarının değişerek basınç artışı yapması) &lt;br /&gt;-Vestibüler Nörinit (İç kulaktaki denge ile ilgili sinyalleri beyine ulaştıran sinirin iltihaplanması) &lt;br /&gt;-Kronik orta kulak iltihaplarının iç kulağa yayılması (labirentit) &lt;br /&gt;-Menenjit veya diğer ateşli hastalıkların içkulağı etkilemesi &lt;br /&gt;-İç kulakta veya iç kulak sinirindeki tümöral hastalıklar &lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen iç kulak hastalıkları hakkında kendi bölümlerinde daha ayrıntılı bilgi verilecektir. &lt;br /&gt;Muayenede Ne Görülür: Baş dönmesi eğer iç kulaktaki bir hastalığa bağlı ise genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmez. Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi varsa kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülür. Hastada anormal göz hareketleri saptanabilir. Bu göz hareketlerinin yönü hangi kulağın hasta olduğuna dair bazı bilgiler verebilir. Baş dönmesi gözle görülen bir problem olmadığı için mümkün olduğunca çok bilgi edinilmelidir. Bu amaçla doktorunuz ayakta yada yatarken hatta yürürken bazı testlere tabi tutacaktır. &lt;br /&gt;Ne Gibi Tetkikler Yapılır: Baş dönmesi için ne gibi tetkiklerin yapılacağı muayene sonunda elde edilen bilgilere göre yapılır. Eğer muayene sonucunda kulakla ilgili bir hastalık olmadığı kararına varılırsa doktorunuz sizi diğer branşlara sevkedecektir. Ancak buna karar verirken muayene sonrası bazı tetkikler genellikle yapılır. Bu tetkikler arasında en sık başvurulan odiometri adı verilen ve hem işitme hemde iç kulak fonksiyonları hakkında bize bilgi veren test uygulanır. Ayrıca yine kulakla ilgili normal filmler, bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans (MR) tetkiki yapılabilir. Bu testlere bazı kan tahlilleri de eklenebilir. Ancak birçok kulak hastalığında dahi odiometri, bilgisayarlı tomografi ya da MR' ile bile birşey görülmemektedir. Bu gibi testler genellikle tümör gibi daha ciddi problemleri ekarte etmek için uygulanır. &lt;br /&gt;Nasıl Tedavi Edilir: Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Ancak birçok başdönmesi hastasında ortaya net bir sebep konamamaktadır. Bu nedenle asıl amaç baş dönmesini ortadan kaldırmak haline dönmektedir. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (tümörler hariç) genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Çünkü diğer kulak zaman içinde hasta kulağın problemini kompanse etmektedir. Bu bazen 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabilir. Baş dönmesi eğer pozisyonel baş dönmesi (BPPV) ise bunun tedavis Epley manevrası denen ve doktorunuzun size muayene masasında uygulayacağı bazı hareketlerle olmaktadır. Bu hareketler iç kulaktaki bazı partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktadır. Diğer sebeplerde ilaç tedavisi kullanmak gerekir. Bu amaçla değişik ilaçlar kullanılsada hemem hemen hepsi belli oranda baş dönmesini azaltırlar. Baş dönmesi şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılmasıdır yani ameliyattır. İlaç tedavisine cevap vermeyen Meniere hastalığı nda da bazen ameliyat yapılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-6089363593751501924?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/6089363593751501924/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/vertigo-hastalg-hakknda-bilgi-verir_06.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6089363593751501924'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6089363593751501924'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/vertigo-hastalg-hakknda-bilgi-verir_06.html' title='Vertigo hastalığı hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-6331767787579370527</id><published>2012-01-06T08:13:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:14:25.932-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Vertigo hastalığı hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Vertigo, (Latince dönmek) baş dönmesi ve hareket duygusunun yitirilmesi demektir. Ancak tansiyon düşmesi ile ilgili baş dönmeleri bu kapsamda değildir. Vertigodan kastedilen labirentit, iç kulak iltihabı, meniere hastalığı gibi durumlarda olan baş dönmesidir. Korkuya bağlı baş dönmesi de vertigo kapsamında yer alır. Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, başımı tutamıyorum , yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunkarın hepsine birden baş dönmesi denir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(VERTİGO)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baş Dönmesi Nedir: Baş dönmesi diyince hastanın dengesini sağlamadaki her türlü problem anlaşılır. Bu durum hastayı yatağa düşürüp gözlerini dahi açamayacağı şiddetten, sadece zaman zaman bir kayma hissine kadar değişebilir. Hatta sadece bir göz kararması şeklinde ortaya çıkabilir. Tıp dilinde genel olarak vertigo adı verilir. &lt;br /&gt;Denge Nasıl Sağlanır: Dengenin sağlanması hala tam olarak çözülememiş çok karmaşık ve çok fazla organın rol oynadığı bir durumdur. Bu konuda rol oynayan organ ve sistemler arasında beyin, omurilik, iç kulak (labirent), gözler, eklem ve kaslar sayılabilir. Bu organları etkileyen herhangi bir hastalık baş dönmesi ile birlikte o organa ait diğer belirtilerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu kadar çok organın rol oynadığı bir belirti olan baş dönmesi doğal olarak sadece bir branş uzmanı tarafından değerlendirilemez. Genellikle başlangıçta KBB ve Nöroloji doktorları muayene etsede göz, dahiliye veya fizik tedavi branşlarında da muayene olmak gerekebilir. &lt;br /&gt;Ne Gibi Şikayetler Hissedilir: Baş dönmesi her hasta tarafından farklı anlatılır. Her taraf dönüyor, yer ayağımın altından kayıyor, bir yana doğru kayıyorum, kafamın içi boşalıyor, gözlerim kararıyor şeklinde açıklamalar sık duyulur. Bunkarın hepsine birden baş dönmesi denir. Baş dönmesi olan hastalarda, sebebin ne olduğuna göre başka belirtilerde olur. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmelerinde bereberinde kulak çınlaması, işitme azlığı, kulakta basınç hissi, bulantı-kusma, kulak akıntısı ve gözlerde anormal hareketler ( nistagmus ) saptanabilir. Nörolojik hastalıklara bağlı baş dönmelerinde ise baş ağrısı, uyuşmalar, felçler, göz hareketlerinde anormallikler olabilir. Baş dönmesi ile bulunabilecek diğer şikayetler çok değişken olabilir. Ancak birçok hastada da sadece baş dönmesi mevcuttur. &lt;br /&gt;Sebepleri Ne Olabilir: Yukarıda anlatıldığı gibi baş dönmesi birçok organa bağlı olabilir. Ancak burada daha çok iç kulaktaki baş dönmesi yapan hastalıklardan bahsedilecektir. İç kulaktaki herhangi bir hastalık diğer kulak şikayetleri ile beraber baş dönmesi yapabilir. Ancak sadece baş dönmeside oluşabilir. Baş dönmesi yapan kulak hastalıkları arasında şunlar sayılabilir: &lt;br /&gt;-ÜSYE (üst solunum yolu infeksiyonları) sonrası iç kulak tutulumu &lt;br /&gt;-Pozisyona bağlı baş dönmesi (BPPV olarak kısaltılır ve iç kulakta dengemizi sağlayan toza benzer bazı maddelerin fizyolojisinin bozulması) &lt;br /&gt;-Meniere Hastalığı (İç kulaktaki sıvıların kimyasal durumlarının değişerek basınç artışı yapması) &lt;br /&gt;-Vestibüler Nörinit (İç kulaktaki denge ile ilgili sinyalleri beyine ulaştıran sinirin iltihaplanması) &lt;br /&gt;-Kronik orta kulak iltihaplarının iç kulağa yayılması (labirentit) &lt;br /&gt;-Menenjit veya diğer ateşli hastalıkların içkulağı etkilemesi &lt;br /&gt;-İç kulakta veya iç kulak sinirindeki tümöral hastalıklar &lt;br /&gt;Yukarıda belirtilen iç kulak hastalıkları hakkında kendi bölümlerinde daha ayrıntılı bilgi verilecektir. &lt;br /&gt;Muayenede Ne Görülür: Baş dönmesi eğer iç kulaktaki bir hastalığa bağlı ise genellikle kulak muayenesinde bir problem görülmez. Sadece orta kulak iltihaplarının iç kulağı etkilemesine bağlı baş dönmesi varsa kulak zarında delik ve orta kulakta iltihaplanma görülür. Hastada anormal göz hareketleri saptanabilir. Bu göz hareketlerinin yönü hangi kulağın hasta olduğuna dair bazı bilgiler verebilir. Baş dönmesi gözle görülen bir problem olmadığı için mümkün olduğunca çok bilgi edinilmelidir. Bu amaçla doktorunuz ayakta yada yatarken hatta yürürken bazı testlere tabi tutacaktır. &lt;br /&gt;Ne Gibi Tetkikler Yapılır: Baş dönmesi için ne gibi tetkiklerin yapılacağı muayene sonunda elde edilen bilgilere göre yapılır. Eğer muayene sonucunda kulakla ilgili bir hastalık olmadığı kararına varılırsa doktorunuz sizi diğer branşlara sevkedecektir. Ancak buna karar verirken muayene sonrası bazı tetkikler genellikle yapılır. Bu tetkikler arasında en sık başvurulan odiometri adı verilen ve hem işitme hemde iç kulak fonksiyonları hakkında bize bilgi veren test uygulanır. Ayrıca yine kulakla ilgili normal filmler, bilgisayarlı tomografi veya manyetik resonans (MR) tetkiki yapılabilir. Bu testlere bazı kan tahlilleri de eklenebilir. Ancak birçok kulak hastalığında dahi odiometri, bilgisayarlı tomografi ya da MR' ile bile birşey görülmemektedir. Bu gibi testler genellikle tümör gibi daha ciddi problemleri ekarte etmek için uygulanır. &lt;br /&gt;Nasıl Tedavi Edilir: Baş dönmesi kendisi bir hastalık olmayıp başka hastalığın belirtisi olduğu için öncelikle asıl sebebin tedavisi gerekir. Ancak birçok başdönmesi hastasında ortaya net bir sebep konamamaktadır. Bu nedenle asıl amaç baş dönmesini ortadan kaldırmak haline dönmektedir. Kulak hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (tümörler hariç) genellikle kısa ya da uzun zamanda kendiliğinden ortadan kalkmaktadır. Çünkü diğer kulak zaman içinde hasta kulağın problemini kompanse etmektedir. Bu bazen 6 ay ya da 1 yıla kadar uzayabilir. Baş dönmesi eğer pozisyonel baş dönmesi (BPPV) ise bunun tedavis Epley manevrası denen ve doktorunuzun size muayene masasında uygulayacağı bazı hareketlerle olmaktadır. Bu hareketler iç kulaktaki bazı partiküllerin yerine oturmasını sağlamaktadır. Diğer sebeplerde ilaç tedavisi kullanmak gerekir. Bu amaçla değişik ilaçlar kullanılsada hemem hemen hepsi belli oranda baş dönmesini azaltırlar. Baş dönmesi şiddetli olan hastalar bazen serum takılıp hastaneye yatırmak gerekebilir. Tümörlere bağlı baş dönmelerinin tedavisi tümörün çıkarılmasıdır yani ameliyattır. İlaç tedavisine cevap vermeyen Meniere hastalığı nda da bazen ameliyat yapılır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-6331767787579370527?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/6331767787579370527/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/vertigo-hastalg-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6331767787579370527'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/6331767787579370527'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/vertigo-hastalg-hakknda-bilgi-verir.html' title='Vertigo hastalığı hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-8014215198908615716</id><published>2012-01-06T08:10:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:12:58.052-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Kıyamet Mahşer Günü ve Sonrası hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Kıyamet Mahşer Günü ve Sonrası&lt;br /&gt;Doğrusu, O, gerçeği getirmiş ve elçileri doğrulamıştır. Yine O diriltecektir. O her türlü yaratmayı bilendir. Siz elbette acı azabı tadacaksınız. Sadece yapmış olduklarınızın karşılığını görüyorsunuz. Kendilerini sadece ALLAH'a adamış kulları hariç. Onlar bilinen bir rızkı haketmişlerdir. 37/37-41 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyam/Kıyamet: Ayağa kalkma, mahşerde toplanma, ayaklanma ... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahşer: Haşir yeri/toplanma yeri/toplanılan (yer) anlamlarına geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyamet günü dediğimiz şey aslında "Diriliş/Ayağa kalkış Günüdür". Sura üfürüldüğünde çürümüş bedenler dahil tüm canlı varlıklar bu günde yeniden diriltilir ve yeniden derlenir (79/6-14, 22/7). Allah'ın huzurunda hesap vermeleri için mahşer yerine sürülürler (20/100-102). İşte bu günde görülecek olan sonuç "Hesap/Yargı/Din Günü"dür (82/18-19, 1/4). Hesap günü tüm canlıları Allah huzurunda toplayacak! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36/32 Hepsi toplanıp huzurumuza getirileceklerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78/17 Yargılama Günü, belirlenmiş bir vakittedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki canlılığı Allah yaratmış ise neden hesaba çekecek olsun? Diğer canlılarda olmayan bir özellik vardır insanda. "Özgür seçim hakkı+akıl". Allah, insanlara akıl/hafıza gibi bir lütuf bağışlamakla onu, diğer yaratılmışlara üstün ve şerefli kılmıştır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17/70 Adem oğullarına onur verdik. Onları karada ve denizde taşıdık. Onları güzel nimetlerle besledik. Yarattıklarımızın bir çoğundan daha üstün kıldık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cennet'te iken iblis'in oyununa gelen ve dünyaya gönderilen insana, Allah akletmesi/aklını kullanabilmesi için bir fırsat/zaman belirlemiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;35/37- İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada) , öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi?(63) Size uyarıp-korkutan da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu dünya hayatında insanın kesin bir karar vermesi ve artık bu karara göre hayatına yön vermesi gerekiyor. Ya inanmalı - Ya inkar etmeli! İkisini de tercih etmeyenler ikiyüzlü sayılıyorlar ve inkarcılarla aynı akıbeti paylaşacaklar (4/142-145)! Fakat (samimice) tevbe edip durumlarını düzeltirlerse müstesna! (4/146) Allah, insanın bu seçiminde bir dayatma yapmıyor. Bu yüzden insan (seçiminin sonucu olarak) "Yargı Günü" nde yapıp-ettikleri ile hesaba çekilecek. Özgür seçim hakkın var, bunun sonucu olarak da "Hesap Günü" var! Eğer insanın özgür seçim hakkı olmasaydı Hesap Günü'nün olmasının bir anlamı olmayacaktı! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18/29 De ki, "Bu gerçek senin Rabbindendir." Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Biz zalimler için onları çepeçevre saracak bir ateş hazırladık. Onlar her ne zaman feryad ederek yardım isteseler, derişik asit gibi yüzleri haşlayan bir su sunulur. Ne kötü bir içecek, ne kötü bir son! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;74/54-55 Doğrusu, bu bir öğüttür. Dileyen ondan öğüt alır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80/11-13 Doğrusu, bu bir hatırlatmadır. Dileyen bundan öğüt alır. Onurlu kitaplardadır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayetlerdeki "dileyen" ifadesine dikkat edin! Bu ifadenin kullanılması, insanın özgür seçim hakkının kendisine bırakıldığını kanıtlıyor olamaz mı? Şimdi şunu soranlar olacaktır. Özgür seçim hakkı/karar vermesi insanın kendisine bırakılmışsa, yok edilen topluluklara ne demeli? Kuran-ı Kerim'de bu tür halkların "azgın/zalim/cahil/zorba" lığı seçmelerinden/kendileri dışında kalan canlılara haksızlık etmeleri yüzünden helak edildikleri ve bu helake/yıkıma "kendi ellerinin kazandıkları şeylerin/özgür seçimlerinin" etken olduğu vurgulanmaktadır! Yani bazı insanlar kendi helaklerini/yıkımlarını kendileri ısrarla istemişlerdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29/53 Azabı getirmen için sana meydan okuyorlar! Belirlemiş olduğumuz bir zaman olmasaydı, o azap onlara gelecekti. Onlara ansızın, haberleri olmadan gelecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;11/32 Dediler ki: "Ey Nuh, sen bizimle tartıştın ve bizimle tartışmayı uzattın. Doğru sözlü isen haydi bizi tehdit ettiğin şeyi getir bakalım." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"29/40 Hepsini günahlarıyla yakaladık. Onlardan kimine çılgın bir fırtına gönderdik, kimini korkunç bir ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de boğduk. Onlara zulmeden ALLAH değildi; onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42/30 Size dokunan bir kötülük, işlediklerinizin bir sonucudur. O, bir çoğunu da affeder." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki "Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz (76/30)" ayetinin hükmü ne oluyor? Bu ayette insanın seçim şansı olmadığı vurgulanıyor olabilir mi? Önceki ve sonraki ayetleri incelediğimizde bunun ne anlama geldiğini daha iyi kavrayabiliyoruz! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76/27 Bunlar şu geçici (dünya hayatını) seviyorlar ve önlerindeki ağır bir günü ise önemsemiyorlar. (Bazı insanlar dünyayı tercih etmişler/seçmişlerdir) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76/28 Onları biz yarattık ve yerleştirdik. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz. (Mazlumların Allah'a ulaşan duası, zalimlerin gazaba uğraması için yeterli bir nedendir ve Allah mazlumların yanındadır) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76/29 Bu bir hatırlatmadır: Dileyen, Rabbine varan bir yol tutar. (Uyarıyı dinlemeyen/kabul etmeyen zalim biri değilsen, Allah sana kendisine ulaşman için yardımda/lütufta bulunur) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76/30 ALLAH dilemedikçe siz dileyemezsiniz. ALLAH Bilendir, Bilgedir. (İnancında samimi isen (yani samimice inanmaya karar vermişsen/kendini Allah'a teslim etmişsen/münafıklar gibi ikiyüzlü değilsen) Allah senin için hidayet diler. İkiyüzlü zayıf bir inanca sahipsen fakat ibadet yönünden diğer insanlardan üstün isen(!), işin yine Allah'ın dilemesine kalmıştır! Her iki durumda da "SON KARARI VERECEK OLAN ALLAH'TIR" ve elbette Allah, dilediği (samimi inanan) iyilerin çabasını boşa çıkartmayacaktır! Allah'ın, senden hoşnut kalacağı bir mümin olmaya bak!(89/28) Ve Allah'ın, zalimler için kararlaştırdığı/dilediği azabı da hiçkimse savabilecek değildir! 16/40 Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sadece "Ol," deriz ve o da olur) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;76/31 O, dilediğini ve/veya dileyeni Rahmetine sokar. Zalimlere ise acı bir ceza hazırlamıştır. (Takva/iman ölçüne göre, yaptığın "SAMİMİ İMAN" seçimine göre, Allah'da dilerse yeniden Cennet'e dahil olabilirsin! AMA ÖNCE İNANMAYI SEÇMELİSİN/ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEMELİSİN ve BUNDA SAMİMİ OLMALISIN!) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16/41 Zulme uğradıktan sonra ALLAH uğrunda göç edenleri, dünyada güzelce yerleştireceğiz. Ahiret ödüllleri ise daha büyüktür; bir bilseler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi zalimlerin kendileri için (istedikleri) kesinleşmiş azabı savma dilekleri geçersizdir. Allah mazlumların dileğini süratli kabul edendir! Demek ki Allah, inkar/zulüm seçimi yapmış zalimler için daha da bir (+) seçim hakkı tanımıyor. Zalimler için dedim dikkat edin! Herkes için değil! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10/99 Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. öyle iken insanları inanmaya sen mı zorlayacaksın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10/100 Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse inananamaz. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Allah senin göğsünü İSLAM'a açmamış ise ne kadar inanıyorum desen de boş (6/125)! Mutlaka bir yerde hata yapıyorsundur! Ya İblis'in fısıltısına kulak asıyorsundur yada farkında olmadığın bir günahta ısrar ediyorsundur! Önce kendini hesaba çekmelisin (17/14-15, 50/16) ve inancını sağlam bir temele oturtmalısın! Bunu önce kendin kabul etmelisin! Samimi inanmaya başladığında ve kendini TEK ALLAH'a adadığında, Allah sana mümin olma/inanma izni verecektir ve bu şekilde Allah'a kavuşacaksındır. Örneğin Putperest bir toplumda yetişen Hz.İBRAHİM gibi. O, ataperestlerden farklı olarak aklını kullandı/düşündü ve Allah'a giden bir yol aradı, sonuç itibarı ile Allah'a inanmayı seçti. Akletmeseydi inanma/mümin olma imkanı var mıydı? Diğer putatapıcılardan bir farkı olacak mıydı? Allah, akıllı ile cahili neden bir tutmuyor dersiniz? (39/9) İnanmamayı seçmiş bir toplumun, Allah dileyinceye kadar inanmaları mümkün değildir! Allah, inananların yardımcısıdır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4/146 Ancak tevbe eden, durumunu düzelten, ALLAH'a sarılan ve dinlerini sadece ALLAH'a ait kılanlar başka... Bunlar, inananlarla birliktedir. ALLAH inananlara daha sonra büyük bir ödül verecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10/98 Hangi toplum inanırsa, inancı ona yarar sağlar. Örneğin; Yunus'un halkı: İnandıkları zaman, bu dünya hayatındaki aşağılayıcı azabı kendilerinden kaldırdık. Bir süreye kadar onları nimetlerle yaşattık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu halde inanan yada inanmayan tüm varlıklar, yaptıkları seçimin sonucu olarak hesaba çekileceklerdir. Allah'ın izin verdiği/onayladığı/desteklediği samimi inanan müminler, yeniden Cennet'e (Allah'ın Cennetlerinden birine) girecektir ve burada süresiz kalacaklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;48/5 Ve inanan erkeklerle inanan kadınları, içinden ırmaklar akan cennetlere ebedi kalmak üzere soksun ve onların günahlarını örtsün. Elbette bu, ALLAH'ın katında büyük bir başarıdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnkarı/inanmamayı seçenler, Cehennem'e gönderileceklerdir. Dünyanın bir sonu var ama Cehennem'in bir sonu yok! Her buradan çıkmak istediklerinde yine/yeni/yeniden Cehenneme geri döndürüleceklerdir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;32/20 Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Dünyanın Sonu ve Sonrası &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20/15 Dünyanın sonu elbette gelecektir. Herkes yaptığının karşılığını görsün diye Ben nerdeyse onu gizleyeceğim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40/59 Dünyanın sonu (Saat) elbette gelecektir, bunda kuşku olmasın. Ne var ki insanların çoğu inanmaz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33/63 Halk senden Saat'i (dünyanın son saatini) soruyor. De ki, "Onun bilgisi ALLAH'ın katındadır; ne bilirsin, belki de o Saat yakındır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın sonu ile ilgili birçok mitolojik öykü anlatıldı ve birçok senaryolar üretildi. Holywood'a ilham kaynağı olan bu senaryolar kimilerinin kesesini doldururken kimilerinin de konu üzerinde yoğunlaşmalarını/düşünmelerini sağladı! "Kurtuluş Günü, Derin Darbe, Armagedon, Yarından Sonra vb." filmlerde değinilen tema, hemen hemen hepsinde aynıydı. Senaristlerin bu yokoluş hikayelerini oluştururken tamamen Kuran'dan esinlenmediklerini söylemekle birlikte daha çok "İncil ve Tevrat" taki Kıyamet anlayışından esinlenerek hazırladıklarını söyleyebiliriz. Merak edilen konu, bunun aslı nedir? Bu tür filmlerdeki senaryoların gerçekleşme ihtimali var mıdır? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki dünyanın sonu hakkında Kuran'da neler anlatılıyor? Sıralamaya çalışalım! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Hesap gününden önce Rabbin, işaret ve kanıtlarını bir şekilde göstermeye başlar ve bunların farkına "AKLEDENLER" varır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;41/53 Onun gerçek olduğu onlara apaçık oluncaya kadar onlara, ufuklarda ve kendi içlerinde ayetlerimizi (işaret ve kanıtlarımızı)göstereceğiz. Rabbinin her şeye tanık olması yetmez mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;47/18 Saatin kendilerine ansızın gelmesini mi bekliyorlar? Kuşkusuz onun alametleri gelmiş bulunuyor. Onlara gelip çatınca kendilerine gelen mesajın ne yararı olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;29/44 ALLAH gökleri ve yeri belli bir amaç için yarattı. Bunda inananlar için bir kanıt vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Bir yer canlısı, insanlara aslında Allah'ın ayetlerine inanmadığını söyler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27/82- Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Yeryüzünü bir duman kaplar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;44/10-12 Göğün apaçık bir dumanı getireceği günü gözetle. İnsanları çepeçevre saracaktır; bu acı bir azaptır. "Rabbimiz, bizden bu azabı kaldır; biz inanıyoruz." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Yecüc ve Mecüc'ün orduları esaretten (Allah'ın izniyle) kurtulurlar ve önlerine çıkan herkesi öldürmek isterler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21/96-97 Nihayet, Yecuc ve Mecuc'un önü açıldığı zaman, onlar her yönden saldırırlar. Hak sözün gerçekleşmesi yaklaşmış ve kafirlerin gözleri korkudan dona kalmıştır: "Vah bize, Biz bundan gaflet içinde idik. Biz gerçekten zalimler olduk." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Sura üfürülür herkes şoka girer ve panikler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69/13 Boruya bir kez üfürüldüğü zaman, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;101/1-4 Şok. Hem de ne şok! Şoke edenin niteliği sana bildirildi mi? O gün halk, yayılmış kelebekler gibi olur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Sura üfürülüşle Allah'ın diledikleri hariç herkes ölür/bayılır ve bir müddet sonra ayılırlar, bayılanların müminler olmaları muhtemeldir -ki geriye inanmayan zalim/münafık/kafirler kalır ve felaketler bunların üzerine yağmaya başlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39/68 Boruya üflenir üflenmez göklerde ve yerde kim varsa, ALLAH'ın diledikleri hariç kendinden geçip bayılırlar. Sonra ona tekrar üflenir de onlar ayağa kalkıp bakışırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Atmosfer ve koruyucu tabaka ortadan kalkmıştır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;13/41 Yeryüzünün uçlarından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? ALLAH hüküm verir ve O'nun hükmünü izleyip çevirecek de yoktur. O, en hızlı hesaplıyandır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21/44 Halbuki biz onları ve atalarını yaşlanıncaya kadar nimetlendirdik. Yeryüzünün uçlarından habire eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Buna rağmen onlar mı üstün gelecek? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Güneş yaklaşır yada dünya güneşe yaklaşır yahutta güneş başka (büyük) bir güneşe yaklaşır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;82/2 Gezegenler saçıldığı zaman, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36/38 Güneş belirlenmiş olan rotasında akıp gitmektedir. Bu Üstün ve Bilgin olanın kurduğu bir düzendir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Yıldızlar/meteorlar Şeytan izleyicilerinin tepelerine düşmeye başlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;81/2 Yıldızlar sönüp düştüğü zaman, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;67/5 En aşağı göğü lambalarla süsledik ve onları şeytanlar için bir taşlama kıldık. Onlara alevli ateş azabını hazırladık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Yeryüzü şiddetle sallanır ve dağlar parçalanır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;79/6-8 O gün o sarsıntı sarsar. Ardından bir diğeri izler. O gün yürekler titrer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69/14 Yer ve dağlar kaldırılıp birbirine çarpılıp darmadağın edildiği zaman, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78/20- Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Eriyen buzullar ve/veya taşan denizler, kabirlerdekileri dahi dışarı çıkarmaya/atmaya başlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;81/6 Denizler kaynatıldığı zaman, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;82/3-4 Denizler akıtılıp taşırıldığı zaman, Mezarların içi dışına çevrildiği zaman, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Sığınılacak hiçbir yer kalmamıştır, yeryüzü artık dümdüz olmuştur ve hiçbir canlı da kalmamıştır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;42/47 ALLAH katından, geri çevrilmesi olanaksız olan gün gelmezden önce Rabbinize cevap veriniz. O gün sizin için ne bir sığınak ne de bir koruyucu vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20/105-107 Senden dağları sorarlar. De ki, "Rabbim onları ufalayıp savuracak." , "Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.", "Orda ne ufak bir eğrilik ne de bir tümsek göreceksin." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Göğe uzanan kapılar açılmaya/belirmeye başlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78/19 Gök açılmış; kapı kapı olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69/16-17 Gök yarılmıştır, parçalanmıştır. Melekler her yandadır. Rabbinin yönetimi o gün sekiz (evren) üzerinde egemen olacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Daha sonra ilk Adem'den son Adem'e dek herkes mezarlarından çıkarılır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36/51-52 Boruya üflenince, onlar mezarlarından kalkıp Rab'lerine koşacaklar. "Vay halimize" derler, "Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın söz verdiği şeydi. Demek elçiler doğru söylemişti." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70/43 O gün mezarlarından hızlı hızlı çıkarlar; kurban taşına sürülüyorlarmış gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Daha önceden ölmüş olanlara dahi yeniden beden giydirilir, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36/78-79 Ve yaradılışını unutarak bize örnekli bir soru yöneltti: "Çürüdükten sonra kemikleri kim diriltecek?" De ki, "Kim onları ilk kez yarattıysa onları yine O diriltecek. O her türlü yaratmayı bilendir." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;75/3-4 İnsan, kemiklerini bir araya toplayamayız mı sanıyor? Evet; parmak uçlarını bile düzenlemeye gücümüz yeter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Ruhlar/nefisler eşleştirilir, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;81/7 Nefisler/kişiler eşleştirildiği/çiftleştirildiği zaman, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Allah kendisi ve/veya Nuru bunların arasına zuhur eder. Yazıcı meleklerin kayıtları (50/17, 43/80), Kitap ve diğer tanıklar/peygamberler de getirilirler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;89/22-23 Rabbin, dizi dizi meleklerle birlikte geldiği zaman, Ki cehennem de o gün getirilmiştir. İşte o gün insan anlayacaktır. Artık anlamanın kendisine ne yararı var ki! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39/69 Yer, Rabbinin ışığıyla parlar. Kitap konur. Peygamberler ve tanıklar getirilir. Aralarında gerçeğe göre hüküm verilir ve onlara zulmedilmez. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Tüm canlılar kitleler halinde - imamlarının/önderlerinin arkasında hesap yerine getirilirler, kaydedici meleklerin kayıtlarının sağ taraftan verilenlerin yüzleri güler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17/71 Her bir halkı önderleriyle birlikte çağırdığımız gün, kitabı sağından verilenler kitaplarını okurlar ve en ufak bir haksızlığa uğratılmazlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69/19-22 Kitabı sağından verilen, "Alın kitabımı okuyun," der, "Hesabımla karşılaşacağıma inanıyordum." O mutlu bir yaşantı içindedir, Yüksek bir cennette (bahçede), &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;84/7-9 Kitabı sağ taraftan verilen, Kolay bir hesaba çekilecek, Ve arkadaşlarına sevinç içinde dönecektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Fakat kitabı/kaydı sol tarafından veya arka tarafından verilenler ise hayal kırıklığına uğrarlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69/25-27 Kitabı solundan verilenlere gelince, onlar, "Keşke kitabım bana verilmeseydi," der, "Hesabımın ne olduğunu öğrenmeyeydim.", "Keşke ölümüm sonsuz olsaydı." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;84/10-12 Kitabı arkasından verilen ise, Yok olmayı arzulayacak, Ve bir ateşte yanacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;56/41-42 Sol tarafta bulunanlar, sol tarafta olacaklardır. İşleyen ve kaynayan bir azap içindedirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ İnsanoğlu, elçileri ve uyarıları kabul etmediği/yalanladığı için, hesaba çekileceğini de kabul etmezdi, burada da elçileri yalanlamaya çalışır ama Allah ağızlarına mühür vurur ve bu kez yaptıklarını elleri ve ayakları anlatmaya başlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78/27-29 Onlar bir hesap ummuyorlardı. Ve ayetlerimizi, mucizelerimizi yalanladılar. Halbuki biz herşeyi sayıp yazmıştık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;36/65 O gün ağızlarına mühür vururuz da, bizimle elleri konuşur ve yapmış olduklarına da ayakları tanıklık eder. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Herkes yapıp-ettiğinin karşılığını tastamam görmektedir, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;45/22 ALLAH gökleri ve yeri belli bir amaç için yarattı ki her can, kazandığının karşılığını haksızlığa uğramadan görsün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50/29 "Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara asla haksızlık etmem." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Hesabı görülenleri Allah tekrar öldürür ve zaten ölmemiş/ölmeyecek olan, Allah'ın önceki Cennet'te lutfettiği/bahşettiği bugünü bekleyen insanın ruhu/nefsi/özü, Cennet'lerden birine (Adn Cennetine) götürülür ve burada bu manzaranın benzeriyle daha önce de karşılaştığını anımsar (bu, dünyaya gönderilmeden önceki Test Cennet'i olabilir ve/veya dünyadaki müthiş güzellikteki adalar/koylar vb. de olabilir) ve sonuç olarak tekrar Allah'a kavuşmuştur, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40/11 Diyecekler ki, "Rabbimiz, bizi iki kez öldürdün ve iki kez dirilttin. Şimdi günahlarımızı itiraf ettik. Buradan bir çıkış yolu var mı?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2/28 ALLAH'ı nasıl inkar edersiniz? Siz ölüler idiniz o sizi diriltti. Sonra sizi öldürür ve tekrar diriltir ve sonunda ona döndürülürsünüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2/25 İnanıp erdemli davrananları, içlerinde ırmaklar akan cennetlerle (bahçelerle) müjdele. Kendilerine oradaki ürünlerden rızıklar sunulduğunda "Bu, daha önce bize sunulan nimetlerdir," derler. Böylece, kendilerine mecazi tanımlar (benzetmeler) verilir. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedi kalıcıdırlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: Ben düşünüyorum ki, hesap gününe mahsus olmak üzere, her çürümüş kemiğe dahi yeni bir beden giydirilir (-ki insanlar bu şekliyle sorguya çekilir). Burada da günahlarını inkar etmek isteyecek olan günahkarlara, bu kez bedenleri şahitlik/tanıklık etmeye başlar (aleyhlerinde)! Hesap görülme bittikten sonra tüm insanların (bedenlerinin) yeniden öldürüleceğini tahmin ediyorum ki, Cennetler bilindiği gibi ruhani/bedensiz varlıkların konakladığı manevi bir alemdir. Ve insanın ruhunun/nefsinin/özünün ölümsüz olduğuna (öldükten sonra ruhun, hesap günü için bekletildiğine -23/100) inandığımdan, Cennet'e gönderilecek olanın da, insanın (bu) özünün olduğunu düşünüyorum. Veya, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeniden giydirilen beden eğer bildiğimiz beden gibi ise ve bu halde Cennet'e dahil edilecekse, kendisine ihtiyaç duyacağı yeme-içme vb. ihtiyaçlarından dolayı Cennet'te pek hoş manzaralar oluşmayacaktır. Ve eğer yeni bedenlerimiz eskisine benziyorsa ölümsüzlük/ebedilik nasıl mümkün olacak? -ki, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya'da, insan hayatının uzun yada kısa olması, tedarik ettiği ihtiyaçlara bağlıdır (hava-su-yiyecek). Cennet'te de (bir çeşit içecek ve yiyecek) olduğunu Kuran'dan öğreniyoruz. Öyleyse Cennet'te canlılığı devam ettirecek ayrı bir hava/gaz solunması söz konusu mudur? Ayrıca vücudun yıllar içinde yıpranmaya uğrayacağı da malum (-ki oysa Cennet'te sonsuza dek kalınacak deniyor)! Bu bedene lazım olan ihtiyaçların/gereksinimlerin değişik bir reaksiyonla hemen tepkimeye geçmesi gerekir ve yine (bir çeşit) hava ile geriye verilmesi mümkün olabilir mi? Yani "ruh ve beden, ikisini de idare edebilecek gereksinimler (bildiğimiz metalardan farklı şekilde) burada (özel olarak) oluşturulacak" diyebilir miyiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Hemen üstteki) ilk ayete bakarak, iki kez ölüm ve iki kez dirilmenin nasıl olabileceğini şu şekilde açıklasak yanlış mı olur? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Hesap gününden önce (dünyanın sonu ile) tüm canlıların ölmesi ilk ölüm, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Hesap günü için nefislerin eşleştirilmesi ve/veya ikinci bedenlerinin verilmesi ilk diriliş, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Hesap görüldükten sonra yeni verilen bedenlerin (tanıklık görevlerinin bitmesinin ardından) geri alınması ile ikinci ölüm ve &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Yeni bedenlerinden de kurtulan (ikinci kez dirilen) insanlar (ruhlar/nefisler/özleri) Cennet veya Cehennem'e gönderilirler diyebilir miyiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz insanlar, ancak mevcut ifadelere bakarak değişik yorumlar yapabiliyoruz. Mevcut bilgiler (ayetler) dışında yapılan yorumlar gayb-i aktarım sayılacaktır ki bu da Kuran'da hoş karşılanan bir durum değildir. Elbette herşeyi (gaybı da) hakkıyle bilen yalnızca Allah'tır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Zulüm/Cehalet/İsyan ve sapıklıkta sınır tanımayan inkarcılar (-ki Şeytan'ın dostudurlar), zakkumlarla donatılmış yollardan/geçitlerden Cehennem'e götürülürler (-ki Şeytan Cehennem'e yalnız gireceği korkusuyla Allah'tan, sapmaya meyilli olan insanları da beraberinde götürmek için izin istemiştir (15/28-43)), [1] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19/83 İnkarcıların üzerlerine şeytanları yolladığımızı görmez misin? Onları kışkırtıp duruyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15/43-44 "Cehennem hepsinin buluşma yeridir.", "Onun yedi kapısı vardır ve her bir kapı için onlardan belli bir pay vardır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;44/43-45 Elbette, zakkum ağacı, Günahkarın yiyeceğidir. Derişik asit gibi ve midelerde kaynayacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Zenginlik(!) içinde şımaran kibirli cahiller/yoksulu ezenler için Cehhennem'de özel bir yer tahsis edilmiştir (yada özel bir durum oluşturulmuştur), diğerlerine ibretlik için, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;69/28-37 "Param bana yaramadı." , "Tüm gücümü yitirdim." Yakalayın, bağlayın onu. Ve sonra cehennemde yakın. Sonra, onu yetmiş arşın boyunda bir zincire vurun. Çünkü o, Yüce ALLAH'a inanmıyordu. Yoksullara yedirmeğe de çalışmıyordu. Bu yüzden onun buralarda bir dostu yoktur. Hiç bir yiyeceği de... İrin hariç, Onu ancak günahkarlar yer. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Melekler ruhları/nefisleri/insanları hakettikleri yere kitleler halinde götürürler ve Cennetlikler, Cehennemliklerin üstünden/yanından geçerler, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39/73 Rablerini sayıp dinleyenler ise yığınlar halinde cennete götürülürler. Oraya vardıklarında onun kapıları açılır ve bekçileri onlara, "Size barış olsun; kazandınız. Haydi temelli kalmak üzere oraya giriniz," derler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7/41 Onlar (Cehennemlikler) için cehennemden bir yatak ve üstlerinde de bir örtü vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Melekler Cennetlikleri Cennet kapılarında selamlarlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21/103 O en büyük korku onları üzmez. Kendilerini melekler, "İşte bu, size söz verilen gününüzdür!," diye karşılar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;16/31-32 İçlerinden ırmaklar akan Adn cennet (bahçe) lerine girerler. Orada her diledikleri şeyi bulurlar. ALLAH erdemlileri işte böyle ödüllendirir. İyi durumdayken melekler canlarını almaya geldiklerinde, "Selam size olsun. Yaptıklarınızın karşılığı olarak cennete giriniz," derler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ İnanan her erkek ve dişiyi (Cennet'e girdikten sonra) kendilerini yaşıt eşler karşılarlar, bunlar sadece birbirilerine ait olan eşler/hurilerdir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;55/56 Oralarda, daha önce ne bir insan ne de bir cin tarafından dokunulmamış, bakışlarını dikmiş eşler vardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;78/31-33 Erdemliler için kurtuluş vardır. Bağlar, bahçeler... Genç ve yaşıt eşler... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;56/35-38 Biz kadınları yeniden biçimlendirdik. Onları, gençleştirdik. Mükemmel biçimde eşlenmişlerdir. Sağ tarafta olanlar içindir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Ebedi Cennet hayatında kendisine lazım gelebilecek gereksinimlerden süresiz/sınırsız yararlanacaklardır, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;61/12 Günahlarınızı bağışlar ve sizi içinden ırmaklar akan bahçelere ve Adn bahçelerindeki saraylara sokar. Büyük başarı budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22/23 ALLAH inanıp erdemli bir hayat sürenleri içlerinden ırmaklar akan cennetlere (bahçelere) sokar. Orada altın bilezikler ve inciler takınırlar. Orada giysileri de ipektir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20/76 Adn bahçeleri ki altından ırmaklar akar. Orada ebedi kalıcıdırlar. Arınanların ödülü işte böyledir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Cehennemlikler de Cennetlikleri her gördüklerinde onlarla birlikte gitmeyi/olmayı isterler ama nafile -derin bir çukurdadırlar, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7/50 Ateş halkı, cennet halkına seslendi: "Suyunuzdan, yahut ALLAH'ın size verdiği bazı nimetlerden üstümüze akıtın." Onlar da dediler ki: "ALLAH bu ikisini kafirlere haram kılmıştır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;57/13 O gün, ikiyüzlü erkekler ve kadınlar inananlara, "Bize bakın da sizin ışığınızdan alalım," diyecekler. Onlara, "Geriye dönün de ışık arayın," denir. Aralarına, iç taraftaki merhametle, dış taraftaki azabı ayıran kapılı bir engel konacaktır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;101/8-11 Kimin de tartıları hafif gelirse, Onun da anası uçurumdur. O uçurumun ne olduğunu bilir misin? O, kızgın bir ateştir! [2] &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Buradan çıkmayı her istediklerinde kapılar üzerlerine kapanır, aralarında bir engel ve kapılarında da kesin emir almış bekçiler vardır. Cahil/zalimler, bu günle karşılaşacaklarını uman müminlerle alay etmişlerdi/onlara zulmetmişlerdi, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7/40 Ayetlerimizi inkar edenlere ve onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapısı açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe de cennete girmezler. Suçluları böyle cezalandırırız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7/44-49 Cennet halkı cehennem halkına seslenir: "Rabbimizin bize söz verdiğini gerçek olarak bulduk. Rabbinizin size söz verdiğini siz de gerçek olarak buldunuz mu?" "Evet!," derler. Biri aralarında şunu ilan eder: "ALLAH'ın laneti zalimlerin üzerine olsun." Onlar ki ALLAH'ın yolundan alıkoyarlar ve onu eğriltmek isterler. Ahiret konusunda da inkarcıdırlar. Cennet ile Cehennemin Ortasında Kalanlar. Aralarını bir perde böler. Orta yerde de bazı kimseler var ki herkesi görünüşlerinden tanırlar. Cennet halkına, "Selam size," diye seslenirler. Bunlar oraya (cennete), canları istedikleri halde giremediler. Gözleri ateş halkına çevrildiğinde, "Rabbimiz, bizi zalim toplulukla birlikte bulundurma," derler. Orta yerde bulunanlar, görünüşlerinden tanıdıkları kimselere seslenirler: "Sizin cemaatiniz ve büyüklük taslamış olmanız size hiç bir yarar sağlamadı.", "ALLAH onlara bir rahmet dokundurmayacak diye yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı?" (Orta Yerdekilere şunlar denecektir "Cennete girin; size bir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: "Orta yerde kalanlar" şehitler ve/veya öldürülenler olabilir. Yada çocuk yaşta ölenler de olabilir. Dünyada iken iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı bir etki/zorlama sebebiyle ayırt edememiş veya bu seçim hakkı ellerinden bir şekilde alınmış olan kişiler de olabilir! En doğrusunu elbette Allah bilir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;23/109-111 "Kullarımdan bir grup, 'Rabbimiz, inandık, bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhamet edenlerin en merhametlisisin.' derdi.", "Sizse onları alaya aldınız ve onlar yüzünden beni anmayı unuttunuz. Onlara gülüp duruyordunuz.", "Bugün ben, onlara sabretmelerinin karşılığını verdim. Kazananlar işte bunlardır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;66/6 Ey inananlar, yakıtı halk ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Ateşin üzerinde sert ve güçlü melekler olup, ALLAH'ın buyruğuna karşı gelmezler ve kendilerine ne emredilmişse onu uygularlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Cehennemlikler için hesapları ağırdan alınır, bu sonucu isteyenlerin sayısı çok olduğundan grup grup yollanırlar. Öyleki bir müddet sonra Cehennem'in taştığı zannedilir, oysa Cehennem'in 6 kapısı daha vardır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7/182 Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar farketmeden onları yavaş yavaş sonlarına yaklaştıracağız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;39/71 İnkar edenler yığınlar halinde cehenneme götürülürler. Oraya vardıklarında onun kapıları açılır ve bekçileri onlara, "Size, Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bu gününüzle karşılaşacağınız konusunda sizi uyaran sizden elçiler gelmemiş miydi?" derler. "Evet. Ancak 'ceza' sözü inkarcılar hakkında gerçekleşmiştir," diye karşılık verirler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;50/30. O gün cehenneme: "Doldun mu?" deriz, o: "Daha var mı?" der. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;15/44 "Onun yedi kapısı vardır ve her bir kapı için onlardan belli bir pay vardır." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Alçaltıcı azabın hiç değilse bir anlığına ertelenmesini isterler, oysa şanslarını daha önce zaten (inkarla) kullanmışlardı, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40/49. Ateşte olanlar, cehennemin bekçilerine: "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün, azâbımızı hafifletsin" derler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;40/50 Onlar da derler ki, "Elçileriniz size apaçık delillerle gelmemiş miydi?" "Evet" derler. Bunun üzerine onlar, "Öyleyse kendiniz yalvarın. Ne var ki inkarcıların yalvarması sonuç vermez." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Allah'ın ayetlerini ve O günü inkar eden bu cahil/zalimler pişman olurlar ama pişmanlıkları bir yarar sağlamaz, çünkü artık karar verilmiştir! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;67/6-11 Rab'lerini inkar edenler cehennem cezasını hakketmişlerdir. Ne kötü bir duraktır. Oraya atıldıkları zaman, onun kaynayıp tüterken uğultusunu işittiler. Nerede (nerdeyse) ise öfkeden patlayacak! İçine her ne zaman bir grup atılsa, oranın gardiyanları, "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sordular. Onlar da dediler ki, "Evet, bize bir uyarıcı gelmişti, ama biz yalanladık ve, 'ALLAH hiçbir şey indirmemiştir. Siz tümüyle sapıtmışsınız,' dedik.", "Dinleseydik veya aklımızı kullansaydık biz şu ateşin halkı içinde olmazdık," dediler. Böylece günahlarını itiraf ettiler. Ateşin halkı uzak olsunlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİNLE! ONLARIN ÇIĞLIKLARINI SEN ŞİMDİDEN DUYABİLİYOR MUSUN? ACİZLİK VE REZİLLİKLERİNİ HAYAL EDEBİLİYOR MUSUN? BU SAHNELERİ TASAVVUR EDEBİLİYOR MUSUN? İNANMIŞ OLSAN DA OLMASAN DA AKIBETİN "HESAP GÜNÜ"DÜR VE BUNU HİÇ KİMSE ERTELEYEBİLECEK YADA SAVABİLECEK DEĞİLDİR! İNANMIŞSAN KÂZANIRSIN! İNKARI SEÇMİŞSEN KAYBEDERSİN! (23/102-103, 41/46) ÖYLEYSE SEN, ÖLÜM SANA GELMEDEN EVVEL AL TEDBİRİNİ! MERHAMETİ BOL OLAN ALLAH'IM, SANA BU DÜNYADA BİR ŞANS DAHA VERDİ! VE SANA MASAL ÖĞRETMEDİ! UNUTMA, SEN, SANA VERİLENLERDEN HESABA ÇEKİLECEKSİN, ATALARININ ÖĞRETİLERİNDEN DEĞİL! EĞER ATALARININ CENNET'E GİRECEĞİNDEN 100% EMİN DEĞİLSEN, ŞU ANDAN İTİBAREN KURAN'A SARILMANI VE KESİN BİR TEVBE ETMENİ TAVSİYE EDERİM! ÇÜNKÜ YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4/18 Sürekli kötülük işleyen ve kendilerini ölüm yakalayınca, "Ben artık tövbe ettim," diyenlerin tövbesi geçersizdir. İnkarcı olarak ölenlerin de tövbesi geçersizdir. Onlar için acıklı bir azap var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10/90-91 İsrail oğullarını denizden geçirdik. Firavun ve ordusu ise küstahça ve düşmanca arkalarına düştü. Boğulmak üzereyken, "İsrail oğullarının inandığından başka tanrı olmadığına inandım, ben müslümanım," dedi. "Çok geç! Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;_ Kendinizi Kandırmayın! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cehennemlikler, (dünyada iken) günahlarının karşılığını Cehhennem'de ödedikten sonra(!) Cennet'e gönderileceklerine ve bu torpile de peygamberlerinin şefaatı sayesinde(!) kavuşacaklarına inanırlardı. Oysa Kuran'a göre bu, pek de mümkün görünmüyor! Lakin Peygamberler de hesaba çekilecek! (7/6) Cehennem kuyusuna atılanın oradan çıkma ihtimali yoktur! (Allah dilerse başka) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2/80 "Sayılı birkaç gün dışında ateş bize değmeyecek," dediler. De ki: "ALLAH'tan böyle bir söz mü aldınız -ki ALLAH verdiği sözden dönmez- yoksa ALLAH adına bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;74/47-49 "Nihayet (şimdi) kesin gerçeğe ulaştık." Aracıların şefaati onlara bir yarar sağlamaz. Öyleyse neden bu mesajdan yüz çeviriyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'a kavuşmayı arzulayanlar, hesap gününde hesaba çekileceğini umanlar, KURAN'A SARILSINLAR! Allah'ın ilk emri "OKU"dur (96/1-5, 29/51). Neden "oku!"? Öğrendiklerinden ve öğrendiklerini hayata nasıl ve/veya ne şekilde geçirdiğinden sorulacaksın da ondan! Sınırı/haddini aşarak "cahil/kibirli/zorba/zalim" biri olmayı mı seçmişsin? Yoksa düşünüp sakınan, iyi bir mümin mi olmuşsun? Bunun sonucunu/hakettiğin sonucu, her nefis gibi sen de, elbette öğreneceksin/göreceksin! Ve unutma, hiçbir kimseden yardım da görmeyeceksin! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;26/88-89 O gün, paranın ve çocukların yararı olmayacaktır. ALLAH'a mükemmel bir kalp ile gelenler hariç. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;82/19 O gün kimsenin kimseye yardımı dokunmaz. O gün tüm kararlar yalnız ALLAH'a aittir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse sen, Allah'a karşı samimi olmaya çalış! Tüm canlıları Allah yaratmış ise, O'ndan daha iyi tanıyabilecek yoktur! Ve kimse Allah'ı kandırabilecek de değildir! Deneyenler ise lanetlenmiş/mühürlenmişti! Kimbilir belki de birçoğumuz onların torunlarıdır! Şu halde onlarla aynı yere, onların arkasında/önderliğinde (Cehenneme) gidecek miyiz, yoksa orası için bir kurtuluş rehberi/umudu olan Kuran'a mı sarılacağız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6/104 Rabbinizden size aydınlatıcı bilgiler gelmiş bulunuyor. Kim görürse kendi yararına, kim körlük ederse kendi zararınadır. Ben üzerinize bekçi değilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;43/44 Bu, sana ve halkına bir mesajdır; ondan sorulacaksınız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33/72 Biz sorumluluğu (sınanmayı) göklere, yere, dağlara sunmuştuk da onlar onu yüklenmekten çekinmişler ve kabul etmemişlerdi. Ancak onu insan yüklendi; o zalim ve cahil olmuştu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;44/38-40 Biz, gökler, yer ve aralarındakileri oyun eğlence için yaratmadık. Biz onları ancak belli bir amaca göre yarattık. Ne var ki onların çoğu bilmezler. Hepsi Karar Günü topluca buluşacaklardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;33/73 Böylece, ALLAH ikiyüzlü erkekleri ve kadınları, ortak koşan erkekleri ve kadınları cezalandırır ve ALLAH inanan erkeklerin ve kadınların ise tevbelerini kabul eder. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bazı okuyucularımız açıklamalarımıza bakarak, (haşa) insanların istemesinin, Allah'ın dilemesinden önde olduğu fikrine kapılabilir. Allah'ın alnından tutup denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Kainattaki her canlı ve cansız varlık Allah'ın gözetiminde ve kontrolündedir (11/56). İnsana lütfedilen aklı kullanma veya kullanamamalarına göre bir seçim yapması/bir yol belirlemeleri gerekmektedir (42/47). Allah, inanmayı isteyen/dileyen insanların göğsünü İslam'a açmakta ve inanmış biri olarak Allah'a ulaşmalarına ruhsat tanımakta/izin vermektedir. Allah'ın izin verdiği müminlerin, Şeytan'a prim vermeleri de söz konusu değildir. Şeytan, sapmaya meyilli olan inkarcıları saptırmak için izin almıştır fakat müminlere bulaşmasına izin verilmemiştir (15/39-40). Allah'ın inanma izni vermediği (-ki onlar münafık/ikiyüzlü/kafirlerdir) ne kadar direnirlerse dirensin, ne kadar dilerlerse dilesinler, ancak Allah izin verirse imana kavuşabilmektedirler. Çünkü bu inkarcıların kalplerini Allah mühürlemiş, yine Allah dilerse mühür kalkacaktır! Bu farka dikkatinizi (acizane) çekmek isterim! Herşeyi hakkıyle bilen sadece Allah'tır ve en doğrusunu Allah bilir! (3/29) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[1] Cehennem zakkumu farklı bir bitki olsa gerektir! (37/62-66) Nitekim dünyadaki (ismini insanların koyduğu) bir bitki olan zakkumun, ateşin dibinde yetişiyor olması ateistlere pek abes gelmektedir. Oysa bizim de, Cehennem'in dibinde biten zakkumun dünyadaki zakkum olduğunu iddia edebilmemiz için, sözkonusu ayetlerde "sizin bildiğiniz ve/veya yetiştirdiğiniz ağaç" denilmesi gerekirdi. Fakat bunun bildiğimiz zakkumdan farklı bir zakkum olduğu muhtemeldir (37/65). (En doğrusunu Allah bilir) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;[2] Buradaki ayetlere bakarak şöyle bir benzetme yapabilir miyiz? 8 katlı bir apartman düşünün, giriş kapısına kadar heryer zakkumlarla donatılmış. Cehennemlikler bu manzarayı görünce, Cennet'e gireceğini zannederler (37/63). Oysa zemin katta Cehennem vardır (-ki alabildiğine derin bir çukur/uçurumdur), kapıdan girer girmez bu kuyuya/uçuruma itilirler (83/16). Bunun üstünde 7 kat Cennet vardır! Cehennem'in en üstünde/tepesinde (saydam) bir kapı vardır ve Cennetliklerin durumları Cehennemliklere gösterilir. Bunu gören Cehennemlikler, onlar gibi olmak/onların yararlandığı nimetlerden yararlanmak isterler. Fakat pislik ve rezilliğe mahkum olmayı kendileri seçmiştir. İşte bunlar dünyada iken (zulüm/inkar/cehaletlikleri ... ile) müminleri pis ve rezil olarak görüyorlardı! Şimdi ise kendileri bu durumdalar! (En doğrusunu Allah bilir) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;28/56 Sen sevdiğini doğruya iletemezsin. Dilediğini doğruya ileten sadece ALLAH'tır. Doğruya ulaşmayı hakedenleri en iyi bilen de O'dur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-8014215198908615716?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/8014215198908615716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/kyamet-mahser-gunu-ve-sonras-hakknda.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8014215198908615716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/8014215198908615716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/kyamet-mahser-gunu-ve-sonras-hakknda.html' title='Kıyamet Mahşer Günü ve Sonrası hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-2078286610639739722</id><published>2012-01-06T08:08:00.002-08:00</published><updated>2012-01-06T08:10:20.195-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Bu surelerin anlamları nedir?</title><content type='html'>İhlas ve anlamı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillâhirrahmanirrahim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhametli, esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla:&lt;br /&gt;1.Kul hüvallâhü ahad. &lt;br /&gt;(Ey Muhammed!) De ki: O Allah’tır, bir tektir.&lt;br /&gt;2.Allahü s-samed. &lt;br /&gt;“Allah samettir.(Her şey ona muhtaçtır; o, hiçbir şeye muhtaç değildir)&lt;br /&gt;3.Lem yelid ve lem yûled. &lt;br /&gt;O, doğurmamış ve doğmamıştır.&lt;br /&gt;4.Ve lem yekûn lehû küfüven ahad.&lt;br /&gt;Hiçbir şey O’nun dengi ve benzeri değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FATİHA SURESİNİN ANLAMI&lt;br /&gt;1- Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla&lt;br /&gt;2. Hamd Alemlerin Rabbinedir. &lt;br /&gt;3. Rahman ve Rahimdir. &lt;br /&gt;4. Din gününün malikidir. &lt;br /&gt;5. Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz. &lt;br /&gt;6.Bizi doğru yola ilet; &lt;br /&gt;7. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna, Gazaba uğrayanların ve sapmışlarınkine değil.&lt;br /&gt;_________________&lt;br /&gt;kevser suresi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillahirrahmanirrahim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 İnna a'taynakel kevser &lt;br /&gt;2 Fe salli li rabbike venhar &lt;br /&gt;3 İnne şanieke hüvel'ebter &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANLAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Muhakkak Biz, sana Kevseri'i verdik. &lt;br /&gt;2 Sen de Rabbin için namaz kıl ve kurban kes! &lt;br /&gt;3 Doğrusu sana kin besleyendir soyu kesik olan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;nas suresi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillahirrahmanirrahim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kul e'uzü birabbinnas &lt;br /&gt;2 Melikinnas &lt;br /&gt;3 İlahinnas &lt;br /&gt;4 Min şerrilvesvasil hannas &lt;br /&gt;5 Elleziy yüvesvisü fiysudurinnas &lt;br /&gt;6 Minel cinnetivennas &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANLAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 De ki: "Sığınırım insanların Rabbine, &lt;br /&gt;2 insanların hükümdarına, &lt;br /&gt;3 insanların İlahına; &lt;br /&gt;4 o sinsi vesvesecinin şerrinden, &lt;br /&gt;5 ki, insanların sinelerine vesvese verir durur. &lt;br /&gt;6 Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olsun)." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;felak suresi ve anlamı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillahirrahmanirrahim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 Kul e'uzü birabbilfelak &lt;br /&gt;2 Minşerri ma halak &lt;br /&gt;3 Ve min şerri ğasikın iza vekab &lt;br /&gt;4 Ve min şerrinneffasati fiyl'ukad &lt;br /&gt;5 Ve min şerri hasidin iza hased &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANLAMI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1 De ki: "Sığınırım o sabahın Rabbine, &lt;br /&gt;2 yarattığı şeylerin şerrinden, &lt;br /&gt;3 Karanlığı çöküp bastırdığında bir gecenin şerrinden, &lt;br /&gt;4 o düğümlere üfleyen üfürükçülerin şerrinden &lt;br /&gt;5 ve kıskançlık gösterdiğinde bir kıskancın şerrinden!"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-2078286610639739722?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/2078286610639739722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/bu-surelerin-anlamlar-nedir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2078286610639739722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2078286610639739722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/bu-surelerin-anlamlar-nedir.html' title='Bu surelerin anlamları nedir?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-2406524331215870181</id><published>2012-01-06T08:08:00.001-08:00</published><updated>2012-01-06T08:08:52.540-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fen Bilgisi Soru ve Cevap'/><title type='text'>Retinanın anatomisi hakkında bilgi verir misiniz?</title><content type='html'>Retina göz dibine oftalmoskopla bakıldığında görülebilir. Optik sinirin göz küresini elekli bir delik sisteminden geçerek çıktığı nokta papilla'dır, aynı bölge optik disk, optik sinir başı olarak da adlandırılır. Optik sinir başı, retinanın merkezinde yer alır, burada fotoreseptör hücreler olmadığı için bu noktaya düşen ışık algılanamaz ve görme alanındaki izdüşümü "kör nokta" olarak anılır. Optik sinir başı boyutları kişiden kişiye değişkenlik gösterse de yaklaşık 3 mm² çapındadır. Şakağa doğru olan temporal kısmında makula yer alır, makula yaklaşık 5-6 mm çapındadır, merkezinde sarı nokta olarak da adlandırılan fovea yer alır. Foveada koniler yoğundur ve burası keskin görmemizi sağlar. İnsanlar ve primatlarda bir tane fovea vardır, ancak şahin gibi bazı kuşlarda iki tane fovea vardır, kedi ve köpeklerde ise fovea yerine bu işlevi üstlenen bant şeklinde anatomik bir alan bulunur.&lt;br /&gt;Makula dışında kalan alan çevresel (periferik) retina olarak adlandırılır. Retina iris köküne yaklaşık 5-6 mm geride ora serrata denilen alanda sonlanır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/7784676043908705312-2406524331215870181?l=www.test-coz.net' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://www.test-coz.net/feeds/2406524331215870181/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/retinann-anatomisi-hakknda-bilgi-verir.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2406524331215870181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/7784676043908705312/posts/default/2406524331215870181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://www.test-coz.net/2012/01/retinann-anatomisi-hakknda-bilgi-verir.html' title='Retinanın anatomisi hakkında bilgi verir misiniz?'/><author><name>testuzmanı</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14003518850450171066</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-7784676043908705312.post-3927328574753556698</id><published>2012-01-06T08:05:00.000-08:00</published><updated>2012-01-06T08:06:56.992-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Coğrafya Soru ve Cevap'/><title type='text'>Hangi iklim bölgesinde toprağın oluşumu yaygındır?</title><content type='html'>TAŞLARIN ÇÖZÜLMESİ Fiziksel (Mekanik ) Çözülme&lt;br /&gt;Kayaların, dış kuvvetlerin etkisiyle fiziki yapılarında görülen parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır. Mekanik çözülmede en fazla etkili olan faktör , sıcaklık farkıdır. Sıcaklık farkı arttıkça mekanik çözülme de artar. En fazla görüldüğü iklimçöl iklimidir. Ayrıca karasal iklimlerde de fazladır.Yurdumuzda İç Anadolu, Doğu Anadolu Bölgesi’ndeve G.Doğu Anadolu Bölgelerinde fazladır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimyasal Çözülme&lt;br /&gt;Kayaları oluşturan unsurların eriyerek, kimyasal bileşimlerinin değişmesi sonucundaki ayrışma olayıdır. Kimyasal çözülmede en fazla nem miktarı etkilidir. Ayrıca sıcaklığın da etkisi vardır. Fakat sıcaklık çözünürlülük hızında etkilidir. Dolayısıyla
